Aralık 11, 2016

Bazen Hayat Yetişemez: "Nefesim Kesilene Kadar"

Epeydir bu güzel aileden bahsetmek istiyordum. Kısmet bugünkü filmmiş. Önce anne Piyale Madra'yı tanımıştım. On yıllar olmuştur, Radikal gazetesindeki Ademler ve Havvalar köşesindeki kadın ve erkeklerin olmazsa olmaz hallerini anlatan karikatürlerine bayılırdım. Biraz daha yakın bir zamanda kocasını tanıdım. Açık Radyo'nun kurucusu ve her sabah haber programları sunucusu, gazeteci, akademisyen, yazar, sivil toplumcu Ömer Madra. Belki babası ile yakın zamanlarda tanıdığım kızları ise oyuncu: Esme Madra. Seren Yüce'nin Çoğunluk filminde dikkatimi çekmişti ilk, sonra rastgele izlediğim Zenne filminde ve bugün en son bu filmde. Tanrım, ne güzel insanlar bir araya gelmiş de aile olmuş.
Filmin baş karakteri Serap'ın (Esme Madra) tek bir derdi vardır; kendi evinde yaşayabilmek. Uzun yol şoförü bir babası, yanlarında kaldığı bir ablası ve kocası, çalıştığı tekstil atölyesindeki bir kaç kişi, etrafda dolanan bir delikanlı hayatını tamamlayan diğer insanlardır. Kim ne yaparsa yapsın, ne derse desin, hayat hangi yönden nasıl akarsa aksın o hep gündeminde en kısa zamada en çok parayı biriktirebilmeyi ve babasıyla bir eve çıkabilmeyi düşünmektedir. Babasının borçlarını ödemek, daha sabit bir işi olmasını sağlamak bu gündemin öncülleridir. Eniştesinden para kaçırabilmek, ekonomik, psikolojik ve bazen cinsel tacizlerinden bıktıkça da kalacak yer bulabilmek hedefinin köstekleyicilerindendir.


Daha önceki mesleğimin son bir iki yılında çok tekstil atolyesi dolaşmıştım. Benim dolaştıklarıma göre oldukça küçük bir tekstil atolyesinde çalışıyor Serap. Bunu söylüyorum çünkü; filmin yorumlarına bakarken birinin, arabesk çalınmayan tekstil atolyesi mi olur, dediğini okudum. Fazlasıyla önyargılı olduğunu belirtmek isterim. Ayrıca filmin tamamı müziksizken nasıl bu kadar emin olunmuş, ilginç. Serap'ın işi, ortacı denilen, kumaşlar bittikçe getirmek, işler tamamlandıkça kaldırmak, onu bunu oraya buraya koymak, düzenlemek. Makine başında çalışan işçilerin ayağa kalkmaması için insanlar ve birimler arası bir nevi kol-bacak Serap. En fazla asgari ücret alması muhtemel bir işten hem para biriktirip hem geçinip hem de arada eniştesini idare ediyor olmasını beklemek biraz zorlama olmuş ama çok önemli değil. Film vermek istediği  "hayatın kıskacından sıyrılabilme" ve "hayata nereye kadar direnebilirsin" temalarını yeterince verebilmiş. Daha iyi olabilir miydi bu gösteri? Evet. Karakterler daha derin anlatılabilirdi,  fakat bizim sinemamızın temel sorunu bu zaten. Bizde karakter oluşturma, karakter anlatımı yok. Şimdi son nesil sinemanın dalga geçtiği "Tarkan", "Karaoğlan", "Battal Gazi" filmleri teknik ve kurgu yetersizliklerini bir yana bırakırsanız bana göre bir "James Bond", bir "John McClane" gibidir. Ha tabi, "Mahmut Hoca', "Turist Ömer", "Şoför Nebahat" ve elbet  Masumiyet'in "Uğur" unu atlamamak gerek. Bu filmden iyi bir tekstilci Serap çıkabilirdi. Esme Madra bunu çok iyi oynardı, eğer yazılsaydı. 


Diğer yandan, Serap'ın nasıl tekstilci Serap olduğuna dair hikayenin filmin aralarına serpiştirilmiş olması, her şeyi bir anda söylemeyişi filme hayattan iyi bir öğreti katmış. Göründüğü gibi değildir şeyler, dikkat etmeli... Uzaktan baktığımız Serap'ın neden ev için o kadar hevesli olduğunu, neden babasına ona iyi davranmamasına rağmen inanmak istediğini biz tam başka şeyler düşünmeye başladığımızda söyleyiveriyor film. Diğer karakterlerin üzerinden de çok geçilmemiş filmde. Daha çok, seyirci zaten ülkemizdeki bu; paracı enişte, kocasına laf diyemeyen sus pus olmuş çilekeş abla, sorumsuz uçkur düşkünü baba, atolyeci kızların etrafında iki meme bir dudak umuduyla dolanan serseri mahalle delikanlılarını tanıyor varsayılmış.


Serap ve çevresi bize, kadınlara dair, onların birbirleriyle olan ilişkilerine dair, kadınların yaşam yolunda erkeklere nazaran daha dik basamaklar çıkmak zorunda kaldıklarına dair bir hikaye anlatmaya çalışmış. 

İnsan doğduğu gibi, hiç bir insana değmeden dursaydı neye benzerdi kim bilir? Evrim teorisini anlayabilmek gibi sanırım insanın yıllar içinde değdiği tüm canlıların onda yarattığı "yeni"yi anlayabilmek. Evrimleşiyoruz, fakat adımız hep "insan" oluyor. Yaptığımız her tercih bizden bir şey alıp gidiyor ya da katıyor. Sebepleri bilmemiz sonuçları hoş görmemizi sağlayabiliyor kimi zaman ama ancak anlayabiliyorsak. Anlamamız içinse ya sebeplere yakın olmamız ya yakından görmemiz gerekiyor...

Yönetmen: Emine Emel Balcı, 2015, Oyuncular: Esme Madra, Rıza Akın, Sema Keçik, Gizem Denizci. Ödüller: En iyi aktrist, Jeonju ulusl. film festivali, SİYAD Türk film eleştirmenleri, En iyi ilk film, SİYAD

2 yorum:

  1. Filmi bilmem ama senin anlatımına bayıldım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :-) çok sağol. Sevgiler. Seni tanıdığım kadarıyla seversin, ama her zaman değil.

      Sil