Ağustos 20, 2019

Gökyüzüne Veda

Bu, bilmiyorum kaçıncı yazı denemem son bir kaç gündür. Olmuyorsa neden olmadığını yaz demişler. Yazamayınca okumam gerekir düsturuyla ben de eski yazılarımı okudum. Her şeyi yazmışım. Evet, böyle düşündüm. Her şeyi söylemişim söylenmesi gereken. Ne demiş şarkı: "Sorma bana hiç bir şey, söylenmedik ne kaldı."

Bazı yazıları gerçekten beğendim. Bazı cümlelerim, konulara bakış açım, bitirişim, başlayışım hiç de kenara atılır şeyler değilmiş... "Daha hikaye kitabı yazacaksın" diyen kırk yıllık arkadaşıma artık gülmüyorum. Yazacağımdan değil de yazabilme ihtimalime inanıyorum evet. Şu anda siz okuyucunun dudak büken gülümsemesini umursamıyorum, insan kendini övmez diyen dedeye de aldırmıyorum.

Şimdilerde hangi cümleye başlasam hangi kelime gelse aklıma ya "söylemiştim" ya da "söylesem ne fayda" ile kapatıyorum gözlerimi. "Yerle yeksan oldum, kalkamıyorum" ile "çimenler yeşildir" cümleleri arasında bir fark bulamıyorum. Böyle olduktan sonra yazılabilir mi, yazılamaz. 


"Masumlar ne anlatır yüzlerinde? Cennet, neyi yitirdikten sonra aramaya başladığımız şeydir? İçimizdeki boşluktan başka nedir ki ölüm? Bu boşlukla nereye dek gidilebilir?" -M.Mungan

Ağustos 19, 2019

İnsanlardan Alıntılar

Ben sözümü tuttum. On beş gündür sigara içmedim. Sen tutmadın. -Anonim.
***
Vazgeçtim. Ne zaman vazgeçeceksin tutunmaktan diye on yıl önce soran arkadaşıma cevaben yazıyorum: bugün vazgeçtim. Hayata kırgınım. Kızmıyorum, bana hiç bir şey vaat etmemişti çünkü fakat kırgınım. -Anonim.
***
Mae Mobley benim son küçük kızımdı. Ve o on dakikada bildiğim tek hayatı kaybetmiştim. Tanrı düşmanlarımızı sevmeyi öğütler. Ve bu çok zor. Ama gerçeği söyleyerek başlanabilir. Kimse bana ben olmanın nasıl bir şey olduğunu sormamıştı. Bu konuda hakikati söyledikten sonra kendimi özgür hissettim. -The Help, filminden.
***
Modern klasik müziğin başarılı bestecilerinden ve önemli gitaristlerinden biri kabul edilen Bryce Dessner'in ilk tek şarkılık albümü yayınlanmış: Des Traces.  Bayıldım! -Müziklerden.
***
- Sen bir şeyi unutmak isteseydin neyi unutmak isterdin Teyze.
- Bilmem, zor bir soru, düşünmem lazım.
- Bulamadın mı hâlâ?
- Yok. Senin var mı?
- Ben senin kızmayı unutmanı isterdim.
Çok üzüldüm... -Anonim.
***
Yer olmadığından seni iki sıra arka çaprazıma oturttum. Ben de senin iki ön çaprazına yerleşmiş oldum. İlden ilçeye giden otobüsün bu kadar kalabalık olacağını nereden bilebilirdim. Ayaktaki yolculardan aramız kapanmıştı. Otobüse bineli yirmi dakika kadar olmuştu. Bir ara arkama yaslanıp kendimi bıraktığım, kafamdakileri satmaya çalıştığım cam dışından başımı arkaya, sana doğru çevirdim. Dimdik oturmuş, koltuğu sımsıkı tutmuş pür dikkat bana bakıyordun. Nasıl korkmuştum senin korkundan... Gelcen mi dedim? Hemen geldin. -Sana bakıyorum bindiğimizden beri. -Ya inersen beni unutup. Çok üzüldüm. -Anonim
*** 

Ağustos 16, 2019

Bir Zamandan Ovaya

BİR ZAMANDAN OVAYA

Gök burada bodur ve yayvan
Böylece yer yer genç kavaklarla
Bir ahi bulutları dürüyor

Zaman bütün kıvrımlarıyla iç içe yatıyor

Güneş gözlerimden giriyor içeri
Ve sökülüyor kara kıştan gördüklerim
Sana tutunduğum yerlerden çözülüyorum

Bir ağaçtan düşer gibi olgunlaşıyorum

Ellerim ıslak ve berrak
Bir zamandan, bir ovaya topluyorsun beni
Bittiğim yerde büyüyebilen bir türüm

Bütün suları aydınlık denizlere bir ederim

Enver Ali Akova, 2018, Olmasını İstediğimiz Bir Park, Varlık Yayınları

Temmuz 24, 2019

Bazı İnsanlar

Bu dünyada hâlâ bazı insanlar var: Yo-Yo Ma, Itzhak Perlman ve John Williams, gibi.
Kendi başlarına da bir arada da harikalar yaratıyorlar...



Temmuz 15, 2019

Kalbim Katlanma Bu Dünyaya

Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
Yeni bir cehennem kurmalıyım kendime
Hep kendini yineliyorken sesler kokular
Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün
Ölümsüz olmak kadar ürkünç bir şey
Bu dünyaya alışmak duygusu

Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
Katlanma kendine ve bu dünyaya

Kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa
Geri vermiştin dinini
Dilini de unut artık
Aztektin yahut Kürt, hüznünse Kızılderili
Geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil
Hiçlik, o sezdiren keder
Buydu senin payın
Duyumsa sülfürün yanışını
Seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl
Bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek
Kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan
Bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu
Medyumdu kimya bir senfoninin diliydi belki
Yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden
Sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl
Ve katlanma bu dünyaya ey kalbim

-Ahmet Telli

Temmuz 11, 2019

Haziran 19, 2019

Bir Şiir & İki Şarkı

Bir sahne ancak bu kadar güzel açılabilir: Mavi bir kadınla...
Bir sessizlik ancak böyle iç yırtarak bölünebilir: Alexiou'nun sesiyle... 
"Herkes ölür ama herkes yaşayamaz" demişti William Wallace değilmi? "Sözün sonu kederli bir gülüş de" olsa, geriye kalan nasıl yaşandığıdır... Birini diğerinden ayıran şey; yorumlamak...

ÖTEKİ MİTHOSU
...
göze alırsanız eğer
kırılır dağılır aynadan sandığınız resimler
sözcükler kalır geriye
cam kırıklarına saklanmış
az ışıklı odalarda sözcükler
...
Sözcükler. Tutmamış ömürlerin teyel yerleri
camlatılmış kelebekler, kurutulmuş akrepler gibi
başkalarına kaldınız
bir zamanlar sanmıştınız ki hayat
kitaplardan ve sözcüklerden geçer
kendinizi eskiten oyunlara daldınız
örneğin uzun tutulmuş bir önsöz yüzünden
kitaba geç kaldınız
Ki 'hayatınız' su içinde birkaç roman eder
...
masalın en iyi yanı yeniden söylenebilmesidir
söylendikçe büyülenirler
birleşir nehirler, dağlar yer değiştirir, tılsım ve tehlike
çığ ve lâv, kılıç ve ipek, coğrafya ve tarih yeniden keşfedilir
...
Murathan Mungan

Haziran 16, 2019

İç İçe Rüyalar

Rüyamda, rüyamda birini görürken onu rüyamda gördüğüme şaşırdığımı ve rüyamda, uyanıp rüyamın rüya olduğuna üzüldüğümü gördüm. Her iki rüyadan da peş peşe uyandım.
Gerçek.

Rüyamda, ağzımdan kahve renkli az sıvı bir şey geliyordu. Aktı aktı, gelmeyince kendim çektim. Sonra o sıvı çok güzel göründüğünü düşündüğüm gümüş renkli bir sıvıya dönüştü. Ben onu ağzımdan çıkarmaya çalışırken yanımdan koyukahve renkli iki at geçti. Daha çok başlarını hatırlıyorum.  Çok güzellerdi. Hava çok sıcaktı. Atlar susamıştır, su versem keşke dedim. Yan tarafta bir kazan gördüm. Kazan su doluydu ve su üstten pırıl pırıl, dibine doğru bulanık görünüyordu. İçinde küçük balıklar vardı. İçemezler öyleyse dedim.
Gerçek.

Rüyamda, bir kız çocuğu çok yüksek olduğu bulutlardan anlaşılan bir tepenin başında aşağıya bakıyordu. Elinde bir papatya çiçeği tutuyordu. Papatyaları çok sevdiğini düşünüyordu. Bir dere akıyordu yan tarafında. Bir adam, babası olduğunu düşündüğü bir adam ama emin olamıyordu, çamaşır yıkıyordu. Yanına gider kız çocuğu, "neden sen yıkıyorsun çamaşırları", der. O zaman babası olduğundan emin olur. Kalmış, yıkıyorum işte der. "Onlar benim değil, kızkardeşimin", der küçük kız. En azından kendi çamaşrlarını yıkamadığına sevinir. Sonra zaman ve mekan değişti. Kız bir musluğun başındaydı, boğazı gıcıklanıyor, öksürüyor, bir şeyler çıkacak gibi oluyor çıkmıyordu.
Yalan.

Haziran 13, 2019

Oradan Buradan Sözler

"Ey layık olmayan kimseye yardım eden! Bil ki, suçlu, işlediği suçla zaten yeterince cezalandırılmıştır..."  -Bin bir Gece Masalları.
***
Sanırım en büyük üzüntümüz, eğer görürsek, yetmiş yaşlarında bir evin penceresinden bakarken geçmişe, farklı yapmadığımız şeylerin pişmanlığı olacaktır. Bir hayatın, hayatımızın biteceğine en baştan beri alıştırabilirken kendimizi, oturduğumuz koltuğun hiç de rahat olmadığını gördüğümüzde neden değiştir(e)mediğimizi düşünmek, omuzlarımızdaki yükü ağırlaştıracaktır. Bir hayatı huzurla sonlandırabilmenin en önemli farkındalığı o hayatı "insan" olarak, "kendini bilerek" yaşabilmektir kanımca.
***
Sesli sözler.
***
"Popper'e göre, insanları neyin mutlu edeceğini kesin olarak bilemeyiz. Onlara, en büyük mutluluğu sağlama özentisi bizi dogmatik bir tutuma götürür. Oysa bunun tam tersi çok daha sağlamdır: İnsanları nelerin mutsuz edebileceğini daha büyük bir güvenle saptayabilir, bu engelleri ortadan kaldırmaya çalışabiliriz - ondan sonra mutlu olup olmamak artık kendilerinin bilecekleri iştir. (s.40)"- Mete Tunçay, Bilineceği Bilmek
***
Bu filmde Sultan'ın evi olarak görünen Arnavutköy sırtlarında kalan son gecekondu geçen haftalarda yıkıldı. İstanbul'un ikinci boğaziçi köprüsünün yapımından önce Avrupa yakasında köprünün geçiş noktalarında kalan gecekondu mahallesi yıkımlarını anlatır film. Türk sinemasının iyi örneklerindendir. Şark kurnazlığı sorunu sanıldığından önemli bir sorundur. Aklıma bu konuda Çetin Altan gelir. Türkiye'nin ciddi bir köylülük sorunu olduğunu söylerdi. Mesela, İtalyan köylülerinin üzüm bağlarından döndükten sonra akşamları piyano dinleyerek uyuklamalarına ya da pazar günleri arkadaşlarıyla tenis oynamalarına giden yolun bizim için ütopik olduğundan dem vururdu yazılarında. Doğrudan olmasa da bu filmde de benzer olarak şehre gelmiş ve köylerini bir mahallede yaşatan köylülerin birbirleriyle kurdukları bencil ve çıkarcı ilişkiler iyi anlatılmış. Filmde Kemal, sırf beraber olmak için kırk takla attığı, işi sahte nikah oturumuna kadar götürdüğü Sultan'a bir zamandan sonra aşık olsa da o kısmı Türk sineması sevimliliği sınırında kalır. Elbette bencillik ve çıkar ilişkileri köylülere has değildir. Fakat, "orada bir köy var uzakta", romantizmiyle baktığımız yerleşimlerin nasıl kendini kurtarmaya çalışan bireylerle dolu olduğuna da  iyi işaret ediyor film. Diğer yandan gecekondu yapılaşması kentli zenginlerin ve onların vesilesiyle devletin ucuz iş gücü pahasına önce göz yumduğu, işine gelmediği noktalarda gözden çıkardığı apayrı bir konut/barınma sorununun sonucudur. Bu bağlamda gecekondu yapılaşmasını ona ihtiyaç duyanlarla sınırlandırmak haksızlık olur. Fakat benzer şartların, sorunların içinden gelen insanların birbirlerini ezerek sıyrılmaya çalışması işte o asıl sorundur. Film güzel. Bahtiyar bakkal Şener Şen ise  filmin çifte kaymağı...
***

Haziran 12, 2019

Hüzün

Sevdiğimiz şeyleri yaparken hüzünlenmek çok hüzün verici. Tarık Akan filmleri izlemek gibi... 

Yalancı Yarim, Melek mi Şeytan mı?, Delisin, Yaz Bekarı'nın son sahnesi, Öyle Olsun,'un yarısını izledim dün.

Yalancı Yarim filmini beş-altı kez izlemişimdir, her seferinde Metin Akpınar'ın özür sahnesine pür dikkat kesilirim. "Ben, bugüne kadar hayatımda kimseden özür dilemedim", derken Münir Özkul'un ve diğerlerinin yüzündeki o şaşkınlık!.. (Y. Ertem Eğilmez)

Yaz Bekarı filminde bir kocanın mutsuzluğu film boyunca gözümüze sokulurken, başka bir kadın tarafından sevilip seviyorken yine de 1974 yılı gelenekleri evli bir adamın boşanıp sevgilisiyle evlenmesine izin vermez. Ki sevgili zaten evli olduğunu bilmiyordur. (Y. Osman Seden)

Müjde Ar ne kadar güzel Öyle Olsun filminde... Filme adını veren  İskender Doğan'ın Kan ve Gül şarkısı da film boyunca şenlik halinde geçer. Ama filmin en eğlenceli sahneleri Ayşen Gruda'nın sohbetleridir:

-Yarışmayı kazanınca buradaki erkeklerin hepsiyle kırıştıracağım.(Ayşen Gruda)
- İnşaallah. (Annesi)
- İdealiniz var mı? (Jüri)
- Yok ama televizyonun taksidi bitsin inşaallah onu da alacağız.(Ayşen Gruda) (Y. Orhan Aksoy)

Delisin, az bilinen filmlerdendir. Bir köyde miras peşinde koşan, koşarken birbirlerini yiyen konu komşu akrabayı anlatır. Ayrıca hurafelerin insanları nasıl yönetir hale getirildiğini pek iyi anlatır. Filmde Cici Kızlar grubu da hem söyler hem  oynar. (Y. Ergin Orbey-Hababam Sınıfı'nın müfettişi)

Film isimlerinde filmlerin şarkılarını bulabilirsiniz.