Evden hiç çıkasım gelmiyor çoğu zaman. Kedilerin mama kapları boşalınca iniyorum ama. Diyorum beklerler...
05 Aralık 2023
24 Kasım 2023
Birileri Utansın
22 Kasım 2023
İnanç Meselesi
![]() |
| Bir canlı neden böyle uyur ki! |
20.07.2020
20 Temmuz'da yazdığımdan mütevellit geçen zamanı güncellemek adına
yayınlamak istedim. Biraz daha iyiyim inanç konusunda. En azından Güney Amerika'yı görmeyi hayal ediyorum.
12 Kasım 2023
Minik
Kimse kedimin adını sormamış... Oysa bir önceki yazının başında size bir şey anlatmaya çalışmışım, hayatımda bir değişiklik var demişim. Demek önemliymiş ki cümleye onunla başlamışım. Kimse onun varlığının adını merak etmemiş. Oysa adlandırılmayan, yoktur. Neyse...
Şimdi vereceğim örnek size alakasız gelebilir ama çağ içinde çok şeyi değiştirdiği ya da başlattığı için düşününce mantıklı bulacaksınız. Kraliçe I. Isabella Kristof Kolomb karşısına dikilip denizlere açılacağını, Batı'ya doğru Hindistan'a ulaşacağını vesaire söylediğinde izin vermeseydi, para vermeseydi ne olurdu? Amerika'da pamuk tarlalarında bir siyahi köle kırbaçlanarak değil de bir yaydan çıkan okla mı ölürdü acaba? Ama yine aynı gün aynı saatte mi ölürdü? Amerika'da güney-kuzey iç savaşı çıkmaz Abraham Lincoln bir suikasttan sebep ölmez ya da hiç Başkan olmaz mıydı? Isabella bir an durup hayır deseydi... I. Isabella kadar olmasa da kendi kararlarınızın nelere mal olduğunu eminim düşünmüşsünüzdür. Belki de Isabella'nınkinden daha önemli değişiklikler yaratmışsınızdır dünya için. Bilemezsiniz, bilemeyiz henüz. Geleceği düşündüğümüzde beş on yıl sonralarını hatta gelecek ayları merak ederiz genelde. Ergen yaşlarda kiminle evleneceğimizi mesela, kaç çocuğumuz olacağını zengin olacak mıyız vesaire. Muhtemelen yüz yıl sonra o evliliğin neleri değiştireceğini düşünmeyiz. Bütün bu karmaşa düşünüldüğünde kesin görünen bir şey var ki geçmiş ya da gelecek diye bir şeyin önemi yok. Çelişki tuhaf gelecek ama o kadar önemli ki aslında ama mesele onu düşünmek, neler olacağını tahmin etmeye çalışmak değil. Bugün alınan her nefes zamanı yaratan ve şekillendiren şey.
Şimdiki zamanın öneminden, Afrika'da uçan bir kelebeğin kanat çırpıntısının buralarda fırtına yatacağı hikayelerinden daha derin bir şeyden bahsediyorum. Bildiğimiz zaman içinde aldığımız her nefes geleceğe atılan bir ilmek. Bundan ötürü ki şu anda her ne yapıyorsanız vereceğiniz kararın doğru olup olmadığı tek önemli nokta. Mesele de "doğru"yu bulmak bana sorarsanız. Nereden bileceğiz, değil mi? Birini öldürmemenin doğru olup olup olmadığını, bugün o yoldan gidip gitmeyeceğimizi... Zaman döngüsü içinde insanın yapabileceği tek şey yaşayıp yaşayacağı yetmiş seksen 365 gün içinde gönderildiğimiz belki de oluştuğumuz bu gezegen için vicdanı için neyi doğru olup olduğunu bulabilmek, görebilmek ve buna göre hareket edebilmek görünüyor.
15 Temmuz 2023
Nasılsınız
Artık evde bir kedim var. Kendi kaderini neredeyse kendi yarattı. Hiç almaya niyetim yokken eve, bir ilginç olaylar dizisiyle apartmanın önünden kendini benim yanıma attı. İşini bilir bir kedi. Çok da sevecen, okşamayı okşanmayı seven. Sabahları artık ayaklarım tırmıklanarak uyanıyorum, her gün 5.55'de, eğer 12 olmadan uyuduysak bu hiç şaşmıyor.
Galiba hiç bir şey yapmıyorum. Çok şey biliyorum hiç bir şey yapmamaktan daha tatmin edici gündelik bir yaşama geçmek için, bildiklerim hiç bir işe yaramıyor. Zaten eğer orta yaşa gelmiş geçen bir insan soyundan tavsiye almak isterseniz diyeceğim ilk şey şudur ki; bilmek yetmez! Sigaranın kanser yapacağını, vaktinizin kısıtlı olduğunu, her gün yürüyüş yapmanın hem aklınızı hem vücudunuzu açacağını, sınanmayan dostlukların dostluk olmadığını, her ne olmak istiyorsanız azimle ve sabırla çalışmanız gerektiğini, okumanın pek çok sıkıntıya iyi geldiğini bilmeniz yetmez... Başka bir şey gerekiyor yapabilmeniz için... En azından benim için. Nedir acaba?
24 Haziran 2023
Yazmanın Ucundan Tutmak
Yazamama halimi bitireceğim yakında, siz de görür bakarsınız. Bugün Cumartesi. Pazartesi'den Perşembe sabahına kadar bayram temizliği yaptım ama nasıl temizlik! Yine de malikanede mi oturuyorsun arkadaş üç gün ne temizliği demekte haklısınız. Yok canım hepi topu 2 oda 1 salon da, 20 bölüm Kızılcık Şerbeti izleyince üç günde bitti silip süpürme. Bu yaşta doktora yapmaya soyununca kolay oldu diyemeyeceğim son üç ayda çok yoruldum, makaleler, ödevler canıma okudu. Her zor gelen iş yaptığımızda kaytarmak için bütün keyifli işlerimizin aklımıza hücum etmesi beni de vuruyordu, ah şimdi film izlesem, ah şu kitaba gömülsem ve de yazı yazmayı ne kadar özledim deyip duruyordum. Son üç gündür aklımdan yazıp dururken düşündüm de ben ki yazmayı okumayı seven biri olarak temizlik yaparken 20 bölüm, üstelik her biri iki saatlik, diziyi izlediğime göre kim artık blog okur ki! Bunu pek çoğumuz gibi ben de özellikle etraftaki çocuklar üzerinden çok düşünüyorum; bu oku-mamanın hali ne olacak gelecekte, yerini ne alacak. Alacak mı bir şey yerini?... Dünyanın bütün kütüphanelerinin elli yıl sonra örümcek ağlarıyla kaplı boş ve karanlık odalara döndüğü geliyor gözümün önüne. Yaşlı bir adamın elinde bir kitap ahh, dediğini duyuyorum. Sesli kitaplar, YouTube eğitim videoları ve o kısa kısa özlü sözler yığınları okumak ve anlamak gibi ağır ve meşakkatli bir uğraşın yerini alabilecek mi ya da tutabilecek mi... Temizlik yaparken izlemişsin kitap nasıl okuyacaktın diyebilirsiniz. Sorun tam da bu işte. O çip var ya o çip, icat edildiğinde kader ağlarını örmüştü. Tarih akışı o kadar hızlandı ki biz insan ırkı bir şeyleri aynı anda yaparsak daha çok şeye yetişeceğimize inanır olduk. Yemek yaparken örgü videolarından akşama yapacağımız yeleği çoktan öğrenmiş olmak, makale yazarken İngilizce hikaye dinleyerek seviyemizi yükseltmek, temizlik yaparken kulaklığımızı takıp arkadaşımızın aşk acısını dindirmeye sözler düşünmek... Oysa zaman denen şey, yaptığımız şeydir. Bir kaç şeyi aynı anda yaptığımızda bir düşünün, hiç bir şey yapmıyoruz aslında... Yazamadığıma göre birazdan sizleri okumaya karar verdim... Orada görüşürüz.
22 Mart 2023
Gönül Yorgunluğu
21 Aralık 2022
Anladıklarımdan II
20 Aralık 2022
Anladıklarımdan I
Çook yıllar önce Oyunun Kuralı adlı bir dizi vardı, 1930’lar (?) Amerika’sında alt sınıflardan hızla yükselerek zengin olan bir adamın ali-cengiz oyunlarını anlatıyordu. Oyunu kuralına göre oynarsanız kazanabilirsiniz, (?) iyi niyetiniz suistimal edilmeyebilir, kullanılmayabilirsiniz veya şartlar genelde sizin lehinize olabilir. Uzun zaman bunun çelişkisini yaşadım. Machivelli ne kadar haklıydı? Tepeye gidiyorsa bir yol mübahmıydı bütün yollar ve yoldaki taşları ezmek? Kendi adıma karar verdim ki; bu değil. Ben attığım her adımın izini bırakacağım ve o izlerin izlerini taşıyacağım bu dünyada. Bir sokak köpeğini zehirleyen görevli görevi olduğu için cinayet işlememiş olmuyor ya da köpeğin insana zarar verdiğini düşünerek vicdanını rahatlamış olsa bile şahsen bilerek ve aklı başında olarak öldürdü mü öldürdü! Ne diyordu Binbir Gece Masalları; günah işleyen günahıyla cezalandırılmıştır zaten. Sebepler sonuçları değiştirmiyor. Oyunu kuralına göre oynamadığımızda "ötekilerden" olabiliriz. Dışlanabilir, yeterince kabul görmeyebiliriz ancak şu da var ki kurallar başka türlü değişmez! Var olan beğenmediğimiz zincirlere bir halka da biz ekliyorsak şikayet etmek hakkımız değildir çemberden.
***
Ölüm olmasaydı olmazdı. Pek çok açıdan ölüm yaşamın en mantıklı olayı. Ölümün canlı yaşamındaki tek kesin şey, insanın oluşturduğu toplumsal düzen içinde en mantıklı son olduğunu düşünüyorum. Dünya gezegeninin gelişmesi ve belki sonlanıp yeniden bomboş bir gezegen olarak evren içinde var olması için ölüm şart, şarttı. Düşünüyorum da ya Hitler ve onun topluluğu sonsuz yaşama sahip olsaydı, ya Maya'lar insan kurban etmeye devam etseydi, engizisyon mahkemeleri kadınları yakmaya... Bunların yanında ölmemiş olmasını dilediğim de çok insan var. Bu dünyaya belki sadece güzellikler bırakmış çok insan... Ancak yaşamın devamlılığı için, dünyanın değişimi, toplumların dönüşümü için birileri gidip birileri gelmese olmazdı...
***
Sınanmamış dostluk dostluk değildir.
26 Ağustos 2022
Bir Dostun Ardından
08 Temmuz 2022
Sayıklamalar IX
Her şeyden şikayet eden yaşlıların neden her şeyden şikayet ettiğini anladığım için çok üzgünüm.
09 Nisan 2022
Bir Şekilde Yaşıyorum
Neden zaman bana hiç yetmiyormuş hissim bu kadar yoğun? Bir bileniniz varsa allasen söylesin! Evde oradan oraya koşturan çocuklarla, üç öğün yemek isteyen bir kalabalıkla yaşamıyorum, yaşamak için çalışmam bile gerekmiyor ama kafamda düşünüp durduğum hiç bir şeyi yetiştiremiyorum. Çünkü yapmıyorum! Şu an bu cümleme çok güldüm... Koltuğa oturuyorum balkonu yıkamam gerek diye düşünüyorum; dolaptan tel süpürgeyi çıkarıyorum, sandalyeleri balkon korkuluklarına takıyorum -iki kere yapıyorum o hareketi çünkü düşecek gibi oluyorlar- iki temizlik bezi ve 'cif 'i alıyorum yanıma. Önce balkon mermerlerini ıslatıp siliyorum, ondan önce korkulukları tabi, bez çok kirlenmesin. Sonra o suyu yerlere döküyorum. Kaba tozunu şöyle bir süpürüyorum. Sonra bir iki en en fazla üç kez banyodan su taşıyorum döküyorum balkona iyice sürterek yıkıyorum. Sandalyeleri indirip siliyorum. Ortadaki tabureyi siliyorum. Tek kaktüs saksımı en güneş alan noktaya tekrar koyuyorum. Sabahtan beri ısınan çaydanlıktan son bir bardak çay alıp oturuyorum balkona, tomurcuklanan ağacı seyrediyorum. Sonra koltuktan kalkıyorum. Çayı kapatıyorum. Yaklaşık bir haftadır balkonda duran su dolu temizlik kovalarına bakıp, dursun biraz daha akşam oldu boş ver deyip, balkon kapısını kapatıyorum.
Beş gün olmuş sosyal medyadan onlarca arkadaşım yaş günümü kutlamış, dönmemişim. Mesaj kutusuna mesaj atan sevdiğim bir iki arkadaşım var, dönmek istiyorum dönmemişim. Kendime kural koyuyorum, her gün iki arkadaşımı-akrabamı arayacağım, bir iki gün arıyorum sonra yine aynı, arayamıyorum. Sevdiğim dayım var, amcam var, kuzenlerim var aklımda, vaktim yok ki! Herkesle konuşuyorum bütün mesajları cevaplıyorum hele hele ne güzel yazılar yazıyorum camdan bakarken. Sonra bir bakıyorum akşam olmuş karnım acıkmış eh, akşam oldu artık diyerek vicdanım rahat uyuyabileceğime sevinerek sabah hepsini sırayla yapacağıma söz vererek gözlerimi kapatıyorum...
12 Mart 2022
Ama Olmadı Böyle Zaman
Zaman konusuyla ilgili bu kaçıncı yazım hatırlamıyorum. Bir algım birden yüzüme burdu bugün, yine yazayım zamanı dedim. Sağolsun sevgili Ceren 'in sorularını düşünürken, geçmişte de zaman hakkında -aslında boş boş- düşünürken, onu ne kadar yok saydığımı fark ettim. Sanırım ölümlü bir canlının yapabileceği en büyük hatayı yapmışım... Bravo bana yani.
"Sınırlı zamanın olduğunu asla unutma", yazmışsın ya sevgili Ceren, bir an durdum. Öyle ya, sınırlıydı, değil mi! Sınavlarda, toplantılarda, bir yere yetişirken, bir yerden ayrılırken zaman aklıma geldi mi elim ayağıma dolanıyor. Mesela daha sınavın bitmesine yirmi dakika vardır, aman! yirmi dakika kalmış diyerek bir saate bir soruya bakar kalarak süreyi doldururum. Son bir dakika kalmıştır gideceğim yere, daha zaman var derim. Kafamda aranacak insanlar, gidilecek yerler, hele de karar verilecek işler, eylemler ve daha neler neler için hep daha zaman vardır gelecekte?!. Zamanla ölçülen bir şey yok da, sanki ben yapacağımı edeceğimi ne zaman nasıl bitirirsem öyle/ydi hayat. Öyle olmalıymış gibi. Kötü oldu zamanı yok saydığımı netleştirmem. En azından farkında olmadan dolaşıyordum ortalıklarda, şimdi farkında olarak dolaşacağım, o kötü.
Ben Kedim Yatağım-Sezen Aksu
25 Şubat 2022
Karafatma
Gözümden uyku akıyor ama uyuyamıyorum. Banyoda bir karafatma gördüm. Öldürmek istemedim. Tuttum elimle camdan attım. Camdan atana kadar elimde öldü zannettim, çok korktum. Yaşamımın bundan sonraki acılarına nasıl dayanacağım bilmiyorum. Evin içinde otururken dışarda miyavlayan kedilerin çığlığına dayanamıyorum on kere balkona çıkıyorum birine bir şey mi oluyor ki? Balkonda üşüyorum bu sefer de soğukta ne yapıyorlar ki? Üzülüyorum. Daha olacak acılarım biliyorum; her şey sırayla giderse olacak... Ölümden korkmuyorum; yaşama özlemim ağır basacak biliyorum.
08 Aralık 2021
Alışkanlığın İntikamı
"Öyle ki, alışkanlık denen şey olmasaydı, hayatın, her an ölme tehdidiyle karşı karşıya olan kişilere - yani bütün insanlara - harikulade görünmesi gerekirdi." - Marcel Proust, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
Makyaj masasını çalışma masası olarak kullanıyorum. Üzerinde çalışma, okuma ve yemek yiyebileceğim bir masam olmasına rağmen ayrı bir çalışma masam olduğunda kendimi daha iyi hissediyorum. Çalışma masamın üzerinde bir takvim var. Hani böyle ay ay katlanabilir olanlardan. Yanında da bir kalemlik. İçinde çeşitli kalemler. Bu ikisi de günlük hayatımın çok önemli parçaları değiller. Belki kalemler ama takvim hiç değil. Fakat onlar orada durdukça kendimi güvende hissediyorum. Hayatımın 18 yılı boyunca günün ortalama on saati bir çalışma masasında oturdum ve masanın sağ tarafında kalemlik ve takvim, sol tarafında her akşam kapayıp her sabah açtığım bir ajanda bulundu. Geçen hafta Pazar sabahı marketten gazete aldım. Bir zamanlar pazar kahvaltıları sonrası iş aramasam da okuduğum Hürriyet İş İlanları ve planlar yaparak rahatladığım Kültür ve Sanat ekiyle hatırladığım kendimi, kendimle konuşurken buldum. İyi hissettim. Doktorların ilaçları aynı saatte almamızı salık vermesinin bir nedeni de bu değil mi; vücudumuz alışsın.
Rutin iyidir ama alışkanlık korkunç! İçimizdeki hayatı dondurduğunda bizi iyi hissettiren rutinlerimizin alışkanlığa dönüştüğünü anlarız ama iş işten geçmiş olur.
Not: Bu yazıyı yazalı bir kaç hafta oluyor. Gün aşırı oturuyorum yazmak için, bir kaç öfkeli ya da sıkkın cümle yazıp kalkıyorum. Pek çoğunuz gibi ben de şu cümleyi kuruyorum; hiç bu kadar umutsuz hissetmemiştim hayat karşısında, insana dair. Beyin ölümümün gerçekleştiğini hissediyorum. Hemen her şeyi kafamın içinde yaşayıp bitiriyorum. Oturup düşünüyorum, sonra hiç bir şey yapmıyorum. Mutlu olduğum tek rutinim, apartmanın önüne mama koymak ve kedilerin yemesini seyretmek.
26 Ekim 2021
Yoruldum
Ne tuhaf bir dünya oldu… Artık her ne yaparsan yap, neyi ne kadar iyi ya da kötü yaparsan yap, başkalarına göstermiyorsan bir değeri yok gibi… Bu sosyal medya bezdirdi sanırım beni artık… Ne gördüğün senin ne yediğin sanki… Karından kocandan önce hiç tanımadığın insanlar görüyor bazen ne kadar mutlu ya da üzüntülü olduğunu.. Oturmuş kitap mı okuyorsun kahvenle evde, kocanın haberi yokken bu huzurundan hiç tanımadığın bir adam sana “bol keyifler” diyor ve sen ona; teşekkür ederim diyorsun, mesela. Ya da denize bakıyorsun dalgın, başın ağrıyor, üzgünsün, karın haberdar değilken neyin var, başka biri sana şu ilacı kullansanız iyi olur, diyor mesela. Özel nedir? Kimdir yakının? karıştı sanki… Sonra bir bakıyorum insan en çok nerden beğeni alıyorsa nerden yorum koparıyorsa o olmaya başlıyor. Sevmediği bir konuda belki uzman gibi davranıyor. Kim olduğunu, nasıl biri olduğunu unutuyor sanki insan… Julia Roberts’ın bir filmi vardı yıllar önce Kaçak Gelin isimli. Üç beş kişiyle nişanlanıyor tam düğünde nikahtan kaçıyor. Her nişanlandığı adam yumurtayı nasıl yiyorsa o da öyle seviyor yiyor. Sonra bir gün bir kafede uzun uzun düşünüyor; ben yumurtayı nasıl seviyorum! diye… Onun gibi işte…
Bi kere bir YouTube kanalında bir diziden bir oyuncu için “ne kadar kötü oynuyor” yorumu yapmıştım. Kadının biri, “gözün kör herhalde, ne kadar iyi oynuyor, iyi bak bence” gibi bir yorum yaptı. Ben ciddiye alıyorum inanır mısınız. Oturup üzülüyorum; neden bu kadar “terbiye yoksunu” oldu insanlar, diye. Ben oyuncuya laf etmişim sen bodoslama bana dalıyorsun! Ne yazarken kelimelere dikkat var ne de karşımızdakinin kalbi olan bir insan olduğu hatırlanıyor. Bir uzman kanalında teknik bir soru soruyorum, anlamıyorum bir daha soruyorum, ben anlatayım tatlım! gibi saçma bir cevap alıyorum alakasız birinden. Hem herkesin sanki tanımadan birbirini saydığı sevdiği bir dünya hem nefretini kusmak için fırsat aradığı bir haller, haller dünyası oldu sanki… Mesala, biri özelden mesaj yazsa her yazana insandır düşüncesiyle uygun şekilde cevap veriyorum; tanışmak için yazıyorsanız tanışmak istemiyorum, bir şey soracaksanız buyrun diyorum. Ama artık anladım ki önemli olan ne yazdığınız değil cevap vermeniz herhangi bir kelimeyle de olsa. Sanki cevap yazınca hazırsınız “her şeye”... Hatta biri demişti, madem konuşmak istemiyorsunuz neden cevap yazıyorsunuz! Oysa bana ne kadar kabalık geliyordu birine cevap vermemek. İşte, konuşmak istemediğimi yazıyorum, demedim artık… Ama kelimelerin bir anlamı yoksa, neden “yazıyoruz” artık… Velhasılı; anlamsız bir ciddiyetle yaklaşıyorum bu dünyaya ve benim baş edebileceğim bir karmaşa değil, anladım…
12 Eylül 2021
Hallaç
23 Ağustos 2021
Her Şeyi Anlamak Zorunda Değiliz
Ulus Baker'in dediği gibi, her şeyi anlamak zorunda değiliz. Zorunda mıyız sizce? Nohut soğuk suyla mı ıslatılır sıcak suyla mı? Biri bana nedenini söyleyerek cevabını verebilir mi? Bütün ansiklopedileri tavan arasına kaldırtan 'google' hazretleri her ikisini de söylüyor çünkü. Hangisine inanacağıma tamamen o anki üşengeçliğimle karar verdiğim bu soruya bir yanıt ve bu dünya da artık neye inanacağımızı ve nasıl anlayacağımızı bilen varsa söylesin...
Görüyorsunuz baştan sizi yanılgıya düşürüyorum. İnanmak ve anlamak bambaşka şeylerdir çünkü. İnanmak sorgusuzdur. İnsan bir yaratana ya inanır ya da inanmaz örneğin. Bunu akılla sorgulamak "inanç" meselesine ters düşer. Neden inandığımızı sorgulayabiliriz, inandığımız şeyin inanmaya değer olduğuna ikna kapları bulmaya çalışabiliriz ve inancımızı onun içine koyarız. Artık bizim için bizim inanılası bir şeydir o. Fakat yine de dünyanın geri kalanı için inanılmaması gereken bir şey olabilir. Önemli değildir. Çünkü inancımız kendi varlığımızın geldiği zihinsel dünyanın bir sonucudur. Bize aittir. Oysa akıl soru sorar, cevaplar nesneldir ve bildiklerinizin dışında olabilir. Aramak sonra bulmak, dünyada keşfedilmiş bilgiyle karşılaştırmak gerekebilir. Bulunur belki de bulunmaz ama bu şekilde her daim sorgulanmaya ve değişmeye açıktır. Oysa inanmak kolay değişmez. İnanç bizim kaplarımız değişirse, biz değişirsek değişir ancak. Anlamam mı inanmam mı gerekiyor bilmiyorum ama siz yine de söyleyin, hangi suyla?
20 Ağustos 2021
Bir Sabah
Bu aralar sabah bir bakmışım aradan on yıl geçmiş olacak gibi geliyor. Çünkü geçmiş on yılın yılları sanki bir gece uyumuşum da sabaha geçmiş. Beynim hiç bu kadar karmaşık ve dolu tam da bu yüzden hareketlerim hiç bu kadar yavaş olmamıştı. Hayata hiç bu kadar karamsar ve umutsuz baktığımı hatırlamıyorum. Bütün enerjimi, inanmışlığımı, inanacaklarımı, beklentilerimi harcamışım, dağıtmışım sanki…
Bir film izlerdim ve hayallere dalardım. Artık film izleyemiyorum, anlamsız geliyor. Ve bu çok zoruma gidiyor. En sevdiği oyuncağı tavan arasına kaldırılmış, büyüdüğünün farkında olmadan büyümüş çocuk gibi hissediyorum. Şu “tavan arası” sözünün anlamsızlığını da yazınca fark ettim. Bizim kültürde evlerinin tavan arası olmaz ki, öyle, müstakil evlerde oturulan bir sınıftan değilim ben en azından. Tavan arası lafı bile hayal kurduğum filmlerden alınma, anlamsız yersiz bir görüntüymüş zihnimde meğer. Öyle bir görüntüyü zihninde taşıyınca insan sanıyor ki bir gün bir evi olacak, orada yaşlanacak, kendinin ve ailesinin hatıralarını tavan arasında depolayacak, sonra arada bakıp gülecek, ağlayacak onlarla. Yanlış imgeleri beynimde taşıyıp yanlış cümleler kurmuşum sanki…
15 Mayıs 2021
Rüyaymış
Bir hafta önce Gülseren'i gördüm. Ben, Saniye ve Gülseren bir yerde oturuyoruz. Gülseren canlanmış. Ben inanmıyorum, Saniye inanıyor. Diyorum, bir tek bize mi görünüyor, nasıl olabilir, nasıl canlanabilir?! Olmuş işte diyor Saniye, her zaman ki net konuşmasıyla kızarak bana biraz. (Bana bir konuda kızdığını mı düşündüm acaba Saniye?) Herkes görüyor, gayet yanımızda işte diyerek devam ediyor. Mehtap öldüğünde de bir kaç hafta sonra canlandığını, mezarından çıkıp yanıma geldiğini görmüştüm. Kız kardeşim biraz anlıyor rüyalardan ona sormuştum ben de; gülerek geldiyse seni merak etmiştir, yüzü gülmüyorsa kendisi senden bir şeyler bekliyordur, demişti. İşte Gülseren ve biz karışık, şimdi tam anımsamadığım bir şeyler yapıyoruz. Gülseren bir yere gitmiş, bir adamın yanına, biz kızıyoruz, neden gittin ki diyoruz. İngilizce bir ifade söylüyor, bu ne demek ki diyor bize. Saniye, bilmem diyerek bana bakıyor, Aze sen söyle, diyor. İngilizcesini söylüyor Gülseren, hatırlıyordum tam olarak ama şimdi ne yazık unuttum, şöyle çeviriyorum ama; "içindeki ışığı takip et." İçimdeki ışığın ne olduğunu bilmiyorum, işte sorun o... Bari onu da söyleyeydiniz...
Dünden önceki gece, annemin anneannesini gördüm. O da yaşıyormuş. Ama o ölüp dirilmemiş, zaten yaşıyormuş ama ben bilmiyormuşum. Rüyamda annem hasta oluyor ama beyazlar içinde, ben başka bir yerdeyken onu hastaneye götürmüşler. Beni kardeşlerim buluyor, hatta yalnız kalmak istiyorum diye kapıyı açmıyorum, kapıyı kırıp içeri giriyorlar, annemi hastaneye kaldırdık demeleriyle fırlıyorum. Yanımda birileri varmış. Alelacele hazırlanıyorum, valimizi sürüyerek indirip yol kenarına bırakıyorum filan. Bir gitmem var görmeliydiniz... Araç bulamıyorum, kardeşlerim ortadan kayboluyor. Yollar ıssız, ama çok yeşillik. Otobüs bakıyorum bana bir motosiklet kiralama mı, kullanmasının çok kolay olduğunu söylüyor birileri. Kiralıyorum, zar zor çalıştırıyorum, gitmeye çalışıyorum, gaza basıyorum, ayağımı yere koyup hız alıyorum, bir gidiyorum bir gidemiyorum. Hızlı gidiyor gibi oluyorum ama bir bakıyorum hiç gidememişim. Gidiyorum gidiyorum ne kadar kaldı diyorum gördüğüm nadir kişilere daha çok diyorlar, hani kısaydı diyorum, gene binmeye çalışıyorum, zorluyorum, zorluyorum... Sanki bütün gece motosiklet kullandım, öyle zor, öyle sıkıntılı geldi bana. (Ne bisiklete binmeyi ne motosiklete binmeyi bilirim. Uyumadan önce bisiklet sürmeyi bilmediğimi düşünmüştüm, bu kadar mı etkilendim ki!) Artık motosikletle gidemeyeceğimi anlayınca onu bir yerde bırakmak istiyorum, ama kiraladığım yere nasıl ulaştırırım fikrine takılıyorum bir yandan, diğer yandan anneme yetişmek istiyorum. Bir kulübeye varıyorum, bir çocuk var on üç on dört yaşlarında, sana elli lira versem bu motosikleti şuraya bırakır mısın diyorum. Ailesi çok seviniyor, tabi bırakır ne olacak, diyorlar. Böylece bir ana caddeye varıyorum, otobüsler geçiyor sürekli yanımdan. El kaldırıyorum kimse almıyor. Sakarya ne taraf diye ona buna soruyorum, niyetim otostop çekmek. Öyle de yapıyorum ama yine kimse almıyor. Sonra birden, annemin nenesinin yanında buluyorum kendimi, yaşlı ama çok dinç, annen çok iyi merak etme, onun bünyesi çok güçlüdür, yayla kızı o, iyi olacak, atlatacak diyor bana. (Bugün annemle konuştum, sevinçle güzel bir rüya olduğunu söyledi. Beyazlar giyiyorsam aydınlığa çıkacağım iyi iyi dedi. Sen niye öyle sıkıldın ki deyince, yok ben de yeşillik içindeydim deyip geçiştirdim.)


