Oruç Aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oruç Aruoba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Ağustos 2014

Yazmak

"Yeni bir söz bulsam
Neye yarar ki
Söyleyemediklerimiz
İnce bir sızı gibi"

Oruç Aruoba

Bakıyorum da, herkes güzel güzel yazıyor...

29 Haziran 2014

Nedir?

"Sevgi, bir kişinin, kendisini bekleyen bir kişinin kendisini beklediğini, bilmesidir." Oruç Aruoba 

26 Mayıs 2011

Alıntı - Kişi -

Kişi ‘Zaman dışı’ dır hep - Bu yüzden kendine zaman bulmak, çalmak zorundadır.

Kişi erteleyendir. Değerlendirmelerini; dolayısıyla ulaşacağı sonuçları; dolayısıyla vereceği kararları, dolayısıyla bulunacağı eylemleri, ve dolayısıyla, ne olacağını hep erteleyen.

Kişi hep, kendi yaptıklarıyla, olmayı istediği ‘kişi’ ile ‘kendisi’ arasında setler çeker.

Kişi ‘istem’ ile ‘olma’ arasında gidip gelen bir olumsuzluktur: Hep istemediğini olan; olduğunu hiç istemeyen - istemediğini hep olan; istediğini hiç olmayan - hep olduğu, hiç istemediği olan.

Kişi, susuyorsa, ya çok az şey biliyordur, ya da çok fazla.

Kişi, anımsadığıdır.

Kişi, kendini bir türlü bulamayıp, boyuna dünyayı ve nesneleri kurcalayandır.

Kişinin, kendi üzerine soruları arttıkça, yanıtları azalır. (Zaten tersi doğru değil mi: Kendi üzerine bütün yanıtları” bilen” kişi, kendini hiç sorgulamamış kişi değil mi ? Yani insanların çoğunluğu.)

Ölümdeki hiçlik, kişinin en öz varlığıdır.

Kişi, kendi dibine hiç ulaşamayandır - Boyuna suya dalan ama nefesi yetmeyerek, dibe ulaşamadan hep yeniden, yüzeye çıkmak zorunda kalan.

“Kişi,çıkar” yolu olmayandır: kişinin yolları”çıkmaz sokak”lardır.

Kişiyi kişi yapan, kendisine”sahip olması” ya da, sanki yoğun bir çabalama sonucu, kendisini “bulması”
değildir. - kendini aramasıdır; bu arama edimini de sürekli kılabilmesidir.

Kişi ancak kendi kendini atlatarak var olabilir; kendini tam ve sürekli bir bilinç içinde tutmaya çalışan kişi, ölümün kapısına dayanır… intiharın.


Bir insan”cinsi”nin özelliklerini yinelediği sürece kişi değildir - ancak yinelenemeyecek, yepyeni bir yanıyla ortalama ”genellik”ten ayrıldığı yerlerde kişi olabilir.

Her düşünme, kendi yalnızlığının içinden çıkarak gizlice, sonradan gelen yada sonrasından giden düşünme içinde konuşur.

Kişi, yaşamı boyu, bir yerde takılıp kalıp, yolda olduğunu sanabiliyor; yada, ters taraftan, sürekli yürüdüğü halde bir yerde durduğunu…

Önemli olan, bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olmaktır; aynı şekilde, yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmak.

Yer de, yön de, yol da, bilinçtir.

Bir yaşam, bir yönün bir yol olup olamayacağının deneme sürecidir.

Oruç Aruoba, 'Yürüme' kitabından...

27 Mart 2010

Gündüz Yarasaları.

I.
Neyiz ki biz?
İlk ışınları görününce güneşin,
Kaparız tepenin göz kapaklarını-
Çam değiliz ki, kollarımız açık,
Ürperererk karşılayalım donuk ışığı.
Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,
Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,
Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.
Tanımayız alacakaranlığı delen,
Tepelerin arasındans eçen bakışı.-
Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.
II.
Geceyi düşleriz gündüzken,
Geceyken de gündüzü-
Yitirebileceklerimizi yitiktir
Onlardan uzaktayken-ama
Özleriz, döneriz yeniden
Yitirmeden
Yitiremediklerimize.
Yitirebilirdik, deriz;
Ama yalnızca bir fiil çekimi bu-
Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
Gündüz yarasalarıyız biz.k
III.
Sağlamdır düşünce temellerimiz,
Altlarında kist vardır, sonra kum-
Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
Taştan duvarlarlarımızla, dimdik
Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı
Kaydırır temellerimizi hemen.
Duyarız yerçekimini hemen,
Titreriz.Sımsıkı, gergin
Bağlar vardır
Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama
Ya temelsizse temeli
Bütün bu bağları
Bağlayan
Bağın?
Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.
Gündüz yarasalarıyız biz.
IV.
Yapacaklarımız vardır kocaman,
Kocaman başarılar, yüce çağrılar; ama,
Tutmadığımız bir eldedir aklımız,
Bir son selamda, biz aceledeyken gönderilen-
Nedir ki acelemiz, niyedir ki?
Camın boşluğunu arayan kocaman
Pervaneler gibi, kanat çırpan
Işığa ulaşmak için
Çırpınan, camı kıracakmış gibi-
Düşmanımızdır oysa ışık bizim,
Kanatlarımızı yakan,  kavuran-
Aradığımız-ışıkta- nedir ki?
Işıktan gelir ölümümüz.
Gündüz yarasalarıyız biz.
V.
Hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz,
Amam bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi-
Nasılda kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız,
Nasılda rahat.İç sızlaması nedir bilmeyiz;
Başedilemez gerekçelerimiz hazırdır çünkü hep-
Kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız,
Sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri.
Övünürüz delik deşik, bölük pörçük
Yeşilliğimizle-yenmiş bitmiştir oysa
Büyüme noktalarımız, su çekmez artık
Kök uçlarımız, dökülüp gitmiştir
Taç yapraklarımız artık.
Nasıl da yabancı topraktan baş uzatmış taze fide bize.
Gündüz yarasalaryız biz.
VI.
Bir görsek andığımız yüzü,
Tanır mıyız?-Tanır mıyız
Sevdiğimizi, bilir miyiz neydi-
Sevdik mi, seviyor muyuz?
Yürüyüşü, saçının dökülüşü-
Anımsar mıyız, anımsıyor muyuz?
Bir anıdan başka nedir ki sevgimiz?
Gündüz yarasalarıyız biz.
VII.
Koy başını omuzuma yine.
Aldırma, söylenmeden kalsın
Düşünülmedikler, bilinmedikler-bırak
Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler-bırak
Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
Sabah, aydınlanırken uçup giden yeşillik.
Gel - uyuyalım güneş görününce,
Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
Ama şimdi - sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri-
Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle-
Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.

O.Aruoba  "Yürüme"'den...