Haziran 13, 2016

Ev, Hesap, Çarşı

Sabah dokuzda hastanede olmalıydım. Öyleyse evden sekiz olmadan çıkmalı, kahvaltı yapacaksam yediyi gibi uyanmalıydım. Yediyi geçerken uyandım, yataktan sekiz civarı çıktım. İşte, bu yarım saat bugünümün tüm müsebbihi. Şimdilik öyle görünüyor en azından. Neden-sonuç ilişkilerinin kaderimizi yönettiği fikirlerini giderek daha zayıf buluyorum. Bu hikaye bu fikre dayansa bile.

Aslına bakarsanız her şey bu sabahtan çok önce başlamıştı. Ve ben işte olanlar yüzünden bu uzak hastanedeki sabah randevusunu kabul etmiştim. Her şey bir nedene bağlıysa sonuçların hiç kabahati yok mu? Ben sanırım artık böyle düşünüyorum. Yoksa, bütün gençliğim bir kabahatlar silsilesi haline geliyor ki, artık olacak iş değil bu. Bir hafta bir muayene randevusu almak için uğraşılır mı? Ben uğraştım. Ya meşgul ya açmıyorlardı. Başka bir kanaldan deniyorum yine oraya aktarıyorlar. Diyorum, "e açmıyorlar ki. "Orası veriyor göz randevusunu hanfendi", tak kapanan telefon. Ertesi gün yine diyordum, yine benzer süreçler. Sonraki günlerde hasta haklarını aradım. "Aktarayım hanfendi", demez mi! "Hayır, neden aktarıyosunuz bu sizin işiniz değil ki", "evet ama ben yardımcı olmaya çalışıyorum." "Açmıyorlar o yüzden sizi aradım, hasta hakları göreviniz için aradım sizi." "Tamam o zaman aldım notunuzu". "Adımı bile sormadınız, nasıl aldınız?" "Dediniz ya, Aze," "Hımm, evet Aze yeterli, peki tamam." Böyle böyle bir kaç gün daha geçti. En son hastanenin genel e-postasına ve maalesef illa oraya kontrole gitmem gerektiği için, doktorun şahsi e-postasına yazdım. Gece yarısını biraz geçe yazmıştı doktor cevap, sabah dokuzda gelin diyordu. Doktoru mahcup etmemek için sabah dokuzda hastanede olmaya karar verdim ki, aynı dün diş doktoru da istediğin saat gel demişti. Oh ne ala olacaktı. Muhtemelen öğlene kadar her işim bitecek, hadi olmadı en çok üç gibi evde olabilecek ve beni boğan sınava çalışabilecektim biraz daha. Dişçi ölçümü alacak, bir kaç gün sonra da çeneme çakılan çivilerin üzerine dişlerim oturacaktı. Ölçü almak dediğin nedir ki... Bütün bunları düşünürken geçti işte o yarım saat sabah yatakta... İnsan hayalleri ile var olmaz da neyle var olur ki. Lise yıllarında edebiyat öğretmeni olmayı dilediğimi hatırlıyorum. Hayır, edebiyat öğretmenim yakışıklı olduğu için değil. Hatta tüm sabah derslerinde geceden kalma olduğunu aşikar eden şiş gözler, büzülmüş yanaklar ve yağdan dümdüz taranmış saçlarla otururdu. Fakat o demişti; mutlaka üniversiteye gidin. Gittiğinizde anlayacağınız başka bir dünya ile karşılaşacaksınız. Bunun için çabalayın, derdi hep. Hem kitapları seviyordum hem de bunu diyen o olduğu için belki, edebiyat bana yakın gelirdi. Oysa ne tuhaf ki, bunu düşündüğüm anda bile ne olacağım belliydi çoktan. Bankacılık bölümünde okuduğuma göre lisede, bankacı olacaktım. Yenice yataktan kalkmışken günün geri kalanını gizliden gizliye hissettiğim gibi... 

Yine de dokuz buçukta hastanede olabilirdim yanlış istasyonda inmeseydim eğer. Bir beyfendiye sordum, "geri dönüp bir durak daha gitmenizi tavsiye ederim yürümek uzun sürer", dedi. "Metrolar aktarmada ücret almıyor", diye de ekledi. Bir an kendime baktım, bir şeyim mi eksik ki bunu ekleme ihtiyacı hissetti. O, elinde bir araba anahtarı sallıyordu ama fazlalık olarak. Belki de öyle üzgün ve çaresiz bir ifadeyle sordum ki... Bazen yüzümün ne kadar içimi yansıttığına ben de şaşıyorum. Vardığımda dokuz buçuğu en fazla on beş dakika geçiyor olmalıydı. Bu olamazdı! Burası olsa olsa, bol karlı bir köyün baharın ilk günlerinde doktoru anca ulaşabilmiş bir sağlık ocağı olabilirdi. İğne atsan yere düşerdi de, gören olmazdı sanırım. Sıralar, sormalar, kağıtlar, ödemeler derken doktorun kapısında bekliyordum. E, n'apalım o zaman, akşamki deneme sınavını çözelim diye diye iki saat kadar bekledim. On bir buçuk gibi doktor, "her şey normal, seneye gelebilirsiniz", dedi. Seneye... Bir kaç kontrol noktasında beklerken biri, "öğretmen misiniz?" dedi.  "Hayır değilim, neden?" "Sınav sorusu çözüyorsunuz sandım da, öyleyse yüksek verin bari, yazık çocuklara diyecektim", dedi. Değilim ama edebiyat öğretmeni olmayı istemiştim, olsaydım ve burada olsaydım yüksek not verirdim, demedim tabi. Demezdim de bence. 

Buradan bakınca şimdiye kadar olanlar bana da normal görünüyor, fakat sabah kahvaltımı uykuyla değiştirmiştim ve maalesef açlık zor bir terbiyedir benim için. Yorgundum ve mutsuzdum, açtım çünkü! Andressa'ya da derdim hep, gülerdi. Neden o kadar şaşırdığını sonraları anladım. "Yoğun kakaolu çikolata yediğim anı çok az şeye değişirim." On ikiyi geçiyordu kaldırımlarda yürürken ve gözlerim damlalarım etkisiyle güneşte görmezken. Bir simitçi görsem sarılır mıyım acaba diye diye, bir kaç kapı dolaşıp çay ve yiyeceğe kavuştum. Öğleden sonra bir buçuk gibi diş doktorunun kapısındaydım ve hala üç gibi evde olabileceğim konusunda iddialıydım. 

Dişçi, haftaya şu şu işler için şu gün gelebilirsin derken saat beşi geçiyordu. Bense demek bugün böyle bitecekmiş diye düşünüyordum. Bazılarının hayatı süprizdir kendine bile. Harika okullardan mezun olmaz, kapısından giremem dediği şirketlerde çalışmaz belki ama başka başka şeyler, tesadüflerin güzelliği ona sonlanmasından çok üzüntü duymayacağı bir ömür sağlayabilir. O gün geldiğinde kendi bile şaşırır. Bazıları da daha küçükken başlar; nerede oturacak, nasıl bir arabası olacak, nasıl biriyle evlenecek, nasıl büyük bir ailesi olacak, dünya da nereleri görecek. Bir gün gelir ıssız bir sokakta yarı sönük lambaların altında yürürken bulur kendini. Bir yerlerde bir şey olmuştur, ama ne?  Ha, sınavı soracak olursanız, ertesi gün yoğunlaşmışken bir hastalık haberiyle önemsizleşti gitti... 

6 yorum:

  1. Sabah kalkarken aklımızdan geçenlerle akşam başımızdan geçenler ne kadar farklı oluyor. Geçmiş olsun, dişçiden çıkamayan biri olarak onun işlerini tahmin edebiliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim çok Handan. Şükür tamamlandı diş tedavim. Bence diş tedavi esnasında dişçinin ofisinde kalınmalı, anca öyle biter kolaylıkla:-)
      Hayat öyle biraz galiba.

      Sil
  2. Aze, damlali muayeneye neden yalniz gittin?

    Hayati onceden planlanmis kisiler mutlu mu peki? Bizim yasadiklarimiz surprizlerle dolu iken? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumu okuyunca da içimden demiştim: Ne şeker şeysin sen J. Aslında pek şeker sayılmazsın da sevdiğimden öyle diyorum:-)))

      Sorma o damlalar güneşte nasıl rahatsız edici. O kadar rahmin etmemiştim kendimi ondan öyle gittim:-(
      Değil bence de. Aslen hep süprizleri sevip, peşinden koşarken rutine tutunan biri olarak şu çelişkimi aşamıyorum bir türlü:-)

      Sil
    2. Yeeaaa seker bisiyim lutfaaaann!

      Daha once hic olmadin mi damlali muayene? Tek basina cekilecekmcile degil, ustune de gunes! Cok maceraperestein.

      Bu duygularini asmak icin onlarca yontem var ama bilmem ilgilenir misin?
      Her seyden once sansli olduguna inanman gerekiyor.
      Simdi ben mesela seker olduguma inanarak semseker bir insan olacagim..
      :D
      <3

      Sil
  3. :-)
    Olmuştum aslında ama içerde başka işlemler oluyordu, o sırada da geçmiş oluyordu. Bu sefer ani çıktım dışarı :-D
    :-)) Aslında şanslı olduğuma da inanıyorum. Gönder
    lütfen ama elindekileri ya da bakayım söyle Candy girl. :-)

    YanıtlaSil