Hasan A. ve Hasan A. telefonumda aynı isimden iki kişilerdi. Biri akrabam biri iş yerinden arkadaşım. İkisinin de aynı köyden olmaları nedeniyle isim ve soy isimlerinin benzer olması şaşırtıcı değildi ama akraba da değillerdi, enterasan. Bana denk gelmeleri ve benim onları nasıl kaydedeceğimi dakikalarca düşünmem asıl traji-komik olandı. Takıntılı bir insanım evet. Eski eşim dahil herkesi telefonuma isim ve soy ismiyle kaydederim. Bunlardan istisna olanlar; annem ve yeğenlerim. Kardeşlerim de aynı şekilde, hatta evlilik soy isimleriyle birlikte kaydediyorum onları ve arkadaşlarımı da. Neden; çünkü onların isimleri bu. Yeğenlerimi de çocuk oldukları için, ayşecik, fatmacık, arascık şeklinde süslü kaydediyorum.
24 Nisan 2026
Haso
Hasan A. ve Hasan A. telefonumda aynı isimden iki kişilerdi. Biri akrabam biri iş yerinden arkadaşım. İkisinin de aynı köyden olmaları nedeniyle isim ve soy isimlerinin benzer olması şaşırtıcı değildi ama akraba da değillerdi, enterasan. Bana denk gelmeleri ve benim onları nasıl kaydedeceğimi dakikalarca düşünmem asıl traji-komik olandı. Takıntılı bir insanım evet. Eski eşim dahil herkesi telefonuma isim ve soy ismiyle kaydederim. Bunlardan istisna olanlar; annem ve yeğenlerim. Kardeşlerim de aynı şekilde, hatta evlilik soy isimleriyle birlikte kaydediyorum onları ve arkadaşlarımı da. Neden; çünkü onların isimleri bu. Yeğenlerimi de çocuk oldukları için, ayşecik, fatmacık, arascık şeklinde süslü kaydediyorum.
26 Ocak 2026
Yazıyorum
Dün gece rüyamda yazı yazıyordum. Yazarken yazmayı ne kadar özlediğimi düşünüp ne yazdığımın aslında hiç de önemli olmadığını sadece düşüncelerim ve ellerim arasında gidip gelen kelimelerin akışını nerdeyse fiziksel olarak hissettiğimi, bu akışın uyumunu özlediğimi, kelimeleri yerleştirmek, dağıtmak ve yeniden düzenlemekten ne kadar keyif aldığımı hissediyordum. Anlatacak ne çok şeyim olduğunu ama neden yazmaya başlayınca çoğunun önemsiz hatta anlamsızlaştığını düşünüyordum. Sadece C. geliyordu aklıma bir kıskançlıkla hatta, nasıl da günlük, haftalık, aylık programlarla yazıyor ve buna yemek içmek gibi bir güdüyle zaman ayırıyordu. Ne mutlu O'na. Ne güzel okumak...
Rüyamda yazarken bir ana fikir ve hikayem de vardı, sanmayın ki amaçsızca sıralıyordum kelimeleri; korku filmlerinde sis perdeleri arasından geçen insanların el yordamıyla yürümelerini andıran çekinen kelimelerle hareket etmiyordu ellerim. Aksine güneşin ilk ışıklarının vurduğu bir göle tepeden hayranlıkla bakan, gölü ve etrafındaki ormanı ve renkli çayırları, aldığı derin nefeslerin şükranlığıyla izleyen bir bilincin canlılığıyla yazıyordum. Ancak konuyu ne yazarken ne de şimdi hatırlıyorum. Yap-boz parçaları gibi masaya, ayaklarımın yanına, kafamı çevirdiğim her yere dağılmıştı. Minik'in âlâ ciddiyet akan ama benim sesli güldüğüm bütün davranışları, ülkenin gündeminde düşmeyen, kaygı ve takıntılarımı besleyen haberler, dostlarımın vefasızlıkları, yeni tanıştıklarıma gösterdiğim soğuk yanlarım ve izlediğim diziler, filmler... Ne yazarsam yazayım kalbimde bir gülümseme ile yazıyordum.
Ancak sabah oluyor, iş ekrana bakıp yazmaya geliyor, açıp açıp kapatıyorum ekranı. Bomboş görünüyor ekran, tıpkı olduğu gibi. Tıpkı camdan baktığımdaki gibi, tıpkı sabahları gözümü açtığımdaki gibi.
.jpeg)
.jpeg)