...Tolstoy hemen her gün evlerinin etrafındaki arazide ya da ormanda uzun yürüyüşlere çıkardı... Bu uzun yürüyüşler yetmişini geçtiğinde bile değişmedi...
Sürekli bu cümleyi evirip çeviriyorum kafamda; elli yaşıma geldim, hiç uzun yürüyüşlere çıkmamışım sanki. Spor için yürümüşüm, öteye varmak için yürümüşüm, adam sayarı tatmin için yürümüşüm, arkadaşın lafını kesmemek için yürümüşüm ama hiç evden, arka arazide uzun yürüyüşlere çıkmak için çıkmamışım...
Geçen hafta bu cümlenin ağırlığını hafifletmek için evden çıktım. Mahallede hiç sapmadığım arka sokağa saptım, rastgele yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. Küçük bakkallar, aynı balkonlu evler gördüm. Sonra birden parka gitmek için geçtiğim sokakta buldum kendimi, aa aynı fırın, aa aynı market logosu... Parkı görene kadar inanamadım güya bambaşka sokağa sapmışken nasıl olmuşta hep yürüdüğüm sokağın sonuna çıkıvermiştim. Yön duygum berbattır. Deli dana gibi dolanırım eğer geçmediğim bir yerlerde kalakalmışsam. Ama o olmayan yön duygum beni döndürüp dolaştırıp yabancı sokaklara değil de bilmediğim sokağın başına atıvermişti. İnsanın kendini koruma güdüsü ne de güçlüymüş... Oysa hayalim bir şekilde evin uzağındaki ormana çıkmak, Tolstoy'u hayal etmekti yanımda, ee demek ti; anlat bakalım bu uzun yürüyüşler de mi düşündün Anna Karenina'yı tren raylarında öldürmeyi?
Uzun yürüyüşlere çıkabilmeli insan... Her gün keşke...
