Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2021

Fotoğraflar ve Şarkı





Çok iyi bir düzenleme olmadı ama hani bahçenizde bir gül yetiştirirsiniz de o, dünyanın en güzel gülüdür ya, öyle bir şey bu da. Bir ikisi hariç hepsi kendi çektiklerimden.

Onu bunu bırakın da, bu dünyadan bir A.Özdemiroğlu ve A.Gürel geçmiş ya! Bir de gitmişler Sezen Aksu'yla buluşmuşlar. Ne de iyi yapmışlar! 

"Ter döküyor dört duvar ter bense beklerim bir gün mutlaka
Ters dönecek anahtarlar bir gün elbet çıkacaksın ışığa" diyor ya hani, bir tek cümleden koca bir hayat hikayesi yazdırmıyor mu size de? 

Yorum: Sezen Aksu, Söz: Aysel Gürel, Beste: Attila Özdemiroğlu Şarkı: Hasret

24 Temmuz 2019

Bazı İnsanlar

Bu dünyada hâlâ bazı insanlar var: Yo-Yo Ma, Itzhak Perlman ve John Williams, gibi.
Kendi başlarına da bir arada da harikalar yaratıyorlar...



11 Temmuz 2019

Hiçbir Şey



(2016)  "Adagio Per Archi E Organo in Sol Minore" Lesley Barber

Film: Manchester by the Sea (2016) 

Son yıllarda izlediğim en iyi dram filmi bu. 


21 Mayıs 2019

Basit Tespit




Not: Bir çok farklı yorumunu özellikle müzik yorumunu dinledim şu türkünün. Bunun girişindeki sazı duyar duymaz; işte bu! dedim. İyi müziği ayırt edebilmek o kadar keyifli bir duygu ki. Selda Bağcan edasında -fiziği de benzer- hobi olarak gitar çalıp söyleyen bir arkadaşım var. Yıllar önce birlikte evde müzik dinliyorduk, kontrabası duyuyor musun, demişti?.. Artık duyuyorum ve müziği duymak var olduğumuzu hatırlatan harika bir his..

18 Mayıs 2019

Müzik ya da Dönence

Gelmiş geçmiş en güzel bestelerden bence! Hani derler ya; yok böyle bir giriş!!! Sözleri ve hikayesi ise şarkıyı daha bir yerleştiriyor yerine...
Usta isim, vakti zamanında “Dönence”nin hikayesini şu cümlelerle açıklamış. Dönence, dünyanın iki ayrı kutbundaki meridyenlerdir ve hiçbir zaman birlikte olamazlar. İnsanın doğasında da iki zıt kutup vardır. Bu, kendisinde olmayanı arama içgüdüsüdür. Örneğin; kış mevsiminde yazın gelmesini bekler, yazın da kışı ararız. İnsanlar hiçbir şeyin tamamına sahip değillerdir. Her şeyin yarısını yaşarlar. Örneğin 12 saat geceyi, 12 saat gündüzü yaşıyoruz ama 24 saat boyunca geceyi veya gündüzü yaşamıyoruz. Yani devamlı bir beklenti ve umut içinde yaşayıp duruyoruz. Bu beklenti ve umudun da sonu yok, dönüp duruyor. İşte tüm bu düşüncelerin ışığında doğdu Dönence… Şarkının müziğini Kurtalan Ekspres’ten Ahmet Güvenç ve Celal Güven yaptı. Aslında “Dönence” yoruma açık bir parça… Çünkü bizim dinleyici kitlemiz çeşitli kesimlerden oluşuyor. Bu çeşitli kesimlerden gelen insanlar da bu parçadan kendilerine göre bir sonuç çıkarıyorlar. Zaten arzu ettiğimiz, bu soyut şarkıdan herkesin kendi somut sonuçlarını çıkarmasıdır. Simsiyah gecenin koynundayım, yapayalnız… Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor Görüyorum! Bu sözlerle insanların beklentilerini vurgulamaya çalıştım… Geceyi yaşayan bir insanın, gündüze olan özlemini dile getirmek istedim. Çünkü insanlar her gece aynı duyguları yaşıyorlar. Kupkuru bir ağacın dalıyım, yapayalnız… Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor… Biliyorum! Burada insanlardaki tatminsizliği ve olmayanı arama duygusunu açıklamaya çalıştım. Devamlı gelecekte olacakları umut ederek yaşayan insanları yani.

"Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes, Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor, Duyuyorum, görüyorum, biliyorum"

19 Mart 2019

Şarkı & Şiir


ARKADAŞ DÖKÜMÜ

Evvela dişlerimiz döküldü 
Sonra saçlarımız 
Arkasından birer birer arkadaşlarımız 
Şu canım dünyanın orta yerinde 
Yalnız başına yapayalnız 
Kırılmış kolumuz, kanadımız 
Tatlı canımızdan usanmışız 

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi 
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi 
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize 
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi 
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun 
Bir çalım bir kurum hepimizde 
Nereden inceyse oradan kopsun 

Bu canım dünyanın orta yerinde 
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize 
Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar 
İşte: Hamsiler sürü sürü 
Arılar bölük bölük geçer 
Leylekler tabur tabur 

Ya bizler? Eşref-i mahlukat! .. 
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz 
Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur 
Bizler sürü sepet 
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz.

- Bedri Rahmi Eyüboğlu

16 Eylül 2018

Bir Fotoğraf Bir Şarkı

Yaşadığımız bir hissi / anıyı bize hatırlatan duyuların başında koku gelir. En çok koku hatırlatır, en çok onu hatırlarız. İkinci sırada sesler (duymak) ve sonra görmek gelir. Görmenin bu kadar geride olması ilginç ama neden öyle, detaylarını hatırlamıyorum şu an. Daha çok yeni hafızaya odaklı olduğundan olabilir. Tat almayı bilmiyorum. Hissetmekse çok ilginçtir. Dokunmanın verdiği hissi unuturuz, ne kötü, ama belki bu, acıyı unutmazsak olamayacağından... Yoksa kadınlar ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü doğurur muydu sanıyorsunuz. Dokunmak biraz daha farklı bir konu zaten, çok takılmayın. Ve ne yazık ki ya da ne mutlu ki bu hatırlamanın bilinçle bir ilgisi yoktur. Duyarsınız ve hatırlarsınız.

Angels have wings #LaurenAlexandra (flickr)
Not: Konuya ilgi duyanlar için: kısa bir bilgi. Ben başka kaynaklardan da bakmıştım.

30 Nisan 2018

Yalnız Kuş

şarkının linki
Hepsi O Kadar


Gidilir gelinir.
Belki sağsalim dönülür, hepsi o kadar.
Günler geceler çabuk geçer.
Çabuk geçmez şaşkın bir çocuğun hüznü
Vapurlar, arabalar, karlar çabuk geçer.
Ayrılık da özlem de herşey...
Herşey çabuk geçer
Ve birden gün ağarır.
Hepsi o kadar.
Gidilir herhalde gelinir.
Bütün gün denize bakmak kadar.
Belki ayvalar çürür.
Birşeyler kurur, atılır.
Nedir ki uzakta olmak
Ardahan´da boş duran bir ev
Hiçbir zaman suyu olmayacak bir kuyu
Unutulur, kalır. Hepsi o kadar.
O kadar anlayabilmek
O kadar acemi
O kadar toy
O kadar ilk
O kadar yeni
Ey uğursuz yolculuklar
Ey yıldızsız samanyolu
Bir daha hiç olmayacaksınız.
Çünkü yarım ve yaralı kalan
Bir akşam, yemin etmiyorum ama
En az günlerce, günlerce kanar.
Gidilir, gelinse de gidildiği gibi değildir.
Hepsi o kadar. 

-Süreyya Berfe

16 Nisan 2018

Hafıza

                                             

05 Mart 2018

Zaman*

Kaçıncı kez yağmıştır yağmur kimbilir Ankara'ya. Bugün de yağıyor. Belki bir farkı, uzun zamandır yağmadığı kadar şiddetli, rüzgarlı, gürültülü yağıyor. Kışın son çırpınışları olsa gerek Mart, gidişinden önceki. Ya da havanın ilkbahara dönüşümünün son sancıları... Hiç bir şey hareket eden hayat kadar güçlü değil; mevsimler geçiyor, zaman geçiyor, insan geçiyor... "Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın", demiş Yahya Kemal. Zamanı durdurmaya yeltenen nice insanın geçip gitiğini unutarak... Bu türkü çalıyordu az önce. Pek severim. Yağmura da pek yakıştı. İyi pazarlar. 


Yorum: Uğur Önür & Umut Sülünoğlu Söz: Abdurrahim Karakoç / Müzik: Zekeriya Bozdağ




30 Mart 2017

Ölü Zaman Gezginleri


"kabına sığmaz olunca bana koşardı eskiden, şimdi bunu yapmıyor; kırgın. kırgınlığının nedenini çözemiyorum bir türlü, artık gözleri çok uzaklaştı, okunmuyor. " Ölü Zaman Gezginleri | Hasan Ali Toptaş

20 Mart 2017

Akıldan Müziğe

Bir süredir bunu düşünüyorum; bunca kötücüllüğü yaratan insan aklının bir sınırı olmalı. Bunca kuralı ve düzenlemeyi getirmişse eğer Tanrı, insan aklına da bir sınır getirmemiş olması akla hayale sığacak şey değil. Eğer getirmediyse, ki öyle öyle görünüyor, ya biz bir yerlerde Tanrı'yı kaybettik, ya da aklımızı... 

Aşağıdaki müzik bir Balkan türküsü. Kimin nereye ait olduğu karmakarışık bir coğrafyada bugün Bulgarlar ve Makedonlar bu türkünün kime ait olduğu konusunda kavga halindelermiş. Hatta Bulgarlar türkünün %110 kendilerine ait olduğunu söylermiş. Acının acı üstüne bindiği, soykırımından kitlesel katliamına her türlü insan kötülüğünü görmüş bir coğrafyanın acısından delirmiş türküleri üzerinden hâlâ kavga ediyorsa insanlar, tüm müzikleri de sadece dinleyenine aittir bence. Türkü Makedoncadır, ve Bulgarlar bu türküyü Makedonca dinlermiş.


Ben de son günlerimi bir ağaç altında bu teyze gibi geçirmek istiyorum:-)

11 Mart 2017

Umar

Elimde tuttuğum kanlı yumak hala ılıktı. Soğumuyordu bir türlü ne yapsam ve bu beni daha da sinirlendiriyordu. Sıksam da sıkmasam da kan, serçe parmağımla yüzük parmağım arasından geçiyor bileğime doğru akıyordu. Az hissedilir ama hissedilir bir hareket hala vardı avucuma değen. Küçük, titreyen bir serçenin kalbi gibi, uyurkenki hali gibi, sakin, yavaş ve geri kalanlardan uzakta, öylesi daha güzel gibi. Olmuştu işte, böylesi daha iyiydi, evet evet daha iyi olacaktı. Kolumu dirseğimden bükmüş, elim havada gözlerim yerdeydi. Hemen ayağımın yanındaki yaprak motifine bakıyordum. Bir yaprak bir kalbe benziyormuş epeyce, şimdi farketmiş gibi bakıyordum. Ağaçların yapraklarının çıkardığı sesin kalbime o kadar yakından değmesi bundan sebep miydi, aklıma geldi birden bu soru. Ama düşünecek halim de yoktu şimdilik. Bu soğumayan kan akıp duruyordu hala.Tanrı biliyor ya çabalamıştım, uğraşmıştım, sonunun böyle olmamasını istemiştim. Bu soğumayan ılık, tenimde yine de ısınan kan akıp duruyordu hâlâ.



05 Aralık 2016

*Kimsin Sen


"Hayır, hayır, hayır, hayır... Kim olduğunu kaybetme, yıldızların bulanıklığında! Görmek aldatıcıdır, hayal kurmak inanmaktır"

Kimsin Sen

Aynadaki yansımama bakıyorum
Neden bunu kendime yapıyorum?
Ufak bir hatada aklımı kaybediyorum,
Neredeyse gerçek beni rafta terkediyorum
"Hayır, hayır, hayır, hayır..."

Kim olduğunu kaybetme, yıldızların bulanıklığında!
Görmek aldatıcıdır, hayal kurmak inanmaktır,
İyi olmamak da iyidir...
Bazen kalbini takip etmek zordur.
Gözyaşları kaybettiğin anlamına gelmez, herkes yaralanır,
Sadece kim olduğun hakkında doğru ol
(Kimsin sen)

Saçlarımı tarıyorum, mükemmel görünüyor muyum?
Formda olmak için ne yaptığımı unuttum, evet!
Ne kadar denersem, o kadar az çalışırım evet evet evet
Çünkü içimde her şey "hayır, hayır, hayır, hayır..." diye çığlık atıyor

Kim olduğunu kaybetme, yıldızların bulanıklığında!
Görmek aldatıcıdır, hayal kurmak inanmaktır,

İyi olmamak da iyidir...
Bazen kalbini takip etmek zordur.
Gözyaşları kaybettiğin anlamına gelmez, herkes yaralanır,
Kim olduğunla ilgili hiçbir yanlış yok!

Evet, hayırlar, egolar, sahte şovlar
"Woo" gibi, sadece git ve beni yalnız bırak!
Gerçek konuş, gerçek hayat, iyi aşk, iyi gece,
Gülümsemeyle...
Ben kendimim (ben kendimim) "hayır, hayır, hayır, hayır..."

Kim olduğunu kaybetme, yıldızların bulanıklığında!
Görmek aldatıcıdır, hayal kurmak inanmaktır,
İyi olmamak da iyidir...
Bazen kalbini takip etmek zordur.
Gözyaşları kaybettiğin anlamına gelmez, herkes yaralanır,
Sadece kim olduğun hakkında doğru ol
Evet, evet, evet

Orjinali: İbranice, İsrail- Türkçe sözler: Ekmek ve Gül ve Lyricstranslate İnternet sitelerinden alınmıştır.
Dassi Elad tarafından kendi çaldığı ud eşliğinde yorumlanan şarkının sözlerine dair farklı bilgiler var İnternet ortamında. Bir diğer yer şöyle çok daha başka sözler vermiş. Ben yukarıdakini seçmekle birlikte merak da ediyorum hangisi doğru. İbranice bilen biri olur da açıklarsa çok sevinirim... 

29 Kasım 2016

Yolculuk

Yolculuk ilginçtir;
dağlardan,
deniz kıyılarından, 
kentlerden,
gecelerden geçilir.
İnsanlardan geçilir. 

-Tezer Özlü

15 Ekim 2016

Müzik

Böyle güzel söyleyebilseydim bu şarkıyı söylemeye razı olurdum.

12 Ekim 2016

"Yükselen ben değilim alçalan duvarlar"

"Yıl 2006. 800 Albümünün kayıtları için, her zaman olduğu gibi eve kurduğumuz mini stüdyoda gece gündüz çalışıyoruz. ... 800, benim için özellikle önemli bir albüm. Çünkü Mevlana'nın doğumunun 800.yılı ve bu benim ona naçizane yaş günü hediyem ... Hep olduğu gibi bu albümde de içinde vokal olan bir parça olsun istiyorum. ... Kafada acayip fikirler uçuşuyor ve o fikirlerden biri gelip Yıldız Tilbe ismine konuyor. ... Peki, bir soralım, diye karar verdiğimiz gün, evde sevgili Ceza ile çalışıyoruz. Aradan bir saat geçmeden bize "Az önce Yıldız Hanım ile görüştük, çok nazik bir şekilde kabul etti. Bugün uygunmuş, az sonra yola çıkacak." telefonu geliyor. Gerçekten de bir buçuk saat sonra Yıldız Tilbe son derece kendi halinde ve kibar bir şekilde geliyor, derme çatma koltuğa oturup, "Çalın bakalım besteyi bir dinleyelim.", deyip parçayı baştan sona dikkatlice dinliyor. "Güzel olmuş, bağlamayı kim çaldı?" diye soruyor. "İsmail Tunçbilek", diyorum. Takdir ve onaylama içeren "Sağlam olmuş" gibilerinden hafif bir baş sallaması alıyorum. Hemen ardından "Bana kağıt kalem verin", diyor. Her şey o kadar hızlı ilerliyor ki. Yanı başımda bulduğum kahverengi bir kese kağıdını katlayıp elimdeki kurşun kalemi de üzerine koyup kendisine uzatıyorum. Ayaklarını altına alıp oturduğu koltukta bir yandan parçayı dinlerken bir yandan da kendi dünyasından getirdiği sözleri kese kağıdına on dakikadan daha kısa bir sürede yazıyor:

"Ey Gökyüzü
Aydınlık mısın benim kadar? Ve karanlık
Hasret yakarmış, kavuşmak varmış...
Güneşten sıcak, sudan çıplak
Sanırım hiçbir şey yok aramızda aşktan başka...
Başka seveceksin, başka türlü, başka şekilde, başka biçimde...
Güneşten sıcak, sudan çıplak...
Martıların kanadı gibi...
Tutsak!
Hiç kimsenin kalbi yok!
Hiç kimsenin şansı yok!
Bu benim kendi alın yazım, seveceğim başka yolu yok
Seveceksin başka yolu yok

Naklen mutluluk istiyoruz.
Naklen huzur istiyoruz.
Naklen sevgi istiyoruz.
Naklen!
Niye varız?"

Kaydı alıyoruz. ... Kendisine şiirden çok etkilendiğimi, özellikle "Martıların kanadı gibi" dizesinden sonra özgür kelimesinin geleceğini beklerken "tutsak" yazmasını çok ilginç ve etkileyici bulduğumu söylüyorum. Bir süre Boğaz'a ve bulutlara bakıp ardından "Martı kanadına tutsaktır. Kanatları onu nereye götürürse oraya uçmaktan başka çaresi yoktur.", diyor.

... Suyun halleri gibi özgürlüğün de farklı halleri, başı göğe değeni, özüne dokunup gürleyeni, dünyaları değiştireni var. Aynı şey tutsaklık için de geçerli. Bin bir türlü tutsaklık var. En fenası kendi egomuzun elindeki tutsaklık. ... İçeride köle olan, zaten dışarıda savaş vermeyi bırak, savaşın bile farkında değil. Kredi kartı taksiti, ev kirası, yıllık gelir vergisi hesapları ve yaşamının geri kalan kısmını zehirleyen televizyon programlarını seyretme bağımlılığı belini bükmüş halde. ... Sonra martının kanadına geri dönüyorum. Yıldız Tilbe ile aramızda geçen o kısa sohbette söylediğini hatırlıyorum; "Martı kanadına tutsaktır." Aşk gibi yani; aşık olan kalp, onu taşıyan vücudu, o vücudun sahip olduğu hayatı, bir yerden bambaşka bir yere, üstelik anlık bir kararla götürme gücüne, azmine, tutkusuna ve belki de çaresizliğine sahip değil mi?

... Bütün bu hikayenin içinde şu ana kadar sessiz sedasız duran can dostum Ceza'yı ileride tek başına bir yazı konusu olarak kaleme almak istiyorum. Ceza başlı başına apaydınlık bir dünya. O gün Yıldız Hanım'ın samimi ama biraz da yüklenerek "Sen neden o kadar hızlı hızlı söylüyorsun, anlamak zor oluyor?" diyerek dik bir bakışla kendisine fırlattığı soruyu "Yükselen ben değilim alçalan duvarlar" sözünü henüz yazmamış olmasından ötürü " Hızlı söyleyen ben değilim yavaş duyan kulaklar" diye her zamanki kibarlığı ile cevaplayamadığını tahmin edeceğinizi varsayıp şimdilik konuyu kapatıyorum."
 Mercan Dede, Tuhaf dergisi, Mayıs 2017

03 Ekim 2016

"Bir Sana Bir de Bana"

Her yer boş.
***
Kelimeler bile.
***
Bugünkü yirmi kişilik sınıfın yarısından fazlası yabancı öğrenciydi. Birinin adı Yvonnne, gibi bir şeydi. Fransızca Ivon gibi okunuyormuş galiba, Fransız kolonilerinden Brundi'den geliyordu kendisi. Hoca mırıldanıyordu ama duyuluyordu; "nasıl aklımda tutsam senin adını, Iva mı desek, Iva'yla neyi bağlayabiliriz," derken ben, "Ivan İlyich," dedim. Aklıma Tolstoy'un kitabı gelmişti. Biri, "Ivana Sert," dedi. Hoca onu duydu, "a, evet, güzel kadın o," dedi. Sınıftaki Ivon, Ivana Sert ile bağlandı. Ben dersi bıraktım. Ivan İlyich'de zaten ölmüştü.
***
Bugün on beş yaşındaki bir kız çocuğunun babasından nefret ettiği için, görüştüğü bütün erkek arkadaşlarına nasıl kötü davrandığını tartıştık. Hıncını onlardan alıyor, dedi hoca. 
***
Otobüs durağına geldiğimde baktım yoktun. 
***
Olsun. Sağol.
***

29 Mayıs 2016

"Camdan Kalp"


Bir önceki akşam iyiydim, ama dün akşam hiç öyle olmadı. Bir soğuk; koca bir boşluk vardı evde. Yeleğimi giydim, zayıflamışım biliyor musun? Yeleği giyince anladım, desem daha hoş bir cümle olabilirdi sanki ama değil, tartılıyorum arada. İyi mi kötü mü bilmiyorum; bir sakız var evde bir de boş, kareli defter yaprağı. İkisi de faydalı şeyler. Sağol.

Çok öğreniyor insan, bazen istemediklerini bile öğreniyor. Bir bakmışsım kaçtığın insan oluvermişsin. Bir bakmışsın hiç farkettirmeden hayat, yaşamını sen yapmış. Hani; her gün gözüne sokulan bütün özlü sözler bir milim fayda etmemiş de yaşayarak öğrendiklerin olmuşsun. Öyle bir şey.

Babamla hatırladığım bir anımı sormuştun bana, söyleyeyim: İki ya da üç yaşlarında olmalıyım. Sabah erken saatler, annem uyuyor, ben uyanığım, hala öyle ya çocuklar; annelerini uyutup uyanık kalabiliyorlar. Babam işten gelmiş, iş dediysem alt kattaydı yeri. Kafamı kaldırıyorum odaya girince, muhtemelen gülümsüyorum. Öyle ya, hangi çocuk gülmez. Yatağa doğru eğilip kırmızı bir şey fırlatıyor bana. İçinden küçük paketler dağılan bir kutu; hala var o çikolatalardan. Babam öldü, dedem öldü, anneannem öldü hala üretiliyor o ya, şaşmalı mı bilmem. Hani şu bir kutunun içinde bir sürü paket olanlardan, hani tipitip sakızına benzeyen küçük paketlerin bir kutunun içine konmuş hali. Sen muhtemelen bilmezsin tipitip sakızlarını.