Ocak 11, 2019

Alıntı

"...Artık dönüp ona bakmak istemiyorum, bir defa daha umuda kapılmamak için, bir defa daha hayal kırıklığına uğramamak için...” 
- Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kotor

Aralık 31, 2018

Karmakarışık Yağmurlu

Alışkanlık! Zihnimizin haftalar boyunca geçici bir düzende azap çekmesine göz yuman alışkanlık, ama o olmasa, kendi imkânlarıyla sınırlı kalan zihnimizin, bize içinde yaşanabilecek bir barınak sunamayacağı için, her şeye rağmen bulduğu zaman sevindiği, o becerikli ama ağırkanlı düzenleyici. -Marcel Proust, Swanların Tarafı
Bu yıl Marcel Proust okudum. Okuma yolculuğumda yeni bir aşamaya geçtiğimi hissediyorum. Kendimle gurur duydum.

Hayat düzeninin düz bir çizgiden ziyade çember olduğuna inansamda yeni yıl heyacanından eksik kalınmıyor. Hayat çelişkilerle dolu işte. Yarın sabah ne farklı olabillir ki? Belki hiç şey. Belki çok şey. Yeni yıl zamanlarında aklıma nedense Şener Şen'in Gönül Yarası filmindeki sözleri geliyor:
Uzun, çok uzun geçen öğretmenlik hayatımın bana her şeyi sunduğuna dair derin bir inancım vardı... Alaca köyünü terkederken, artık hayata dair öğrenilecek bir şeyin kalmadığına inanıyordum. Bütün defterleri kapadığımı, alacak verecek meselesini bitirdiğimi düşünüyordum. Ne kadar da yanılmışım! Evet, biraz eski moda bir deyiş olduğunun farkındayım ama söylemeden edemeyeceğim; hayat, son ana kadar sürprizlerle doluymuş, son ana kadar!
Belki hiç beklemediğiniz bir şey oluverir, güzel ya da kötü... Güzel şeyler olsun. Kötüler çabuk savuşturulsun, az etki etsin. Herkes aynı kapıdan çıkmıyor tabii, diliyorum kötülüklerle baş edebilecek gücümüz olsun yeni yılda... Yoksa onların gelmemesini dilemenin boşa nefes olduğunu biliyorum artık.

Bilimkurgu filmlerinden iyi bir şeyler gerçeğe dönüştüğünde heyacanlanıyorum, mutlu oluyorum. 'Netflix' yapım şirketi sonunda bitmeyen film yapmış! Ama heyacanlı kısmı bu değil. Eğer, küçük detayları da seçmeye kalkarsanız filmin 1 trilyon farklı sonu var-mış! Hiç bir şey yapmaz ve öylece izlerseniz 40 dakika, önünüze çıkan dönemeçlerde yolunuzu değiştirirseniz 5 saatlık bir yol ve kararsızlıkla salınırsanız 1 trilyon... Size bir şeyi hatırlatıyır mu? Bana hatırlatıyor...

Geçen yıl bu vakitler başka bir şehirdeydim, şimdi farklı... Böyle şeyler artık bir anlam ifade etmiyor bana. Aklınız şimdi olduğunuz yer ve zamanda mı ki? Emin misiniz? Mesela benim aklım geçen yıl Ekim ayında. Her gün her buzdolabını açışımda yüzüne bakıyorum Mehtap... Gülseren gideli 11 yılı geçti, Yusuf gideli 3 yılı geçti. Ama Mehtap beni yıktı geçti... Işıklar içinde uyusun. Olmaz dediğim şeyler oldu, olur dediğim şeyler olmadı. Biter dediklerim bitmedi. Tezimi 2017 yılı sonuna planlamışken, 2019 başına kaldı. Yani hayat hem basit hem karışık. Hem zor hem kolay. Henüz şaşırmaktan ve heyacanlanmaktan vaçgeçmediğim bir şey var ki; ağaçlar çok güzel canlılar... Mezarımın ayak ucuna bir salkım söğüt istiyorum a dostlar! Ben ona bakayım, o bana zaten bakar...

Sene bitmeden öğrendim ki Şener Şen tiyatroya başlamış. Çok heyacanlandım. Ne harika, bir sanatı-sanatçıyı izlemeden sevmek. Ama ancak Ocak ayı içinde oynayacakmş ve biletler karaborsaya düşmüş. İşte bu, güzel bir olayın insanı mutsuz edebilmesine bir örnek. Bakalım, yapımcılar kendisini ikna etmeye çalışıyormuş.

Ben küçükken haberlerdeki karla karışık yağmurlu ifadesini, havalar karma karışık yağmurlu anlardım. Sonra pencereden bakar kendimi doğrulardım. Karma karışık yağardı yağmur...

İyilerin iyilerle karşılaşmasını diliyorum... Hastalıkların azalmasını... Sevdiklerimin ölümünü  benden sonra olmasını diliyorum... Ne kadar bencilce değil mi? Herkes bunu dilediğinde Tanrı'nın kimi dinlediği neye göre değişiyor acaba? Ben yine de ısrarcıyım. Sahra, Aras, Çağla, Azize, Harun, Çınar büyüsünler. Hepsinin düğünü görebileyim. Gülmeleri bol olsun. Asla kötülülerle karşılaşmasınlar. Çok istiyorsa Tanrı, benden alsın onlara versin, razıyım. Sevmek güzel işte...

Mavi kuşlar getirsin haberlerinizi; ince, narin mucizelerle... Benim de...

İyiliklerle. İyi Seneler.

Kasım 18, 2018

Menfaat

"Odetta sık sık para sıkıntısı çekiyor, ödenmesi gereken bir borcu olduğunda, Swann'dan yardım istiyordu. Swann aşkını, hâtta sadece nüfuzunu ve sağlayabileceği yararları Odette'in gözünde yüceltebilecek her şey gibi, bundan da memnuniyet duyuyordu. Hiç şüphe yok ki, ilk başlarda Swann'a "Odette senin mevkiinden hoşlanıyor," şimdi de, "Seni paran için seviyor," deseler inanmazdı; ayrıca insanların, Odette'le kendisi arasında snobizm veya para kadar güçlü bir bağ bulunduğunu düşünmeleri, Swann'ı rahatsız da etmezdi. Ama bu sözlerin doğru olduğunu düşünse bile, Odette'in ona cazibesinden veya meziyetlerinden ötürü aşık olmadığını, aşkının daha kalıcı bir temel olan menfaatten kaynakladığını keşfetmek, Swann'ı belki de üzmezdi, çünkü menfaat, Odette'in Swann'la artık görüşmek istemeyeceği günün gelmesini engelleyebilirdi. Şimdilik, Odette'i armağanlara boğarak, ona çeşitli yardımlarda bulunarak, kendi şahsının, zekâsının dışında birtakım avantajları kullanıyor, ona kendisini kişiliğiyle beğendirmenin yorgunluğundan kurtarabiliyordu. Âşık olma zevkine, ara sıra gerçekliğinden şüpheye düştüğü bu aşk uğruna yaşama zevkine karşılık, manevi hazlar meraklısı sıfatıyla ödediği bedel, bu zevkin değerini Swann'ın gözünde artırıyordu. -aynı şekilde, deniz görüntüsüyle dalga seslerinin güzelliğinden emin olamayan insanlar da, ancak bu zevkleri tatmalarına imkân veren otel odasına günde yüz frank ödedikleri zaman deniz ve dalgaların güzel olduğuna ve menfaatten uzak zevklerinin üstünlüğüne inanırlar." 
- Marcel Proust, Swanların Tarafı 

Kasım 11, 2018

Çeşitli Fotoğraflar


Bundan dört yıl önce Cem Akaş'ın yazı atölyesine katılmıştım. Böyle şeyleri saklamak hiç adetim değilken geçenlerde elime geçti. Altındaki fotoğrafsa o tarihten üç yıl sonra doğan yeğenim hakkında ablası tarafından bana ilk el yazısıyla bir haber notu.Yazmayı öğrendiğinde bana bir şeyler yaz demiştim, bunu uygun görmüş. Şöyle diyor: "Yeni doğan kardeşim oldu. Kendisi bebek, adı Harun oldu. Kendisi bezli bebek, hep altına kaçırıyor. Sevgiler canım kardeşim bebek cik."


İşte bu o yeni doğan bezli bebeğin şimdiki hali. Hala bezli.



Bu da o mektubu yazan, bir hanfendi görünümündeki, cadı ablası.



Okuyabilirseniz bu not benim, dört beş ay önce acaip bir felsefe keşfettiğimi düşünüp hemen not aldığım bir kağıt parçası. Hâlâ bir keşif yaptığımı düşünüyorum. Gerçeğin ne olduğunu düşündüğüm bir sırada, bütün bilimin, bütün söylenenlerin bunun üzerine kurulu olduğunu anladım. Geçmişte kabul ettiğimiz bugün fesh edilen ne varsa bugün artık gerçekliği kabul görmediği içindir. Diğer bir ifadeyle, bilimin ya da hürafenin bize söylediği bir şey beyan edilip kabul gördüğü an gerçeğe dönüşür. Şüphe bu yüzden çok değerlidir. Şüphe edebildiğimiz şeyleri sorgulamaya devam ederiz. Ta ki gerçeği bulana ya da bazen maalesef bir şekilde kabul edene kadar. Neyse, şimdilik bu kadar felsefe yeterli.


Bu da, bu yazının aslında bu fotoğraftan ibaret olması gerektiren, öyle olacağı planlanan fakat öyle olmayan notu. Bu sözlerin Sait Faik'e ait olmasına şaşırmadım değil, benim bildiğim Sait Faik bunu söylemez gibi gelirdi. Fakat M. Mungan Son İstanbul hikayesine koymuş ki, doğrudur.

Bir de bugün kuzenimin anlattığı bir anekdotu söylemeden edemeyeceğim. Üzgünüm, dedi. Neden dedim. Bir iş arkadaşı kadın kocasıyla mesajlaşıyormuş mutfakta. Kocası evi terk etmiş. Dört yaşında bir oğulları varmış. Annesi mutfakta, oğlu salonda oturuyormuş. Kadın birden telefonu masaya bırakmış. Koşar adım cama doğru gitmiş. Pencerenin sol yan tarafını tek eliyle kavramış, bir ayağıyla yerden kuvvet alarak diğer ayağını yatay pervaza koyarak kendini yukarı çekmiş. Ne yana, ne yukarıya ne de arkasına bakmış. Henüz doldurulmuş, tam sıkıştırılmamış, ağzı yarı açık, yeni yetme genç kızların dahi taşıyabileceği bir fındık çuvalı gibi kendini aşağıya bırakmış. Bina dört katlıymış, annesi kızının saçlarını görmüş.

Hiç bir Tanrı insanı umutsuz bırakmamalı, tanrıların buna hakkı yoktur.

Bugün bu kadardı. May the force be with you!, ağaçlar benimle.

Kasım 05, 2018

Dostlukların Son Günü

Bugün bu kitaba başlıyorum ve bu şarkıya:

Sahaflardan aldığım bir kitap. Birinci basım,1975. Kimbilir yaşıyor mu Eser ve Neşe. Tekrar görüştüler mi, karşılıklı sohbet ettiler mi bilinmez... Notun duruluğuna, Türkçenin güzel ifadesine ve içtenliğine bayıldım.  Bir virgül bu kadar mı güzelleştirir bir cümleyi. Şöyle diyor:

Eser'ciğim,
Sana ne kadar uzun zamandır yazmak istiyorum, bilemezsin. Her gün, diyebilirim, kalbimden sayfalar dolusu sevgi, sohbet gönderiyorum sana. Herhalde onları alıyorsundur ve önemli olan da bu.
Sana daha sonra, daha uzun yazmak ümidiyle, sevgilerimi, başarı dileklerimi gönderiyorum. Neşe, 6.8.1977

Ekim 29, 2018

Zamandan...

Vapurun gitmesini bekleyen karga. 29 Ekim 2018, Kadıköy

Ekim 07, 2018

Henüz Ekim Olsa da

KASIMLARDA

Sen hiç yerle bir olmuş kentler gördün mü?
Gördüm dediğin de ne, Nerede Ne zamandı

Bende benim buruk tarihim gibi durur.

Bil bunu.

Zaman ki nedir
Kasımlarda bir yaprak
Bir çocuğun gidip gelen ağzı
Bir gül
İçip yarıda bıraktığın bir bardak su.

Benim Topağacı'ında tam orada bir gülcüm vardır
Kasımlarda kapalı dükkanlar gibidir yüzü
En eski rüzgârlar gibidir.

Ben ki uzak bir istasyonda durmuş bir gar saati gibiyim
Rüzgârlar üşüşmüş içime.

Bil bunu.

-İlhan Berk

Eylül 30, 2018

Yazın Son Günleriydi

Güzel kitaplar yazdığı için ona teşekkür etmem gerektiğini biliyorum. Ediyorum. Bugün yazın son günü... Artık onu okumaktan vazgeçmenin zamanı geldi. Bir keresinde ne demişti; "sen beni okuyamadın, okuyamadın sen beni." Aynı cümleyi kelimelerin yerini değiştirerek neden iki kere söylemişti, o gün de anlayamamıştım. Onu yazarlığıyla tanıdım. Şimdi hatıralarımda bir yere yine yazar olarak gömmeye çalışıyorum. Her yazara duyulan sevgi gibi, iyi yazdığı bir kaç şeyi sevip bütün kitaplarını okumak istemiştim. Sanat subjektiftir. Hayatta emin olduğum bir kaç şeyden biri bu. Her ne kadar az önce izlediğim; Guernsey Edebiyat ve Patates Turtası Derneği filminde yaşlı bir kadının; "olabileceğine aklımın ermeyeceği şeyler gördüm ben", sözüyle hayat hakkında bir kez daha düşünsem de, bundan eminim. Sanırım saçlarımı biraz daha kestireceğim. Çifte kavrulmuş etibör bisküvisini çok özledim. Ve hâlâ brüksel lahanasıyla kakaoyu yaratan Tanrı'nın aynı olduğuna inanamıyorum. 

Eylül 23, 2018

Karmaşık Görünse de Değil Aslında

La Casa de Papel dizisinin birinci sezon on ikinci bölümünde bir durdum. Soğudum, sonrasını izlemek istemedim. Neden? Çünkü hata yaptılar. Üstelik hiç olmayacak, böylesine hesaplı bir grubun yapmayacağı şekilde. Ne yani, bütün çocukluğu hatta son beş yılı o süreci planlanlamakla geçmiş bir adam aşk ve seks gibi gündelik bir olasılığı gözden mi kaçırdı... Hadi aşk belki de, ya seks? Hadi canım sen de! -Bu gece devamına baktım ve henüz o hatanın bir nedene dayanıyor olabileceğini göremedim.- Yine de, gerçekliğine dair bir şüphem olsa da, izlemeye devam ediyorum... İnsanın hayata ve onun gerçeklerine dair algısı da böyle bir şey olabilir mi?

Saçlarımı kestirdim. Gözlüklerimi değiştirdim. Yine de dünya batıya doğru dönüyor kendi ve güneş etrafında. Koca dünya sola doğru dönerken saatlerin sağa doğru düzenlemişliğinin tamamen zamanlamadan ibaret olması komik değil mi sizce de? Saatler Mısır'da değil de Avustralya'da icat edilseydi zaman tersine doğru akıyor olacaktı şimdi... Değil, haliyle de, yine de çok şey farklı olurdu.

Yaşamak için geç kalmışlık hissinin getirdiği ilk istek; yaşamamak elbette. Hayatta hiç bir şey için geç değildir, düsturunun yeterli olmadığı hatta anlamsız olduğu tek alan; yaşamak...

George Frederic Watts-"Time, Death and Judgement" 1900,  Chicago Şehir Sanat Galerisi.
Not: Ölüm: kırmızılı erkek. Zaman: beyazlı kadın. Adalet: çok arkalardan bakan cinsiyetsiz insan.
Ölüm zamanın elinden tutmuştur... 

Eylül 16, 2018

Bir Fotoğraf Bir Şarkı

Yaşadığımız bir hissi / anıyı bize hatırlatan duyuların başında koku gelir. En çok koku hatırlatır, en çok onu hatırlarız. İkinci sırada sesler (duymak) ve sonra görmek gelir. Görmenin bu kadar geride olması ilginç ama neden öyle, detaylarını hatırlamıyorum şu an. Daha çok yeni hafızaya odaklı olduğundan olabilir. Tat almayı bilmiyorum. Hissetmekse çok ilginçtir. Dokunmanın verdiği hissi unuturuz, ne kötü, ama belki bu, acıyı unutmazsak olamayacağından... Yoksa kadınlar ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü doğurur muydu sanıyorsunuz. Dokunmak biraz daha farklı bir konu zaten, çok takılmayın. Ve ne yazık ki ya da ne mutlu ki bu hatırlamanın bilinçle bir ilgisi yoktur. Duyarsınız ve hatırlarsınız.

Angels have wings #LaurenAlexandra (flickr)
Not: Konuya ilgi duyanlar için: kısa bir bilgi. Ben başka kaynaklardan da bakmıştım.