12 Eylül 2021
Hallaç
23 Ağustos 2021
Her Şeyi Anlamak Zorunda Değiliz
Ulus Baker'in dediği gibi, her şeyi anlamak zorunda değiliz. Zorunda mıyız sizce? Nohut soğuk suyla mı ıslatılır sıcak suyla mı? Biri bana nedenini söyleyerek cevabını verebilir mi? Bütün ansiklopedileri tavan arasına kaldırtan 'google' hazretleri her ikisini de söylüyor çünkü. Hangisine inanacağıma tamamen o anki üşengeçliğimle karar verdiğim bu soruya bir yanıt ve bu dünya da artık neye inanacağımızı ve nasıl anlayacağımızı bilen varsa söylesin...
Görüyorsunuz baştan sizi yanılgıya düşürüyorum. İnanmak ve anlamak bambaşka şeylerdir çünkü. İnanmak sorgusuzdur. İnsan bir yaratana ya inanır ya da inanmaz örneğin. Bunu akılla sorgulamak "inanç" meselesine ters düşer. Neden inandığımızı sorgulayabiliriz, inandığımız şeyin inanmaya değer olduğuna ikna kapları bulmaya çalışabiliriz ve inancımızı onun içine koyarız. Artık bizim için bizim inanılası bir şeydir o. Fakat yine de dünyanın geri kalanı için inanılmaması gereken bir şey olabilir. Önemli değildir. Çünkü inancımız kendi varlığımızın geldiği zihinsel dünyanın bir sonucudur. Bize aittir. Oysa akıl soru sorar, cevaplar nesneldir ve bildiklerinizin dışında olabilir. Aramak sonra bulmak, dünyada keşfedilmiş bilgiyle karşılaştırmak gerekebilir. Bulunur belki de bulunmaz ama bu şekilde her daim sorgulanmaya ve değişmeye açıktır. Oysa inanmak kolay değişmez. İnanç bizim kaplarımız değişirse, biz değişirsek değişir ancak. Anlamam mı inanmam mı gerekiyor bilmiyorum ama siz yine de söyleyin, hangi suyla?
20 Ağustos 2021
Bir Sabah
Bu aralar sabah bir bakmışım aradan on yıl geçmiş olacak gibi geliyor. Çünkü geçmiş on yılın yılları sanki bir gece uyumuşum da sabaha geçmiş. Beynim hiç bu kadar karmaşık ve dolu tam da bu yüzden hareketlerim hiç bu kadar yavaş olmamıştı. Hayata hiç bu kadar karamsar ve umutsuz baktığımı hatırlamıyorum. Bütün enerjimi, inanmışlığımı, inanacaklarımı, beklentilerimi harcamışım, dağıtmışım sanki…
Bir film izlerdim ve hayallere dalardım. Artık film izleyemiyorum, anlamsız geliyor. Ve bu çok zoruma gidiyor. En sevdiği oyuncağı tavan arasına kaldırılmış, büyüdüğünün farkında olmadan büyümüş çocuk gibi hissediyorum. Şu “tavan arası” sözünün anlamsızlığını da yazınca fark ettim. Bizim kültürde evlerinin tavan arası olmaz ki, öyle, müstakil evlerde oturulan bir sınıftan değilim ben en azından. Tavan arası lafı bile hayal kurduğum filmlerden alınma, anlamsız yersiz bir görüntüymüş zihnimde meğer. Öyle bir görüntüyü zihninde taşıyınca insan sanıyor ki bir gün bir evi olacak, orada yaşlanacak, kendinin ve ailesinin hatıralarını tavan arasında depolayacak, sonra arada bakıp gülecek, ağlayacak onlarla. Yanlış imgeleri beynimde taşıyıp yanlış cümleler kurmuşum sanki…
25 Haziran 2021
Şiir: Gece Nöbeti
Giderek daha az
Unutur gibi seviyorum
Azala azala
Aramızdaki uzaklığın karanlığında
Geceler kısalıp gündüzler uzuyor böyle olunca
Daha az seviyorum seni,
Kendini iyileştiren bir yara gibi
Daha az
Sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
Uzak dağ kışlalarında
Görmüyoruz birbirimizi
Usul usul iniyor
Kopmuş yollara
Işığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
Bir çığ gibi uyuyorsun rüyalarımda,
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da
Artık daha az seviyorum seni
Unutur gibi, ölür gibi daha az
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini
Kolay değildi
Yalnızca sevgimi değil, evladımı da kaybettim ben
Kaç acı birden imtihan etti beni
Bir tek gece vardır insanın hayatında
Ömür boyu sürer nöbeti
Bu da öyleydi,
İyi ol, sağ ol, uzak ol
Ama bir daha görme beni.
Murathan Mungan (Aralık, 1998)
15 Mayıs 2021
Rüyaymış
Bir hafta önce Gülseren'i gördüm. Ben, Saniye ve Gülseren bir yerde oturuyoruz. Gülseren canlanmış. Ben inanmıyorum, Saniye inanıyor. Diyorum, bir tek bize mi görünüyor, nasıl olabilir, nasıl canlanabilir?! Olmuş işte diyor Saniye, her zaman ki net konuşmasıyla kızarak bana biraz. (Bana bir konuda kızdığını mı düşündüm acaba Saniye?) Herkes görüyor, gayet yanımızda işte diyerek devam ediyor. Mehtap öldüğünde de bir kaç hafta sonra canlandığını, mezarından çıkıp yanıma geldiğini görmüştüm. Kız kardeşim biraz anlıyor rüyalardan ona sormuştum ben de; gülerek geldiyse seni merak etmiştir, yüzü gülmüyorsa kendisi senden bir şeyler bekliyordur, demişti. İşte Gülseren ve biz karışık, şimdi tam anımsamadığım bir şeyler yapıyoruz. Gülseren bir yere gitmiş, bir adamın yanına, biz kızıyoruz, neden gittin ki diyoruz. İngilizce bir ifade söylüyor, bu ne demek ki diyor bize. Saniye, bilmem diyerek bana bakıyor, Aze sen söyle, diyor. İngilizcesini söylüyor Gülseren, hatırlıyordum tam olarak ama şimdi ne yazık unuttum, şöyle çeviriyorum ama; "içindeki ışığı takip et." İçimdeki ışığın ne olduğunu bilmiyorum, işte sorun o... Bari onu da söyleyeydiniz...
Dünden önceki gece, annemin anneannesini gördüm. O da yaşıyormuş. Ama o ölüp dirilmemiş, zaten yaşıyormuş ama ben bilmiyormuşum. Rüyamda annem hasta oluyor ama beyazlar içinde, ben başka bir yerdeyken onu hastaneye götürmüşler. Beni kardeşlerim buluyor, hatta yalnız kalmak istiyorum diye kapıyı açmıyorum, kapıyı kırıp içeri giriyorlar, annemi hastaneye kaldırdık demeleriyle fırlıyorum. Yanımda birileri varmış. Alelacele hazırlanıyorum, valimizi sürüyerek indirip yol kenarına bırakıyorum filan. Bir gitmem var görmeliydiniz... Araç bulamıyorum, kardeşlerim ortadan kayboluyor. Yollar ıssız, ama çok yeşillik. Otobüs bakıyorum bana bir motosiklet kiralama mı, kullanmasının çok kolay olduğunu söylüyor birileri. Kiralıyorum, zar zor çalıştırıyorum, gitmeye çalışıyorum, gaza basıyorum, ayağımı yere koyup hız alıyorum, bir gidiyorum bir gidemiyorum. Hızlı gidiyor gibi oluyorum ama bir bakıyorum hiç gidememişim. Gidiyorum gidiyorum ne kadar kaldı diyorum gördüğüm nadir kişilere daha çok diyorlar, hani kısaydı diyorum, gene binmeye çalışıyorum, zorluyorum, zorluyorum... Sanki bütün gece motosiklet kullandım, öyle zor, öyle sıkıntılı geldi bana. (Ne bisiklete binmeyi ne motosiklete binmeyi bilirim. Uyumadan önce bisiklet sürmeyi bilmediğimi düşünmüştüm, bu kadar mı etkilendim ki!) Artık motosikletle gidemeyeceğimi anlayınca onu bir yerde bırakmak istiyorum, ama kiraladığım yere nasıl ulaştırırım fikrine takılıyorum bir yandan, diğer yandan anneme yetişmek istiyorum. Bir kulübeye varıyorum, bir çocuk var on üç on dört yaşlarında, sana elli lira versem bu motosikleti şuraya bırakır mısın diyorum. Ailesi çok seviniyor, tabi bırakır ne olacak, diyorlar. Böylece bir ana caddeye varıyorum, otobüsler geçiyor sürekli yanımdan. El kaldırıyorum kimse almıyor. Sakarya ne taraf diye ona buna soruyorum, niyetim otostop çekmek. Öyle de yapıyorum ama yine kimse almıyor. Sonra birden, annemin nenesinin yanında buluyorum kendimi, yaşlı ama çok dinç, annen çok iyi merak etme, onun bünyesi çok güçlüdür, yayla kızı o, iyi olacak, atlatacak diyor bana. (Bugün annemle konuştum, sevinçle güzel bir rüya olduğunu söyledi. Beyazlar giyiyorsam aydınlığa çıkacağım iyi iyi dedi. Sen niye öyle sıkıldın ki deyince, yok ben de yeşillik içindeydim deyip geçiştirdim.)
27 Ocak 2021
Fotoğraflar ve Şarkı
Onu bunu bırakın da, bu dünyadan bir A.Özdemiroğlu ve A.Gürel geçmiş ya! Bir de gitmişler Sezen Aksu'yla buluşmuşlar. Ne de iyi yapmışlar!
30 Aralık 2020
Sayıklamalar XVIII, Kapari Çiçeği
04 Aralık 2020
Sarıl Bana
Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.
Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.
Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.
Sevgiden caydığım yerde darıl bana.- Metin Altıok