Los Angeles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Los Angeles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2013

Zaman

Long Beach, 2013
Hala anlamıyorum şu zaman neyin nesidir ; bir denizde güneş batarken başka bir denizde doğuyor yani... İlginç... Biri aya bakarken, başka biri güneşe bakıyor yani... Şaşırtıcı. Acaba dünya bir zamanlar inanıldığı gibi düz bir tepsi olsaydı, ne değişirdi ? Belki insanlar daha çok savaşırdı, daha çok anlamazdı birbirini. Belki gecedekiler sabahı beklerken bir şeyler değişiyordur zamanda, ve insan vazgeçiyordur öldürmekten. Belki daha çok can almaya karar veriyordur gece olunca... Belki "zaman" bunun içindir; bir şeyleri değiştirmek için...

21 Şubat 2013

Yeni Dünya 19: Daha Pahalısı Yok

Beverly Hills'de bir sokak. 
Beverly Hills, Los Angeles yakınlarında küçük bir şehir. Yalnız paha da büyük, darada küçük olan cinsten. Hollywood tepesine ve caddesine yakın. Şimdilerde kalabalıktan bunalmış taşınıyorlarmış ama eskiden pek çok sinema yıldızının oturduğu bölgeymiş.

Öyle dolandık biz de sokaklarında. O ünlü holywood yazısı taa dağın tepesinde bir yer. Bizim orman müdürlüğünün dağlara yazdığı yazıların bir çeşidi işte, daha başka bir şey değil. Metal levhalardan harflerle şehrin güneyine bakar şekilde yerleştirilmiş. Çok iyi bir açı yakalayamadık biz, Mulholand dr. yolundan biraz daha iyi görünebiliyordu fakat o gün de hava kapalıydı.

Benim, Balkanlar ve Rusya hariç yurt dışında ilk dikkatimi çeken sokakların ne kadar tenha olduğudur. Merkezleri, popüler çarşı pazarları kastetmiyorum, oturum yerleri, yaşam alanları hep alışılmışın dışında tenha görünmüştür bana. Biz ya çok kalabalığız -gerçi İstanbul'da yaşadıktan sonra bu yanlış bir soru oluyor-, ya da çok dışarıda vakit geçiren bir milletiz demeden edemiyordum. Los Angeles'ın bu bölgesi de hepsinden sakin ve sessizdi. Sadece büyük, bahçeli, yüksek ağaçlı ve duvarlı evler. Temizliğine hayran kalmamak elde değildi. Düzenli kaldırımlar, her şey az önce yapılmış gibi gıcır gıcır lambalar, ışıklar. Bir sokak kafeler, restoranlar, bir sokak ünlü giyim markaları vesaire. Yanımızda ki arkadaşlardan biri orada daha önce yemek yediğini fiyatların makul olduğunu söyledi. Neredeyse dünyanın en pahalı yerinde hiç inandırıcı değildi ama bizi ikna etti. Üstünü sen ödersin dedik, girdik. Zincir lokantalardan biriydi, her yerde fiyatları aynı oluyormuş. Şaşırdık biz de ama öyleydi.


Taksileri renk renk. Her bölgenin kendine has taksisi ve rengi var diyebiliriz. Yani özel taksi şirketleri var. Kendilerine göre ünleri, güvenirlilikleri, araba çeşitlilikleri vesaire var. Maviler Beverly Hills'in taksileri işte.


O kadar değişik araba gördüm ki. Büyük jipler, yere neredeyse yapışık modeller. Çok anlamıyorum, çok da heveslisi değilimdir ama bunları görünce yine de bakıyordum. Yukarıdakinin resmini çekmeye çalışırken şoför fark etti ve trafik ışıkları  yanmasına rağmen çekmemi bekledi, gitmedi. Ben kafama bir şey yemediğime şükrediyordum halbuki. Buralarda resim çekmek sorun olabiliyor, e haklılar tabii. Hele de biz gibi özel mülkiyetler arasında dolaşıp insanların evlerinin arabalarının fotoğrafını çekmeye çalışıyorsak, suçlu bile olabilirdik. Fark eder etmez, hey ne yapıyorsunuz, beni çekmeyin, deyiveriyorlar.  Ayıp olduğunu bilsemde evlere bakıp"fakat kuzum siz de bu kadar güzel olmasaydınız," diyesim gelmiyor değildi. 


Evlere değilde bahçelerine bittim. Evler o kadar sessiz ve yalnız görünüyorlardı ki, ruhsuz, beni hiç çekmiyorlardı. Kuru binalar gibiydiler. Lakin o bahçeler... O çimenler; gel uyuyalım tatlım, çay benden kitap senden oku da dinleyeyim, deyip durdular sanki sürekli.


18 Şubat 2013

Yeni Dünya 18: Yedinci Sanatın İni

Holywood bulvarından
Hollywood... Şaşırmıyorum diyorum ya Amerika'ya, tek müsebbihi yedinci sanat işte. Nasıl işlemiş hayatımıza bilemezsiniz. Öyle aşinayım ki kültüre, öyle evimizin içindeymiş ki Amerikan kültürü, gördüğüm her şeyi ilk defa görüyordum, yine de yıllardır tanışıktım. Dünyanın en ünlü plajları; Malibu, Venice, Santa Monica, New Port -aklınıza gelen birçok aktörün yatları burada demirli- Long Beach... Gördükçe ya Miami Vice dizisi geliyordu aklıma, ya da gençlik filmlerden biri işte. Şaşırmamak beni üzüyordu bir yandan. Heyacanlandırmasını bekliyordum çünkü. Cam ekrandan gördüğüm pek çok şeyi canlı görmem öyle yapmalı oysa; heyacanlandırmalı, fakat alışkanlığın trajedisi bu işte. Mekânların filmlerdeki gibi olmasını beklemezsiniz genelde, hatta nasıl olsun ki bile diyebilirsiniz, netice de biri sahnedir biri gerçek. Fakat burada Los Angeles'ta öyle. Binalar, sokaklar, insanların hareketleri, davranışları her şey ekrandaki gibi sanki. Kızmıyorum kendimize. Kültür geçişlerinin medya sayesinde ne kadar güçlü olduğunu, yapacak bir şey olmadığını düşünüyorum, tabii kendinizi tamamen kapatmazsanız. Kuzey Kore gibi, eski Sovyetler 
TCL Çin Tiyatro binası
Birliği gibi. Çin'de yeni yeni açılıyor mesela, o nedenle okuldaki Çinli arkadaşlar bizden daha çok şaşkındı. Hele medya; sabah kadın programlarımız, yemek programlarımız, yarışmalar zaten kopya, buradaki Çarkıfelekteki sunucu bile Mehmet Ali Erbil gibi. Ya da tersi, bilemedim şimdi. Hele hele haber programları, sunuş tarzları, ses tonları, spikerlerin birbirine bakarak yorum almaları, sokaktaki spikere bağlanmalar, tekrar geri dönüşler, yeni dünyada olduğuma dair hiç bir iz bırakmıyordu bende. Yaratıcılık zannettiğim bir çok medya uygulamasının çok uzun zamandır var olduğunu görmek asıl şaşırtıyordu beni. 

Hollywood bulvarı; bizim Yeşilçam dediğimiz sokaklar gibi. Daha şaşalı, hayalinizdeki parıltılı dünyayı bekliyorsunuz belki de ama değil. Ben Yeşilçam'ı ilk gördüğümde de Hollywood'u gördüğümdeki duyguyu hissetmiştim. Kirli sokaklar, gece klupleri, sabahçı kafeleri, dövmeciler, hediyelikçiler, Hollywood diye bağıran istismarcılar, afişçiler, eski filmciler, ve figuranlar. Beyoğlu gelmiyor mu aklınıza... Burası Hollywood işte, rüyaların gerçeğe dönüştüğü yer. Böyle deniyordu Pretty Woman filminin başında. Pembe bina Pretty Woman filminde Julia Roberts'ın önünde beklediği kafe, şimdi, ister inan ister inanma isimli bir popkültür müzesi. Asıl sinema şirketleri tepelerde, oyuncular, yönetmenler her biri tepelerde. Onların çekebildiğim resimlerini Beverly Hills, bölümünde ekleyeceğim. 

Şimdi müze, Pretty Woman filminde bir sahnede kafe.
Uzun bir yol Hollywood bulvarı. Beverly Hills bulvarı ile kesişiyor ilerde bir yerde. Dolby Tiyatosu denilen ve Oscar törenlerinin olduğu daha merkezi yer aynı zamanda o ünlü yıldızların olduğu cadde. Sıradan, kaldırıma çakılmış yıldızlar işte. Böyle insanlar bütün gün üzerinden gelip geçiyor. 


Üzerlerinde yıldızların ismi kazılı. İlk çakıldığında her oyuncu geliyor kendi yıldızını yerleştiriyor felan vesaire. Başka da bir özelliği yok. İlk 1956'da başlamış bir popkültür uygulaması. Bir de aşağıdaki gibi lini ayağını çimentoya yapıştıranlar var işte. Ondan gayrısı, dükkanlar, hediyelik eşyacılar, hamburgerciler, kafeler, otoparklar. Şık yerler değil ama, gayet salaş, gayet sıradan. O kırmızı halı organizasyonun bu caddede yapıldığına hayatta inanmazsınız. Sonra, sonra işe Beverly Hills denen en pahalı markaların, arabaların, evlerin birbiri ile yarıştığı bölgeye geliyorsunuz.

Bu gezi Nisan ayının başlarındaydı. Nerdeyse 5 aydır çok istememe rağmen bir saatlik yoldan buraya gelememiştim. Kimsenin ilgisini çekmiyordu nedense. Hele Şubat ayında, şuracıkta oyuncular caddede yürüyordu, Oscar ödül törenleri vardı ve ben bir saat uzaklıkta yurtta ders çalışıyordum. Sonradan niye o gece tahminim kadar heyacanlanmadığımı düşünmüştüm; orada yaşıyor olduğuma alışmıştım ve yaşayan diğerleri gibi, sıradan insanların her sene olan sıradan bir  olayı olduğunu kabul etmiştim. 


Hollywood bulvarı bir parça hayal kırıklığı olmakla birlikte güzeldi. Sonuçta bana yalan söylememişti, kendini değil başka, hiç anlatmamıştı, onu muhteşem, parıltılı ve başka hayal eden bendim, kırıklık olmaması gerekirdi. 
Buraya yabancı öğrencileri en çeken şey dövmecilerdi. Dediklerine göre Los Angeles'ın en iyi dövmecileri buradaymış. Eh bizim Andressa'da kaçırır mı, yaptırdı tabii bir tane. Hem de ilk dövmesini. Ben yaptırmadım. Bir Çinli Amerikan bayrağı yaptırdı. Kapitalizmin Mao'yu böyle yeniyordu. Ütelik takma adı Marlen (Marks-Lenin) olan bir Çinli'ydi. Sokakta onlarca film karakteri rolüne girmiş insan vardı, onlarla fotoğraf çektirip para veriyordunuz. En çok kim mi vardı, tabii hollywood'un en güzel kadını...