Kasım 25, 2014

Aykız' ın kolyesi I

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzak bir ülkede dağların arasında küçük bir köy varmış. Pireler berber iken, develer tellal iken bu köyde yaşayan Ay insanları isimli bir kavim varmış. Nereden, ne zaman gelmişler, neden burada yaşarlar kendileri bile unutmuşlar. Ay insanlarının hepsinin ismi ay ile başlarmış. Aydan, Aykız, Aysin, Aydın, Aygül, Aypare, Ayperi, Aytül, Ayten, Aydeniz, Aydonat, Aykut bunların en çok kullanılanları imiş. Aslında çok fazla çeşitli de isimleri yokmuş. Çoğu zaman birbirlerine sadece Ay diye hitap ettikleri de olurmuş. Ayırt etmek için de akıllarına ilk gelen farklılıklarını ekleyiverirlermiş Ay'ın yanına. Dere kenarındaki üç çocuklu baba Ay, her sabah değirmene iki çuval getiren şişman Ay teyze, okula herkesten önce gelen yaramaz Ay oğlan gibi. Bu yüzden herkes de birbirinin neye benzediğini, ne yaptığını çok iyi bilirmiş, izlermiş.

O sene doğan kız çocuklarından birine daha Aykız ismi verilmiş. Gece saçlı, gece gözlü, bulut renginde bir kızmış Aykız. Diğer bebekler gibi Aykız da dere kenarında doğmuş. Ay bebekleri vakitleri geldiğinde ay insanlarına özgü bir kararlılık, biraz da hırçınlıkla kıpırdanmaya başlarlarmış. Ay anneleri bunu hissedince dere kenarına gider sakince suyu izlemeye koyulurlarmış. Gözlerini kapatır, iki avuçlarını kucaklarında birleştirir beklerlermiş. O andan itibaren ne duyarlar ne görürlermiş. Vakit tam olduğunda ay annelerinin kalbi tırtıldan çıkan kelebek gibi açılmaya başlarmış. İyice büyür, kalpleri göğüslerini delermiş. Kırmızı ile beyaz karışımlı bir kelebek açılan kalpten süzülürmüş. Acırmış tenleri, acımaz değil ama suyu bu yüzden izlerlermiş işte. Su aktıkça kelebek de aynı sakinlikte akarmış kalbin üzerinden. Su gibi acıları da bir çırpıda akarmış tenlerinden. Kelebekler kucaklarına düşermiş ilkin, düşer düşmez de insan yavrularının aynısının tıpkısı olurlarmış. Ay anneleri de tam bu esnada uyanır, bebeğim diye sarılıp, çoktan geri kapanmış olan kalplerinin üstüne bastırırlarmış onları. Kalpleri az biraz acırmış o zaman, ama ay anneleri göğüslerinden süt sızısı geldiğini düşünüp, hemen uzatmaya başlarmış bebeklerine memelerini.

Biraz, dağların arasında, biraz da diğer kavimlerden oldukça uzakta kaldığı için buraya pek yolu düşen olmazmış. Ay insanları da diğer köylere pek gitmezmiş açıkçası. İhtiyaçları olmazmış çünkü. Herşeyleri varmış yaşamak için. Köylerinin kurulu olduğu vadi de üç adet kuyuları varmış, kaynağı dağlardan gelen. Kışın tüylerinde uyudukları koyunları, sütlerini içtikleri beyaz benekli siyah inekleri, her sabah iki tane yumurtlayan tavukları, pirinç, buğday tarlaları ve her mevsim meyve veren dağ erikleri varmış. Bunun gibi; anlatmak için gerek duyulmayan ve akla gelmeyen daha bir çok sahip oldukları varmış.

Ay insanlarının kimsenin bilmediği, başka kavimlerin hiç farkında olmadığı bir sırları varmış. Her biri boynunda bir ay kolyesi ile doğarmış. Bu kolye iki yüzü ayna olan kelebek şeklinde imiş. Bir yüzü tenlerine değer, içlerini gösterir, diğer yüzü dışarıya bakar, kolyeye, yani ay insanlarına bakanların içini gösterirmiş. İçlerini dediysem, etlerini, kanlarını, damarlarını değil, içlerindeki düşünceleri, kalplerinden akanları, kalplerine akanları.
Bizim Aykız' da kolyesinin sırrını herkes gibi yedi yaşında öğrenmiş. Kendi içini nasıl göreceğini, kolyesine bakanların içlerini nasıl okuyacağını yedi yaşında öğrenivermiş yaşlı ay insanlarından. Her çocuk kolyesini çok iyi korumak zorunda imiş. Ancak o zaman, kendilerini anlayabilir, anlatabilir, güvenebilir, kolyelerinin dedikleri ile büyür, büyüdükçe başkalarının içine bakmayı daha iyi öğrenebilirlermiş.

Devamı var...

4 yorum:

  1. Çok güzel kurgulamışsın, devamını merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Sokrates'in yeğeni. Senin gibi bir hikaye anlatıcısından bunu duymak çok hoş. Bir kaç güne inşallah tamamlayacağım.
      Sevgiler.

      Sil
  2. Hayranlıkla okudum, müthiş bir kurgu. Çok tebrik ederim :))

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ederim Şenay. Ben de şaşırdım kendime itiraf etmem gerekirse. Ben, çok değil ama, az beğendim. Birdenbire yazıverdim öyle. Ama üzerinde çalışılsa devamında güzel bir şeyler çıkar bile geliyor...
    Okumana çok sevindim, teşekkür ederim.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil