"Ey layık olmayan kimseye yardım eden! Bil ki, suçlu, işlediği suçla zaten yeterince cezalandırılmıştır..." -Bin bir Gece Masalları.
***
Sanırım en büyük üzüntümüz, eğer görürsek, yetmiş yaşlarında bir evin penceresinden bakarken geçmişe, farklı yapmadığımız şeylerin pişmanlığı olacaktır. Bir hayatın, hayatımızın biteceğine en baştan beri alıştırabilirken kendimizi, oturduğumuz koltuğun hiç de rahat olmadığını gördüğümüzde neden değiştir(e)mediğimizi düşünmek, omuzlarımızdaki yükü ağırlaştıracaktır. Bir hayatı huzurla sonlandırabilmenin en önemli farkındalığı o hayatı "insan" olarak, "kendini bilerek" yaşabilmektir kanımca.
***
Sesli sözler.
***
"Popper'e göre, insanları neyin mutlu edeceğini kesin olarak bilemeyiz. Onlara, en büyük mutluluğu sağlama özentisi bizi dogmatik bir tutuma götürür. Oysa bunun tam tersi çok daha sağlamdır: İnsanları nelerin mutsuz edebileceğini daha büyük bir güvenle saptayabilir, bu engelleri ortadan kaldırmaya çalışabiliriz - ondan sonra mutlu olup olmamak artık kendilerinin bilecekleri iştir. (s.40)"- Mete Tunçay, Bilineceği Bilmek
***
Bu filmde Sultan'ın evi olarak görünen Arnavutköy sırtlarında kalan son gecekondu geçen haftalarda yıkıldı. İstanbul'un ikinci boğaziçi köprüsünün yapımından önce Avrupa yakasında köprünün geçiş noktalarında kalan gecekondu mahallesi yıkımlarını anlatır film. Türk sinemasının iyi örneklerindendir. Şark kurnazlığı sorunu sanıldığından önemli bir sorundur. Aklıma bu konuda Çetin Altan gelir. Türkiye'nin ciddi bir köylülük sorunu olduğunu söylerdi. Mesela, İtalyan köylülerinin üzüm bağlarından döndükten sonra akşamları piyano dinleyerek uyuklamalarına ya da pazar günleri arkadaşlarıyla tenis oynamalarına giden yolun bizim için ütopik olduğundan dem vururdu yazılarında. Doğrudan olmasa da bu filmde de benzer olarak şehre gelmiş ve köylerini bir mahallede yaşatan köylülerin birbirleriyle kurdukları bencil ve çıkarcı ilişkiler iyi anlatılmış. Filmde Kemal, sırf beraber olmak için kırk takla attığı, işi sahte nikah oturumuna kadar götürdüğü Sultan'a bir zamandan sonra aşık olsa da o kısmı Türk sineması sevimliliği sınırında kalır. Elbette bencillik ve çıkar ilişkileri köylülere has değildir. Fakat, "orada bir köy var uzakta", romantizmiyle baktığımız yerleşimlerin nasıl kendini kurtarmaya çalışan bireylerle dolu olduğuna da iyi işaret ediyor film. Diğer yandan gecekondu yapılaşması kentli zenginlerin ve onların vesilesiyle devletin ucuz iş gücü pahasına önce göz yumduğu, işine gelmediği noktalarda gözden çıkardığı apayrı bir konut/barınma sorununun sonucudur. Bu bağlamda gecekondu yapılaşmasını ona ihtiyaç duyanlarla sınırlandırmak haksızlık olur. Fakat benzer şartların, sorunların içinden gelen insanların birbirlerini ezerek sıyrılmaya çalışması işte o asıl sorundur. Film güzel. Bahtiyar bakkal Şener Şen ise filmin çifte kaymağı...
***