Hasan A. ve Hasan A. telefonumda aynı isimden iki kişilerdi. Biri akrabam biri iş yerinden arkadaşım. İkisinin de aynı köyden olmaları nedeniyle isim ve soy isimlerinin benzer olması şaşırtıcı değildi ama akraba da değillerdi, enterasan. Bana denk gelmeleri ve benim onları nasıl kaydedeceğimi dakikalarca düşünmem asıl traji-komik olandı. Takıntılı bir insanım evet. Eski eşim dahil herkesi telefonuma isim ve soy ismiyle kaydederim. Bunlardan istisna olanlar; annem ve yeğenlerim. Kardeşlerim de aynı şekilde, hatta evlilik soy isimleriyle birlikte kaydediyorum onları ve arkadaşlarımı da. Neden; çünkü onların isimleri bu. Yeğenlerimi de çocuk oldukları için, ayşecik, fatmacık, arascık şeklinde süslü kaydediyorum.
Konuya dönersek, Hasan A.'lardan biri öldü, akrabam olan. 55 yıl boyunca bir hafta gece bir hafta gündüz çalıştı. Gece uykusu nedir bilmedi desem yeridir, keşke zamanında kendisi de bunu kendisine deseydi de başka bir iş bulabilseydi diyeceğim ama o zaman kim size bana ekmek pişirecekti fırınlarda da alacaktık... Fırın işçisi böyledir, sabahları sıcak ekmek kokusu için gece sabaha kadar çalışır, gündüz sosyal hayatından geri kalmamak için az biraz uyur, uyuması gereken zaman değildir kesinlikle bu, sonra da tekrar akşam üstü fırınına geri döner. Çok iyi bir ustaydı. Öyle böyle değil. Siz pidesini yemeden ölmüş olması büyük şanssızlığınız... Emekli olduktan sonra Ramazan ayı gelmeden fırın sahipleri, "Hasan usta bizimlesin demi bu Ramazan, bak kimseye söz verme ha! diye diye kapısını aşındırırlardı... O kimseyi kıramaz ama aklında zaten olan dostu için geçen seneden söz verdim deyip geçiştiriverirdi... Hep parasızdı... 55 yıl. Dile kolay 55 yıl nerdeyse gece uykusu nedir bilmeden çalıştı ama değil 55 bin 25 bin türk lirası emekli maaşı almıyordu. Hani derler ya fakir geldi fakir gitti. Derler mi sahiden... Severdim Hasan eniştemi. Ziyarete gittiğim bir seferinde evlerinin oradaki rus pazarına gidiyorum ben dedi. Gitti geldi baktım elinde şekilsiz pek de sevimli olmayan ama sedef kaplamalı havalı renkli bir kolye var... Parası yoktu bilirdim, muhtemelen o kolyeyi de "sonra veririm abi" diyerekten aldı. Ben gelmişim ya uzaktan, illa bir hediye alacak... Teyzemi, karısını kaçırmış karşı köyden. Arada ırmak var. Yahu siz o ırmağı gece vakti nasıl geçtiniz iki genç!, hep sorduk hep güldü, "yazdı kızım, su azdı" diyerek. "Yazı mı beklediniz?" derdik biz de ama o, "yok yazı değil fındığın bitmesini bekledik deden daha az sinirlenir hiç olmazsa dedik", derdi... Dedem çok sinirlenmiş yine de. "Nerden gördü bu fakir bizim kızı yaww", diye diye aylarca konuşmamış... Öyle zengindi ki eniştem... Benim gördüğüm 30 yıl onların bildiği 60 yıl boyunca bir kere olsun ama gerçekten bir kere olsun kaşını kaldırmamış teyzeme... Nasıl kızardı Teyzem, nasıl dır dır ederdi başına dikilip. Tek duyduğumuz "sus Seyhan, Seyhan sus..." Ne teyzem susmuştu ne Haso başka cümle etmişti.
Telefonuma gelecek olursak ben yine iki aynı isimden kişiyi telefonda taşıyorum. Haso'nun hattını teyzem kullanıyor. Teyzemin telefonu yoktu, hep fakir bilindiler çünkü...
.jpeg)
.jpeg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder