23 Ağustos 2010

Hava, Su, Toprak, Ateş: 2


Konuya biraz farklı bir açıdan bakacak olursak ; Dünyadaki herşeyin elementlerden oluştuğunu söylemiştik, hava, su, toprak ve ateş elementlerinin de her birinin kendi özelliğini diğeri içinde taşıdığı başka bir deyişle bir elementin iki element unsurunu içerdiği söylenir.Elementlerin kendilerinden çok özelliklerine bakarak denilebilir ki hava hem sıcak hem kurudur, ateş sıcak ve kurudur, toprak soğuk ve kurudur, su soğuk ve ıslaktır...
Ateş aynı zamanda parlak ve hareketli, hava karanlık ince ve hareketli, su karanlık ve hareketli, toprak karanlık ve hareketlidir.
Jung'a göre ; ateş ve hava erkek unsuru, toprak ve su dişi unsurudur ve pasiflerdir.Ateş suya terstir, suyla anlaşamaz, hava toprağın zıttıdır.
Ateş : Gezegenleri Mars ve Güneş. Burçları : Koç,Yay, Aslan.Rengi: Kırmızı.Diğer özellikleri sıcaklık, hareketlilik, canlılık ve parlaklıktır.Temel faaliyeti dışa dönüklüktür.Tarihi boyunca ilahi gücün simgesi olmuştur zaman zaman ona tapılmıştır bile...Işık verdiği için aydınlığı da simgeler, Titan Prometeos insanlara ateş verdiği için cezalandırılmıştı.Yakıcı olduğu için cezalandırıcı olarak da görülür.Astrolojik özellikleri; bağımsızlık, önderlik, sezgi, tez-karar, yaratıcılık, girişkenlik ve enerjidir...

Su : Gezegenleri Venüs ve Ay. Burçları : Yengeç, Akrep, Balık.Rengi : Mavi.Diğer özellikleri; ana özelliği çekilmedir, soğukluk, gizlilik ve uyku diğer özellikleridir. Eskiler yansımasından dolayı bilgeliği simgelediğini düşünürlermiş. Değişkendir, etrafındaki tesirlerin özelliklerini özümseyebilir ; hayat verici de olabilir zehirleyici de, temizleyici de olabilir kirletici de.Saf hali ile sadece hayat verici ve arındırıcıdır.Ateş şuuru , su şuur-altını simgeler. Astrolojik özellikleri ; sezgi, duyarlılık ve duygusallıktır...Ateş güneş ve gündüz, su ay ve karanlııktır...

Hava: Gezegenleri : Merkür, Jüpiter.Burçları : İkizler, Kova, Terazi.Rengi : Sarı. Genel olarak zihni temsil eder. Hayat nefesini içerir. Fikir ve muhakeme unsurunu simgeler.Hem ateş hem su elemanının özelliklerinden meydana geldiği için her iki grubun özelliklerini de taşır, Terazide dengelenir, ikizlerde ifade edilir kovada birleşerek daha çok gösterir bunu.

Toprak : Gezegenleri: Satürn, Arz. Burçları : Oğlak, Başak, Boğa.Rengi : Siyah,Yeşil, Kahverengi.İnanışlara göre toprak diğer üç maddenin birleşiminden meydana gelmiştir.Ağırlık, sabitlik ve kısıtlama özellikleri vardır.Bereket ve kazancı simgeler.Özelliğini değiştirmek çok güçtür, hava elementine zıttır...

İşte Aang tüm elementleri bükmeyi öğrendiğinde bu özelliklere sahip olmuş olacak, elementlere hükmetmeye başladığında bunları da kendinde hissetmeye başlayacak. Elementleri bükmeye bu yüzden sırayla gitmelidir ; hava, su , toprak ve ateş...

kaynak : çeşitli astronomi siteleri.

21 Ağustos 2010

Hava, Su, Toprak, Ateş: 1

Elementler demiştik ; Evrendeki varlıklar maddeden , maddenin elementlerden elementlerin atomlardan atomların da her geçen gün yenileri bulunan proton, nötron,quark gibi daha da küçükleri bulunan zerrreciklerden yaratıldığını artık biliyoruz.Hatta biliyoruz ki bu zerrecikleri çarpıştırmak için milyar dolarlar harcanarak tesisler kuruluyor ve ilk çarpıştıkları anı yeniden oluşturmaya, o anda oluşacağı düşünülen "karşı madde"yi yaratmaya çalışarak gezegen üzerinde karşılığı olmayan bir maddeyi oluşturmaya çalışıyor bilim adamları...

Maddenin de, biri geçen yüzyılda keşfedilmiş olmak üzere dört hali olduğunu biliyoruz. Biz bundan ölçerek, biçerek, yazarak çizerek emin olmaya çalışırken. Emin olduğumuz bu dönemlerden çok öncelerde insanlık dünyanın maddenin dört hali üzerine kurulu olduğunu, yaratıldığını zaten keşfetmişlerdi. Belki buna inançlarımızın söylediği ; çamurdan(topraktan) yaratılarak ateşe tutulduğumuz, ruhumuzun tam göğsümüze -iman tahtası-ağıt yakan kadınların en çok dövdüğü, güç aldığı nokta,alan- üflendiği anlatımları da etkendir... Plazma maddenin ilk halidir. Maddenin evrenin ilk başında; Aristoles'in "ylem" diye de adlandırarak, evrenin başlangıç maddesi kabul ettiği hali o kadar sıcaktı ki madde plazma halindeydi, bu hali ateşi temsil eder, sonradan soğudu ve birazı buharlaştı gaz haline geldi, biraz daha soğudu sıvılaştı su haline geldi, en sonda katılaştı ve toprak haline geldi... Dünyada bilinen ya da benim bildiğim 103 element vardır, belki başka elementler bulunmuştur yakın zamanlarda... Tüm dünya; hava,su, toprak, ateş, ağaçlar, denizler, yollar, binalar, gözünüzün gördüğü her şey bu 103 elementin birleşimlerinden, kombinasyonlarından oluşmaktadır. Sayı göze çok az geliyor ama alfabenin de sadece 29 harften oluşup tüm bu yazıların, hikayelerin, sayfalarca romanların ve şiirlerin bu 29 harfle oluşturulduğu düşünüldüğünde, oluyormuş denilebiliyor değil mi? Olmuş zaten.

Maddenin hallerine bakıldığında artık maddenin enerjiye enerjinin de maddeye dönüştüğü sıradan bilgi haline geldi, enerji; fizik alanında "iş yapabilme yeteneği" olarak tanımlanıyor; yani bir haldir, durumdur. Öyleyse baktığımızda aslında madde farklı dört kuvvetin tek bir birleşimidir, enerjiye dönüşebilir ya da madde halinde kalabilir, başka bir deyişle katı, sıvı, gaz ve plazma halleri birbirine dönüşebilen hallerdir ve tek bir maddenin halleridir. Doğa böyleyken ve her şeyin 103 elementten oluştuğu düşünüldüğünde insanın farklı elementlerden oluşmadığı aşikardır, minerallerimiz, elementler , vücudumuza bakıldığında hava, su , ateş gibi daha da doğrusu evren gibiyizdir, tabiat gibiyizdir. Küçük insanın büyük resmidir tabiat... O zaman; havayı, suyu, toprağı ve ateşi bükebilmemiz kadar doğal ne olabilir ki!.. "Gerçekçi ol imkansızı iste"...
Yani ben son hava bükücü Ang'e güveniyor ve seviyorum kısaca:-)

31 Temmuz 2010

Avatar; The Last AirBender

İşte benim filmim! sonunda geldi... Yönetmen : M.Night Shyamalan Oyuncular: Noah Ringer, Dev Patel, Nicola Peltz, Jackson Rathbone ABD, 2010 Michael Dante DiMartino ve Bryan Konietzko tarafından 2005 yılında Nickelodeon stüdyolarında yaratılan bu animasyon filmi çocuklardan çok yada en az onlar kadar büyükler tarafından sevildi.Ben çok sevdim en azından...ABD yapımı ve yaratımı olmasına rağmen çizgi film yoğun olarak budizm, doğu kültürü, bilgeliği ve öğretileri üzerine kurulmuştur. Bu doğu mistizmi, karakterleri, renkliliği, hikaye zenginliği, komikliği ve sürükleyiciliği ile bende çok keyif bırakmıştır.Hafta sonları CNBC-e de üç sezon olarak yayınlanan çizgi filmin sinema filminin yapılacağını hemde Shyamalan tarafından yapılacağını duyunca hem sevindim hem üzüldüm, çünkü ben Shyamalan'ın eleştirileri hakettiği- birazını- şekilde filmi ortaya koyacağını tahmin ediyordum...Kendisi uzun zamandır her türü denemeye eğilimli, hevesli..."Altıncı His" filmindeki tarzında kalsa ve devam etse bence şu anki ününden çok daha önde olurdu.Ayrıca resmi sitelerde ve tanıtımlarda hikayenin Shyamalan tarafından yazılmış olarak sunulmasına şaşırıyorum...Hikaye vardı zaten, 2005'den bu yana herkes biliyor, seyrediyor...Kendisi hikayeden daha başka bir hikaye çıkarmadığına göre, devamını da yazmadığına göre neden yazar olarak sunuluyor anlamıyorum..."Köy" filmi bence izlenince Shyamalan'ındır dedirtiyordu; kapalı ortamı, hikaye farklılığı, gizem ve korku gösterileriye...Ama "Sudaki Kız", "İşaretler", ve "Mistik Olay" ile kendisinden beklenen o ince korkuyu ve gizemi koruyamadı...Ben şahsen kendisini şaşırarak, içim titreyerek ve yine de merak ederek, korksamda hiç kıpırdamayarak korkuyu tuhaf bir şekilde hissetmek isteyerek izlemekten çok memnundum...Benim sevgili Aang'imi ve arkadaşlarını alarak, o neşeli grubu nasıl bu kadar ciddi ve bilmiş hale getirmiş çok kızdım doğrusu...Tüm çizgi film boyunca beş cümlesinden birinde dünya, kendisi ve arkadaşları ile dalga geçen Aang'in tek esprisi gözlerini açtığında söyledikleriydi sanırım...Hele hele Appa ile ilişkisini tek cümleyle-yip yip- geçmiş olması en olmamaış olan bana göre ki uçan bizonumu nasıl öyle arkadaş sınıfından ayrı tutar!...Daha neşeli olabilirdi film bence de...Ama müzikleri oldukça güzeldi, çok iyi senkronize olmuş hikaye ile...James Newtow Howard 'ı tebrik etmeli.Genel olarak daha heyacanlı, daha o kadim dönemlere ait olabilirdi film ama sevdim ben, belki ben nasıl olursa olsun seveceğimden sevmişimdir ama yine de Aang'in yakın dövüş sahneleri, ateş ulusuna okyanusun gücünü gösterdiği sahne, kuzey su ulusunun şehrinin tasarlanışını takdir ediyorum, güzel bir iş oldukça...Karakter seçimi çok eleştirilmiş, çizgi film ile karakter bağlantısının kurulmasını pek anlamıyorum, sonuçta fark gözeteceğimiz karakterler yok ortada ama Aang karakteri çizim ile çok uyumluydu, benzerdi, buna sevindim... Hikayeye gelirsek ; Kadim zamanlarda, insanın doğa ile özdeş olduğu güçlerinin farkında olduğu gücünü doğadan aldığı, doğadan çalmadığı zamanlarda insanlar dünyanın yapı taşları denen dört elemente hakimdi...Hava, su, toprak ve ateş...Dünya yavaş yavaş ateş bükücülerin; ateşe hakim olup onu bükebilen, hem saldırı hem savunma aracı olarak kullanabilen ulusun hakimiyeti altına giriyordu... Tüm element bükücüler arasında savaş başlamak üzereydi...Avatar tüm elementleri bükebilen ve ruhlarla konuşabilen tek insandı ve reenkarnasyon ile nesilden nesile geçiyordu...Son avatarın hava ulusundan olacağı biliniyor ama henüz kim olduğu bilinmiyordu...Sıra hava ulusundaydı çünkü...Keşişler savaşın başlamak üzere olduğunu tahmin ediyor bu nedenle de yeni avatarı bir an önce bulmak istiyorlardı.Gerekli testler yapıldığında Aang henüz 13 yaşındaydı ve tüm elementler üzerindeki eğitimini tamamlamamıştı...Avatar olduğunu öğrendiğinde bir ailesinin olamayacağını artık dünyayı kurtarmak gibi çok ciddi bir işinin olduğunu, istediği zaman penguenlerle kayamayacağını, balıkların sırtında yüzemeyeceğini, Appa ile hava oyunları oynayarak uçamayacağını anladığında güney hava tapınağından kaçtı...Fırtınaya yakalandı ve avatar gücüyle(ruhuyla)oluşturduğu havadan balonuyla denizin dibine ,sonra da doğru kuzey kutbuna süreklendi...Kuzeydeki su ulusu onu bulduğunda aradan yüzyıl yıl geçmiş, savaş çoktan başlamış dünya Avatar'ın ortaya çıkmasından nerdeyse umudunu kesmişti...Kuzeydeki son su bükücü Katara ve erkek kardeşi Sokka O'nu bulduğunda Aang Avatar olduğunu hatırladı...Dostları olduğu kadar düşmanları da vardı...Ateş ulusu ile savaşmalı, dünyayı onların hakimiyetinde kurtarmalı, tüm elementler arasındaki dengeyi tekrar sağlamalıydı...Ama çok önemli bir eksiği vardı, eğitimini yarım bıraktığı için sadece havayı bükebiliyor, havaya hakim olabiliyor, diğer elementleri bilmiyordu. Artık dünyayı dolaşacak, hem düşmanlarını atlatacak hemde eğitimini tamamlayacağı ustaları bulacaktı...Aslında elementleri öğrenmesi, bir anlamda büyümesi, kişiliğini geliştirmesiydi...Suyu öğrenmeye başladığında aynı zamanda duygularına hakim olmayı, kabullenmeyi, geçmişi ve kendisi ile barışmayı da öğrenecekti...Yoksa su gibi akışkan ve değişken bir elemente hakim olamazdı...Çizgi dizi üç ana kitaptan oluşuyordu, filmde üç bölüm halinde yapılıyor..Diğer iki film 2012 ve 2014 'te tamamlanması düşünülüyormuş... Bu vesile ile elementler ;...

19 Temmuz 2010

Sarıl Bana

Metin Altıok
Metin Altıok ; 1941 Bergama , İzmir'de doğdu. Karşıyaka Lisesini  ve  Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Felsefe bölümünü bitirdi.Felsefe grubu öğretmenliği ve çeşitli liselerde felsefe öğretmenliği yaptı.Şairdir.Aydındır.İşçi Partisi üyesidir. 02 Temmuz 1993 Sivas - Madımak oteli  katliamında ağır yaralanmış, 09 Temmuz 1993'te ölmüştür.(kaynak:wikipedia.tr)
Ataol Behramoğlu, Büyük Türk Şiiri Antolojisi'nde şairin şiirini şöyle anlatır : M.Altıok'u şiirleri 70'li yıllarda yayınlanmasına karşın, şiirlerinin kaynakları bakımında  60'lı yılların geç ürün veren bir şairi olarak nitelemek gerekir. Bu kuşağın en romantik, duygucu şairleri arasındadır. Dili yalın. Benzetme yapmayı, anlaşılması güç olmayan simgeleri kurmayı sever.
Metin Altıok 'Şiirin İlk Atlası' kitabında şiiri şöyle tanımlıyor : Şiir bilgisinin en önemli özelliği bu bilginin genel bir bilgi olmamasıdır. Çünkü şiir devingen ve değişken, her seferinde tek ve özgün olan çok özel bir varoluş biçimine sahiptir. Bu özellik başka şairlerin şiirleri için olduğu kadar aynı şairin şiirleri için de geçerlidir. Şiirle her karşılaşmamız bir öncekinden farklı, yeni bir karşılaşmadır.(kaynak:antoloji.com)

"Yel ve Gül" kitabı kendi seçtiği şiirlerinden oluşur. Karıştırırken Süveyda  (1991)  kitabından alıntı  "Sarıl Bana" yı ne kadar sevdiğimi ve nasıl güzel olduğunu hatırladım...İnsan sevdiği şeyleri de unuturmuş...

Sarıl Bana

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayaım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.

Annenin bıraktığı yerden sarılmak ! İnsanoğlunun bir çok savaşının kaynağı olan olan kaybetme duygusu, güdüsü  taa annenin elimizi bırakmaya başladığı yaşlardan başlar. İş dünyasındaki  bir çok iktidar savaşının, giden sevgiliye duyulan şiddetli özlemin, kaçan sevgilinin ardından şuursuzca koşmanın, rekabetin, bir dostu kazıklayabilmenin kaynağı üç yaş civarlarında yaşanan bu sürecin nasıl yaşandığı ve sonuçlarıyla ilgilidir.
Sevmenin tarifi bu olsa gerek...!

Bir de "Hesaplaşmalar" bölümünden  "Sevmiyorum Seni" en sevdiklerimdendir ;

Sevmiyorum Seni

Şimdi benim buzdan bir döşekte
Üç büklüm olmuş zavallı sevdam,
Üşüyorsa ölesiye yalnızlıktan;
Bil ki senin hep böyle güvensiz,
Yaşamdan korkar oluşundan

İşte bunun için sevmiyorum seni.

Şimdi benim bir han avlusunda
Hiç bitmeyecek umutsuz kavgam,
Soluyorsa başı önde yorgunluktan;
Bil ki senin hep böyle umarsız,
Yarını göze alamayışından.

İşte bunun için sevmiycem seni.

M.Altıok

14 Temmuz 2010

Anekdot;

Bugün blog izleme kayıtlarından birinin tarihi şöyleydi ;  Jul 14, 14:14:15...denk gelmiş...


İş yerindeki saçmalıklar üzerine bilgi birikimine  ve edebiyat kültürüne çok güvendiğim bir arkadaşıma: bir şeyleri bilmiyor olmalıyım ben bir şeyleri yanlış yapıyor olmalıyım, bu konu okunarak öğrenilebilir mi, anlaşılabilir mi acaba dedim !?
Niccolo Machiavell'in Prens'i dedi., Sun Tzu'nun Savaş Sanat'ı dedi..."Bence; dünya tarihi bu iki kitap  üzerinden şekillenmiştir" dedi...Neredeyse 500 yıl önce yazılmış Makyavel'in Hükümdar yada Prens olarak bilinen bu  kitabını henüz okumamış olmama da ayrıca şaşırıldı!..Demiş ki Makyavel; "Adalet güçlüden yanadır". Öyleyse haklı olmak için hep güçlü olmak zorundasın, ben bunu yapamam ki dedim; o zaman her şey mübahtır yolundan gidilmeli dedim..."Uygulaman gerekmiyor zaten yunusların balinaların karıncaların belgesellerini izliyorsun anlatıyorsun, bu canlıların yaşamlarını merak ediyorsun değil mi dedi ? "Ediyorum, izliyorum dedim." İnsan da  bir canlıdır ve en modern toplumlar en ilkel güdülerle kuruluyor hala dedi. "Savunabilmek için, anlayabilmek için kuralları bilmek zorundayız dedi ! 
Her gördüğünde laf geçirdiği Zerdüşt'e yine çatarak, " O'ndan bunları öğrenemezsin" dedi...


Varlığı, yaşadığı dönem, kitabı yazıp yazmadığı bile tartışmalı olan Sun Tzu'nun Savaş Sanatı eserinin üniversitelerde tartışılıyor, uluslararası ilişkiler derslerinde rehber alınabiliyor olması kitabı oldukça merak ediliyor kılıyor...Demiş ki kendileri ;


" Dostunu yakın tut, düşmanını daha da yakın!"


"Başkasını ve kendini bilirsen sen, yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilirsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir."


"İnsanlar bir kez birleştiler mi; ne cesurlar tek başlarına öne çıkabilir ne de korkaklar tek başına geri çekilebilir."


"Silahların getireceği zararları kestiremeyenler onları kullanmanın yararlarından habersizdirler."


"İnsanlar doğası itibariyle kötü oldukları için iyi olmayı isterler..."


Benzer konuları merak edenlere;...

25 Haziran 2010

Stop The Bullet Kill The Gun.



Etkileyici bir anlatım.
Herkes farklıdır, farklı beklentileri vardır, farklı öğrenirler.
Eğitim alanında yapılan bir araştırmaya göre insanların %40'ı duyusal ağırlıklı olarak; hisleriyle öğrenirler. Bir anlamda dokunarak, paylaşarak, deneyimleyerek, katılarak, üzülerek, korkarak, sevinç ya da haz duyarak, % 35'i görsel ağırlıklı ve %25'i işitsel ağırlıklı olarak öğrenirler.Bu video işitsel ağırlıklılar için pek bir şey anlatamıyor.Her ne kadar sadece işitsel öğrenmiyor da olsalar bu araçla hızlı, keyifli ve istekli öğrenmediklerini varsayarak onları dışarda tutuyoruz. % 75'i oluşturan görsel ve duyusal ağırlıklılardan yüzde kaçı böyle bir gösteriden sonra silahsızlanmaya destek verebilir, soru işareti ? Duyusal ağırlıklıların etkilenmiş olmasını varsayarsak tabi...Çıkan basit sonuç; öğrenim kanallarının bilinebiliyor olması öğretmek için yeterli değildir. Kişi tarafından istenmesi veya öğrenilmesinin, anlaşılmasının zorunluluk olması; en az gerekliliklerdir.

Yoksa izlediğimiz yüzlerce film, okuduğumuz kitap, duyduğumuz nutuktan sonra yaşamlarımızın sürekli değişiyor olması gerekirdi değil mi? Oysa beyin öğrenmeyi sever hem de çok, kapasitesinin de henüz bilinemediğini biliyoruz.Hatta tekrarlanan rutin işlerde sıkılır beyin, hayal kurmaya başlar ve ordan gitmek ister. O zaman neden? Neden öğrenemiyoruz, bilmiyoruz? Çıkan basit sonuç; bilmek, istemek ve mecbur olmak yetmez eylem için. Güdüler, kurulu düzen öğretileri, sahibi sandığımız sahiplerimiz, güven duygusu, dışlanmışlık korkusu ve insan olmak! en güçlü yol kesicilerimizdir. Öğrenmiyoruz, en zalim savaş haberlerini diğer insana anlatıyoruz ardından "bugün yaşam her zamankinden daha güzel" diyoruz. Öğrenmiyoruz, insanlık binlerce yıldır kendi soyundan hiç bir şey öğrenmiyor, kendi çıkarı, uzun yaşam şartları, hep daha konforu için beslendiği kaynaklarını yok ederek yaptıkları dışında... Aynı döngü dönüyor, dönüyor... 

Ama ben bu organizmanın kendi varlığını kendinin yok etmeyeceğine inanıyorum yinede. İnsan soyundan olan ben, öğrenmiyorum ve iyimserim... Halen iyimserim...

Hepsinden öte insanın en güçlü güdüsü; yaşama güdüsü buna izin vermeyecektir.

Diğer taraftan diyelim ki verdi; bu başından sonuna ezelden ebediyete plansız kuralsız kendi kendimizin yarattığı saçmalık; hem her şeyin mümkün hem de namümkün olduğu hayat, bu yok oluşa gülüp geçecek, güzel bir oyundu, bu döngüyü de hiç bir şey hissettirmeden atlattık diyecektir...Ve bir başka insan veya ben bir sonraki döngüde yine iyimser, hala iyimser olacaktır...Taa ki biri öğrenene kadar gerçeği...

19 Haziran 2010

Umut

Umut

Hayatta en çok bir tek neyi istediğimi düşündüm.
Daha önce istediklerimi geçtim, bundan sonra istediklerim arasından seçtim.
Yaşam son bulmaktır. Ne kadar inat edersen et kazanamazsın...
Yaşamdan; bana ölebileceğim zamanı versin istiyorum bir tek...


Beklediklerim, bekleyenlerim yitsin.
Göreceklerim, özleyenlerim olmasın.
Bileceklerim, merak edeceklerim kalmasın.
Arayacaklarım, merak edenlerim bulunmasın.
Öğreneceklerim, deneyimleyeceklerim bitsin.
Şaşırdıklarım, anlayamadıklarım düşünülmesin.
Öyle ereksiz olayım ki ha olsun ha olmasın.
Değişecek mevsim, dönecek gün kalmasın.
Ha sıcak ha soğuk, ellerim ne üşüsün ne de yansın yüzüm.


Öyle bir zamana varayım ki geriye bir tek ölmek kalsın...
Vakit geldiğinde ben çoktan varmış olayım tek...

12 Haziran 2010

An Roozha...


Farid Farjad 1938 Tahran, İran doğumlu. 1966 yılında Tahran Müzik Konservatuarında klasik müzik üzerine yüksek lisansını tamamladı. Tahran senfoni orkestrasında çalıştı. Fars halk müziğinde derin bir birikime sahiptir, Batı Klasik Müziği üzerine çalışmaları ile Fars müziğinin gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Son otuz yıldır Amerika'da yaşamaktadır. Dünyanın en iyi keman virtüözlerinden kabul edilir.An Roozha 1,2,3,4 ve 5 olmak üzere beş albümlük bir albüm serisi vardır ; An Roozha "İran 'da O günler "anlamındadır. İlk dört albümünde Abdi Yamini, son An Roozha albümünde eşi Mitra Tavakoli Farjad piyanoda kendisine eşlik etmiştir.

Son anda vazgeçmiştim konserine bilet almaktan, nasıl kaçırmışım bu müziği görmeyi !

Herhalde bu kadar anlaşılır ve hüzünlü  anlatılabilir insanın memleketine duyduğu özlem...

"...İnsanın oturduğu toprakları altında ölüleri yoksa , o adam o toprağın adamı değildir..."(Yüzyıllık Yalnızlık, G.Marquez.)