Yaşarken ve Ölürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşarken ve Ölürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2015

Girizgâh

"Bir zamanlar böylesi bir içtenliğe erişip öyküler, romanlar yazacağımı ummazdım. Hala ummuyorum. Gelgelelim bunca uzun bir girişten sonra anlatacaklarım -onları ben yaratmadığımdan- sonsuz insan acısı içeriyorsa, başarının bana değgin olmadığını doğru sözlülükle itiraf etmeliyim. Yaşayan kişilerden öğrendim tümünü ve gözyaşlarının ılıklığını ruhumda duyumsadım. Fakat yine başarısızlığaa uğrarsam -ki şimdi,yazdıklarımın tümünü, bir kez daha okuyunca başarısızlığa uğradığımı açıkseçik görüyorum- bu, baştan beri aktarmaya çalıştığım kişisel hırs ve içtenliksizliğimin doğal bir sonucudur. 
Her zamanki gibi bütün gün yazıyla çiziyle uğraştıktan sonra, yorularak, Hiyeroflif'te gönül eğlendirmeye karar verdiğim o akşam tam da sokağa çıkmaya hazırlanırken kapı çalındı... diye başlayabilirim. Ya da:
Yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı ölgün bir güz akşamıydı. Bütün gün evde oturup yazı yazmıştım. Akşamleyin bir arkadaşımla buluşmak için Hiyeroglif'e çıkacaktım. Giyinirken kapı çalındı. Doğrusu kimseyi beklemiyordum...
Ama her iki başlangıç da, okura boş alan bırakmayan, yüzlerce kez kullanılmış ifadelerdir. Ve ben, hayat kadar yalın bir başlangıç seçmek zorundaydım; çünkü anlatacaklarım, başkalarınca yaşanmış gerçekliklerdi.
Biraz tuhaf kaçacak; yapaylığına karşın o yağmurlu güz akşamında sahiden kapı çalındı. Kullanıla kullanıla inandırıcılığını yitirmiş, yapaylığı dışa vurmuş bir uygulayım öğesi de olsa; kapıyı açtığımda hiç tanımadığım biriyle karşılaştığımı yazmak zorundayım. İlk düşündüğüm şey, karşımdaki genç adamın yanlışlıkla benim kapımı çaldığı oldu. Üstümde oturan yaşlı hanımefendinin konukları, dört kat merdivene dayanamadıklarından, bir içgüdü gibi, daha üçüncü katta yaşlı hanımefendinin dairesine geldiklerini sanıverirler. Ama söz konusu konuklar da başka yaşlı hanımefendilerdir. Oysa karşımda ufak tefek, yanakları kızarık bir genç adam duruyordu ve onun yanıltıcı güdülere kapılacak denli ölüme yaklaşmamış olduğu enikonu açıktı." 
-Selim İleri, Yaşarken ve Ölürken, 1981,

19 Ekim 2015

Tanım

"Ben, büyük ve kalabalık bir yere -hatta küçük bir taşra kasabasının tenha lokantasına- girildiğinde, gözlerine dikkat edilmezse fark edilmeyecek özelliksiz insanlardan biriyim. Gözlerimin de üstünde durulmaya değer pek bir özelliği yok. Ama birkaç kişi -hele önemsediğim bir arkadaşım- bana, aydınlık baktığımı söylediler. 
Taşra kasabası dediğim, bizim ilçe. Böyle yerlerin lokantalarını yolculuk etmiş herkes az çok bilir. Ya çakıllı bahçesinde, ya da kapalı kısımda mutlaka bir havuz vardır; albenisiz, çirkin bir havuz. Sonra duvarlarındaki bin çeşit resim -dünya güzeli kızdan futbolcu fotorafına kadar- geliyor aklıma. Bizimkinde garip bir horoz dövüşü resmi unutulamaz.
Dilimizin sözlüğü İLÇE'yi, "yönetim bakımından yurt bölümlenmesinde ilden sonra gelen bölüm..." diye tanımlıyor. Sözlüklerin hayata bu denli yabancı kaldığı başka bir tanım düşünemiyorum."
--Selim İleri, Yaşarken ve Ölürken, 1981,

Oldukça geç tanışmışım Selim İleri ile. Buna üzüldüm ilk başta bu harika kitabını okuduğumda. Söylediklerini çok önce duymuş, anlamış ve kendimle yoğurmuş olmayı dilerdim açıkçası. Zeki bir kurgu anlayışı, kelimelerden ödün vermeyen fakat gereksiz, süs ya da ne menem adına ise fazla kelimelerle karışmamış, leziz, insanın ruhunu açan, genişleten ve gözlerini daha iyilerine, daha ilerilere baktıran bir anlatımı var. Sevdim, çok sevdim.