Eylül 12, 2011

İçimiz: Korku

Engel olamıyordum. Ellerimi birbirinin içine koyuyor, sıkıyor, yumruk yapıyor, bir elimi diğer elimle tutarak titremesini durdurmaya çalışıyor ama engel olamıyordum. Konuşsam ağlayacaktım fakat konuşmak bir yana, hem konuşamıyor hem takırdayan dişlerimin sesini yan odadan duymasınlar diye elimle bir yandan da ağzımı kapatmaya çabalıyordum. Dizlerimi bükebildiğim kadar bükmüş, çenemi dizlerime dayamış, vücudumu mümkün olduğunca girdiğim kuytuya sıkıştırmıştım.

Ben bir şey yapmadım ki, ben ona "Arkamdan ayrılma, hatta önümde dur" dedim. Zorla mı tutacaktım elini, tutturmuyordu işte!.. İnatçı oğlan ne desem her seferinde bacaklarımı tekmeliyordu inadından. Ben bir şey yapmadım, ben görmedim ki... Hem ona "Bak dibimde yürü, ayrılma" demiştim. 
Kendi kendime sayıklıyordum sessizce, önce kendime anlatıyordum anlayabilmek için. Birden olmuştu işte, hiç anlayamamıştım nasıl olmuştu...

Yer yatakları ve yorganlar üst üste yığılıydı, ceviz ağacından yapılma annemin  çeyiz sandığının üstünde. Beyaz, pamuktan dokuma bir çarşaf seriliydi üstlerinde, püskülleri gözümün önüne sarkıyordu. Kendimi gardıropla yatak yığının arasındaki küçük boşluğa sıkıştırmıştım olabildiğince. Yedi yaşında olmanın avantajıydı bu. Bir de cılız bir kız olmanın. İyice sokuldum, tişörtümün sıyrılıp belimin açıldığı yerden duvara sürtüyordu sırtım, soğuktu, içeride annem sobaya fındık kabuğu dolduruyordu, tıkırtılarını duyuyordum. Üşümüyordum. Annem beni büyüdükten sonra sevmişti , biliyordum öyleydi. Annem beni doğurduğu çocuk değil ona kol kanat geren abla olduğum zamanlarda sevmişti. Annemin çocuğu değildim ben küçükken. Yedi yaşında henüz sevmeye başlamış mıydı bilmiyorum ama yine de kızmazdı bana biliyorum. Çocuktum zira. Kızmazdı kimse, niye kızsınlar çocuklara?

Sobanın kapağının gıcırtısı kulağımı tırmalıyordu. Eskimişti, Annem ne zamandır söylüyordu ama Babamın pek dikkate aldığı yoktu. Ben de demiştim ikimiz gidemeyiz Baba diye ama dikkate almamıştı işte. Annemi de dikkate almazdı böyle beni de almamıştı işte. Dedim ben "Ben onunla uğraşamam, beni hiç dinlemiyor." "Bir şey olmaz" demişti. "Bir şey olmaz tut elinden gidin, bakın gelin." 

Arabanın tekerleklerinin gıcırtısı kulağımı tırmalıyordu. Yine duyuyordum işte. Sobamıydı, yok, yok arabanın tekerlekleriydi.  Arkama baktım; kolunu gördüm. Tekerleği gördüm. Minibüsü gördüm. Şoförü arabadan inerken gördüm. Yok, kan görmedim, sesini hiç duymadım. Ben tekerleğin gıcırtısını duydum sonra da kolunu gördüm. Şoförün küfrünü duydum, manavın Babamın dükkanına doğru koştuğunu gördüm. İçeri girdiğini görmedim ama seslendiğini duydum. Kimse beni görmedi. Evet, görmemişti. İyi olmuştu. Kimse beni burada aramayacaktı.

Ne kadar zaman geçmişti hatırlamıyordum. Babam omzumdan sarsıyordu. Annemin çığlıklarını duyuyordum. "Yalan söylüyorsunuz, öldü demiyorsunuz" diyordu sürekli. Babam bana bakıyordu. Ben, iki gündür oradaymış süsü vermeye çalışıyordum kendime, sanki onunla hiç sabah evden çıkmamışız, hiç gitmemişiz bandoculara bakmaya. O aşağıda, dükkanda tekerlekli sopasını tıkırdatıp duruyor hala.

"Gel, bir şey yok, gel."
"Ben bir şey yapmadım, bir baktım minibüs gelmiş. Ama hiç bağırmadı, acımamıştır, çünkü hiç bağırmadı." 
"İyi, birazcık karnı ezilmiş, hastahanede uyuyor şimdi, gel. Annenle beraber gidelim gel." 

Çıktım araya girdiğim yerden. Elimi uzattım. Babam tuttu elimden, ayağa kalktım. 
" Hadi o zaman gidelim bakalım belki uyanmıştır."

4 yorum:

  1. Söyleyecek söz yoktur bazen, sessizlik herhalde anlatır ne demek istediğimi... Susuyorum...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Vuslat.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil