Kasım 26, 2015

İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam bir roman: "Heba"

"İşte, her yerinde kötülük fışkıran bu şehir dediğimiz uzun ömürlü felaketin içinde talihsiz bir kızın hikayesi nasıl devam ederse bundan sonrası da öyle devam etti Ziya bey; çizgisinden bir milim şaşmadı. Gelecek, geçmişin bok yemesinden başka bir şey değildir zaten biliyorsunuz; ne yaparsak yapalım, bir mucize olmadığı sürece bu gerçeği asla değiştiremeyiz. Gösterdiğim onca çabaya rağmen neticede ben de değiştiremedim tabii, bir lokma ekmek uğruna yıllarca meyhane köşelerinde süründüm durdum.
***
Biliyor musun, dedi Ziya o sırada gözlerini Resul'e çevirerek, bu yaşadıklarımız bana gerçek değilmiş gibi geliyor.
Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir, diye cevap verdi Resul de; bunda şaşılacak bir şey yok.
Ziya başını öne eğip bir süre öylece durdu. Bak, dedi sonra elini bölük binasının arkasındaki karanlığa doğru uzatarak; mesela, şurası mayınlı saha öyle değil mi? Yüzlerce at, yüzlerce insan ve binlerce de koyun geçti ben buraya geldiğimden beri. Gecenin karanlığında geçtiler hem de, el yordamıyla, düzensiz bir şekilde paldır küldür geçtiler. Ne var ki, hiç mayın patlamadı. Mayınlı saha bile gerçek değil sanki.
***
Yeğenim, dedi sonra, şehri bırakıp neden buralara geldin sen?
Bunun bir sürü nedeni var, diye cevap verdi Ziya; askerdeyken Kenan bize her fırsatta cennetiâlâdan söz edercesine bu köyün güzelliklerini anlatır dururdu. Gelirim diye ona ta o vakit söz vermiştim ama sözümü tutamadım bir türlü, ha bugün ha yarın derken, şaka maka, üstünden otuz küsur yıl geçti. Bu arada şehirde yaşamaktan fena halde yorulmuştum. Kısacası, işte böyle güzel ve sessiz bir yere çekilip hem kendimi dinlemek istedim hem tabiatı.
Hulki Dede, sakalını sıvazlayarak, anlıyorum dercesine başını salladı üst üste. Sonra Ziya'ya değil de sanki omçalardan yükselen yaprak hışırtılarının gidip ulaştığı yerlere konuşuyormuş gibi, biliyor musun, dedi; tabiat bir şey söylemez aslında, biz de onu bu yüzden işitiriz.
***
Sen bana bakma, dedi ardından da; ben böyle gelir giderim. Deli deli konuşurum yani... Demek Numan abisiyle birlikte bugün sana geldi, öyle mi? Bu çeşit meseleler de bir hayli netamelidir vesselam! Numan iyidir hoştur, köyümüzün de acar gençlerinden biridir ama işte yıllardır Nefise'den vazgeçemedi bir türlü. Daha doğrusu, içindeki canavarla hesaplaşamadı. Hesaplaşmaktan kastım öldürmek değil tabii, yanlış anlaşılmasın, öyle yapmasını katiyen istemem. Çünkü insan, içindeki canavarı öldürürse çöle dönüşür. Numan, derinliklerinde yaşayan canavarın kulağına eğilerek, insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş, oturalım oturduğumuz yerde diyebilirdi mesela; ne var ki bunu yapamadı. Biçare çocuk, onun soluğunu kendi soluğu sanıyor şimdi; dilinde Nefise türküsüyle ortalıkta serseri mayın gibi gezinip duruyor. Farkında olmadan kaybetmenin tadını keşfetti de onu mu uzatıyor hergele bilmiyorum ki..." 
Heba, Hasan Ali Toptaş, 2014, İletişim yayınları


 Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, söz: Sebahattin Ali, müzik: Zülfü Livanel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder