Mart 31, 2012

Şarkılar Olmasaydı...

Son Mohikan filminden mavileştirilmiş bir sahne. 

Mavi çok güzel bir renk...Maviyi seviyorum...


Sayıklamalar...VII


N'apardık ? ya olmasaydı şarkılar...Bu şarkıyı ben bildik  "öğreten" türk filmlerimizden birinde duymuştum ilk. Necla Nazır'ın yirmili yaşlarda olduğu 1977 yapımı Liseli Kızlar filmi. Hani üç genç kız var, üçünün de farklı aile yaşamları var ve film bize, işte bakın böyle davranırsanız kızınız böyle olur, böyle davranırsanız tam da böyle olur diyen film. Konu,  kurgu, oyunculuk  ve anlatım olarak çok kötü bir filmdir. Film olarak bir değeri yoktur özetle. Yıllarca bana filmi hatırlatan iki şey vardır ; biri bu şarkı ki bana göre hiç kimse Semiramis Pekkan'dan daha güzel söyleyemez.- orjinal sahibi Jose Feliciano bile  -  diğeri,  filmin sonunda "kötü yola düşen" Necla Nazır'ın , kendinden otuz-kırk yaş  büyük bir adamla mecburen beraber olduğu ilk hali ve sonrasında artık bu işi para karşılığı yapmaya başladığındaki yüz hali ve tavrıdır... Alışmak... Yapacak bir şey olmadığında, olmadığını düşündüğünüzde yaşamınıza alışmak, kabul etmek, razı gelmek, razı olmamın verdiği umarsızlık, boş vermişlik, bırakmışlık...
Tüm gücünüzle koşmak, ellerinizi tüm kaslarınızı kullanarak gererek, rüzgarı ellerinizle yararak koşmak böylece daha hızlı koşmak. Böğrünüze saplanan ağrıya aldırmadan, az kaldı az kaldı diyerek, başınızı yukarı kaldırıp göğsünüzü rüzgara verip, vücudunuzu öne atarak daha hızlı daha hızlı koşmak. Bazen geçmeniz gereken hiç bir şey olmadan, sırf  varmak için, bazen öndekilerden önde olmak için...Yokuş yukarı hemde, yolun bittiği yerde ne olduğunu delicesine merak ederek...Bazen büyük adımlar atarak yavaş, bazen adımlarınızı küçültüp ama daha hızlı. Bazı kavşaklarda düşmemek için yavaşlamak ve dinlenmek ama yol düzleşip yukarı kıvrımına başlayınca yeniden hızlanmak...Ve varmak...Vardığınızda ki şaşkınlıktır alışmak aslen...Hiç bir şey olmadığını gördüğünüzdür... Boş bomboş bir uçurumdur koşup delicesine yetişmeye çalıştığınız yer, şey...

Sayıklamalar...VI

Dünya değiştikçe değişeceğini, değiştiğini sanan ey insan! olup olabileceğin budur...

Kefirin kök mayasını bilir misiniz? Uygun koşullarda ürer, siz onu kaptan kaba boşaltırsınız üredikçe ürer, yersiniz, içersiniz, yine aynı kökten üretirsiniz. İçmek için aldığınız parçanın ucu hemen kapanır. Sulandırılmış, yumuşatılmış , yaşayan pamuk taneleri düşünün, ona benzer.
Kefirden üreyen bakteriler gibi insanlarda aynı, tek merkezden üreyerek, çoğalarak dünyaya yayılıyor bence. Bir insan yok olduğunda da organizmanın ucu hemen kapanıyor, eski haline geri dönüyor. Hiç bir şey olmamış gibi. Şuradan biliyorum ; mesela Gülseren nereye gitti ?  Nereye gidebilir ? O kadar yaşadığı, emek verdiği hayatını bırakıp nereye gider ki? Kalbi durdu, gözleri görmemeye başladı, artık duymadı bizi, hiç kıpırdamadı, hiç konuşmadı, hiç olmamış gibi oldu sanki. Yüzü giderek azalıyor zihnimde, daha uzağa gidiyor. Rüya ile gerçeğe karışıyor. Bir zamanlar varlığı ile aynı mekanda, aynı zamanda olduğuma inanmakta zorlanıyorum artık. Sanki orası başka bir gezegenmiş, başka bir dünyaymış gibi oluyor zihnimde... Organizma kendisini çekip aldıktan sonra izlerini de alıyor yavaş yavaş...O yüzden amiplerden çoğaldığımıza eminim ben. Tanrı 'da haklı bu bağlamda, yoktan var oluyoruz işte...
Dünya dediğimiz yaşam mekanımızdaki her şey de organizmanın oyunlarından, sanrılarından, yalan yanlış görüntülerinden, bilgilerinden oluşuyor. Sizi çekip alana kadar uydurduğu hareket planına kader, yaşam yolu gibi adlar takarak "gerçekmiş" gibi göstermeye çalışıyor her şeyi...Korkunç ya da anlamsız sonumuzu fark etmemeniz için yapıyor bunu. Sizi çekip aldıktan sonra yağmurda, denizde, güneşte, ağaçlarda, çimenlerde, bastığınız yollarda, baktığınız yerde, duyduğunuz her hangi bir seste, bir değişiklik oluyor mu hiç ? Olmuyor, ben biliyorum. Gülseren gittikten sonra olmadı, dedem gittikten sonra bile olmadı. Kılı kıpırdamadı dünyanın...Güneş yine hiç sektirmeden doğdu, kar yağdı, dolu yağdı, akşam oldu, sabah oldu, ikindi bile oldu her gün...Bundan sonra da olmayacak. Siz gittiğinizde de olmayacak. Varlığınızın dünya için pul kadar değeri yok. Bilelim de...

Mart 17, 2012

Sayıklamalar...V

İnce L, Lalena

Eski sular, 
silahsız akşamlar, erken vurulmalar 
sığırcıklar ötüyor bir yerlerde 
gün düşüyor çılgın bir portakal gibi 
bir yolculuk defterinin içine 
tundraların gizlediği izlerden 
Bak yine eşiğine geldim 
İnce L, Lalena 
izin ver inine sokulayım bu gece 
Bak safkan geldim gittiğim uzaklardan 
Yaşadıklarım işlememiş hiçbir yerime 


şuracıkta kıvrılayım, teninin tarçın gökleri altında temiz bir çarşaf 
ser; beyaz, yumuşak bir yastık rüya istemem sobanın üzerinde 
kaynayan çaydanlığın huzurundan başka köşedeki mindere otur 
eski günlerdeki gibi, usul sesle bir şeyler anlat bana, bana bir 
şeyler söyle 
herşey eskisi gibi olsun 
ben hiç gitmemiş olayım 
sen evlenmemiş ol, ölmemiş ol Lalena  

...
İnce L duruyor mu şarkının kaldığımız yerinde? 
Orada ol 
Evlenmemiş ol Ölmemiş ol 
Hiçbir şey olmamış olsun sana 
n'olur n'olur n'olur Lalena ...


M.Mungan

Mart 16, 2012

Sayıklamalar...IV

Her şeye bir daha baktım baştan. Doğru. Senin dediğin gibiymiş. Ben hep diğer taraftan bakmışım.

" Cennet insanların birbirlerini dinlemeleri demektir. Birbirlerine aldırmaları, birbirlerinin farkında olmaları demektir." Tutanamayanlar, Oğuz Atay



Sayıklamalar...III

İnsan tuhaf bir biçimde her sabah yataktan ölmeyecekmiş gibi kalkar.
Tüm kaza ihtimallerini düşünürsek, akşama kadar ölme ihtimali ölmeme ihtimalinden yarı yarıya (atıyorum) daha fazladır.
Yine de bu olumsuz ihtimal akla olumlu ihtimalden yarı yarıya (atıyorum) daha az gelir. Hatta aynı gün içinde hiç gelmeyebilir.
Akla gelen ilk sonuç; insan olumlu düşünmeye, olmasını istediği gibi düşünmeye meyillidir.
Pesimistler buna dahildir.
Ben anlamsız ve gereksiz bir şekilde optimistimdir.
Son tahlilde kararları akıl değil kalp verir. Kalp sadece akıl verirmiş gibi göstermesini bilir.
Hayat anlamsızdır, olumsal bir kavramdır. Hayatın anlamlı olabildiği kadar anlamsız olması da mümkündür çünkü. Saçmadır demek daha yerindedir. Doğrusu, yanlışı, oluru, olmazı, iyisi, kötüsü, kısası, uzunu, ahlaklısı, ahlaksızı, erdemlisi, erdemsizi, boşu, dolusu hepsi "hayattır" çünkü.
"Everything is going to be all right" cümlesi kadar hayatımıza salakça girmiş, komik, yalan ve ezber bir cümle yoktur sanırım. Bir şey olacaksa zaten olacaktır. Bunu iyi niyet dileğince kendine çevirip söylemek sahtedir.
İnsan en çok kendini kandırır.
İnancı ancak insanın kendisi yıkabilir.
Kaç kitap okunursa okunsun kaç film izlenirse izlensin "yaşam" anlatabilir bazı şeyleri en net.
İnsanın her şeyi anlamaya yaşamı yetmeyeceğine göre "şans" yaşamın en önemli kilididir.
Şansı görebilmek aklın işi gibi dursa da kalp ancak "farkına" varabilir.
İnsan kendi doğurduğu için ölebilir, doğuranı ya da doğmasına sebep olanı da öldürebilir. Bu da gösterir ki; ilişkilerini her zaman kendi hissettikleri, istedikleri üzerinden kurar. Başkalarının kendisi için hissettiklerini "bir yere" kadar önemseyebilir, dikkate alabilir.Buradan başka çıkarımlarda olabilir, hiç bir çıkarımda olmayabilir, saçma da olabilir çıkarım. Olabilir. Sayıklamalar böyledir.

Mart 15, 2012

Sayıklamalar...II




Sayıklamalar...I






Sadece arkadaş olarak seviyorum seni.
Bir şey hissetmiyorum yani.
Hayat boş.
Ne yani illa bir anlam mı yüklemem lazım benim buna.
Benden bu kadar.
Hoşçakal.