Foto-yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Foto-yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2021

Fotoğraflar ve Şarkı





Çok iyi bir düzenleme olmadı ama hani bahçenizde bir gül yetiştirirsiniz de o, dünyanın en güzel gülüdür ya, öyle bir şey bu da. Bir ikisi hariç hepsi kendi çektiklerimden.

Onu bunu bırakın da, bu dünyadan bir A.Özdemiroğlu ve A.Gürel geçmiş ya! Bir de gitmişler Sezen Aksu'yla buluşmuşlar. Ne de iyi yapmışlar! 

"Ter döküyor dört duvar ter bense beklerim bir gün mutlaka
Ters dönecek anahtarlar bir gün elbet çıkacaksın ışığa" diyor ya hani, bir tek cümleden koca bir hayat hikayesi yazdırmıyor mu size de? 

Yorum: Sezen Aksu, Söz: Aysel Gürel, Beste: Attila Özdemiroğlu Şarkı: Hasret

07 Haziran 2020

Gidenler

Uçak
                                                              Elimi uzattım, tutmadın. 
                                                                   Çimenler yeşildir. 
                                                                   Gökyüzü mavidir.  

Neler öğredniğimi yazmayı atlamışım; buyrun. 2020-2015.3                                                                

22 Mayıs 2019

Evimin Salonu

Şaka şaka, hayalimdeki.
f oto: https://www.turkishmodern.com/rugs
Not: Nasıl güldüm; bu fotonun amacı halıyı satmakmış. Salona defalarca baktım aklımın ucundan geçmedi halı. Şimdi bağlantıyı paylaşırken fark ediyorum. 

21 Mart 2019

Nevruz, Navroz, Noruz, Nawrız, Nooruz, Navrez, Newroz, Yeni Yıl, Bahar Hoş Gelmiş...

Doğanın, insanın yaptıklarını kâle almadan, yoluna devam etmesi ne güzel... 

İstanbul, Şişli, Şubat 2019, Aze

Perşembe Yaylası, Ordu, Bahar (anonim)
Çambaşı Yaylası, Ordu, Yaz (anonim)
Çambaşı Yaylası, Ordu, Yaz (anonim)

11 Ocak 2019

Alıntı

"...Artık dönüp ona bakmak istemiyorum, bir defa daha umuda kapılmamak için, bir defa daha hayal kırıklığına uğramamak için...” 
- Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kotor

11 Kasım 2018

Çeşitli Fotoğraflar


Bundan dört yıl önce Cem Akaş'ın yazı atölyesine katılmıştım. Böyle şeyleri saklamak hiç adetim değilken geçenlerde elime geçti. Altındaki fotoğrafsa o tarihten üç yıl sonra doğan yeğenim hakkında ablası tarafından bana ilk el yazısıyla bir haber notu.Yazmayı öğrendiğinde bana bir şeyler yaz demiştim, bunu uygun görmüş. Şöyle diyor: "Yeni doğan kardeşim oldu. Kendisi bebek, adı Harun oldu. Kendisi bezli bebek, hep altına kaçırıyor. Sevgiler canım kardeşim bebek cik."


İşte bu o yeni doğan bezli bebeğin şimdiki hali. Hala bezli.



Bu da o mektubu yazan, bir hanfendi görünümündeki, cadı ablası.



Okuyabilirseniz bu not benim, dört beş ay önce acaip bir felsefe keşfettiğimi düşünüp hemen not aldığım bir kağıt parçası. Hâlâ bir keşif yaptığımı düşünüyorum. Gerçeğin ne olduğunu düşündüğüm bir sırada, bütün bilimin, bütün söylenenlerin bunun üzerine kurulu olduğunu anladım. Geçmişte kabul ettiğimiz bugün fesh edilen ne varsa bugün artık gerçekliği kabul görmediği içindir. Diğer bir ifadeyle, bilimin ya da hürafenin bize söylediği bir şey beyan edilip kabul gördüğü an gerçeğe dönüşür. Şüphe bu yüzden çok değerlidir. Şüphe edebildiğimiz şeyleri sorgulamaya devam ederiz. Ta ki gerçeği bulana ya da bazen maalesef bir şekilde kabul edene kadar. Neyse, şimdilik bu kadar felsefe yeterli.


Bu da, bu yazının aslında bu fotoğraftan ibaret olması gerektiren, öyle olacağı planlanan fakat öyle olmayan notu. Bu sözlerin Sait Faik'e ait olmasına şaşırmadım değil, benim bildiğim Sait Faik bunu söylemez gibi gelirdi. Fakat M. Mungan Son İstanbul hikayesine koymuş ki, doğrudur.

Bir de bugün kuzenimin anlattığı bir anekdotu söylemeden edemeyeceğim. Üzgünüm, dedi. Neden dedim. Bir iş arkadaşı kadın kocasıyla mesajlaşıyormuş mutfakta. Kocası evi terk etmiş. Dört yaşında bir oğulları varmış. Annesi mutfakta, oğlu salonda oturuyormuş. Kadın birden telefonu masaya bırakmış. Koşar adım cama doğru gitmiş. Pencerenin sol yan tarafını tek eliyle kavramış, bir ayağıyla yerden kuvvet alarak diğer ayağını yatay pervaza koyarak kendini yukarı çekmiş. Ne yana, ne yukarıya ne de arkasına bakmış. Henüz doldurulmuş, tam sıkıştırılmamış, ağzı yarı açık, yeni yetme genç kızların dahi taşıyabileceği bir fındık çuvalı gibi kendini aşağıya bırakmış. Bina dört katlıymış, annesi kızının saçlarını görmüş.

Hiç bir Tanrı insanı umutsuz bırakmamalı, tanrıların buna hakkı yoktur.

Bugün bu kadardı. May the force be with you!, ağaçlar benimle.

05 Kasım 2018

Dostlukların Son Günü

Bugün bu kitaba başlıyorum ve bu şarkıya:

Sahaflardan aldığım bir kitap. Birinci basım,1975. Kimbilir yaşıyor mu Eser ve Neşe. Tekrar görüştüler mi, karşılıklı sohbet ettiler mi bilinmez... Notun duruluğuna, Türkçenin güzel ifadesine ve içtenliğine bayıldım.  Bir virgül bu kadar mı güzelleştirir bir cümleyi. Şöyle diyor:

Eser'ciğim,
Sana ne kadar uzun zamandır yazmak istiyorum, bilemezsin. Her gün, diyebilirim, kalbimden sayfalar dolusu sevgi, sohbet gönderiyorum sana. Herhalde onları alıyorsundur ve önemli olan da bu.
Sana daha sonra, daha uzun yazmak ümidiyle, sevgilerimi, başarı dileklerimi gönderiyorum. Neşe, 6.8.1977

29 Ekim 2018

Zamandan...

Vapurun gitmesini bekleyen karga. 29 Ekim 2018, Kadıköy

23 Eylül 2018

Karmaşık Görünse de Değil Aslında

La Casa de Papel dizisinin birinci sezon on ikinci bölümünde bir durdum. Soğudum, sonrasını izlemek istemedim. Neden? Çünkü hata yaptılar. Üstelik hiç olmayacak, böylesine hesaplı bir grubun yapmayacağı şekilde. Ne yani, bütün çocukluğu hatta son beş yılı o süreci planlanlamakla geçmiş bir adam aşk ve seks gibi gündelik bir olasılığı gözden mi kaçırdı... Hadi aşk belki de, ya seks? Hadi canım sen de! -Bu gece devamına baktım ve henüz o hatanın bir nedene dayanıyor olabileceğini göremedim.- Yine de, gerçekliğine dair bir şüphem olsa da, izlemeye devam ediyorum... İnsanın hayata ve onun gerçeklerine dair algısı da böyle bir şey olabilir mi?

Saçlarımı kestirdim. Gözlüklerimi değiştirdim. Yine de dünya batıya doğru dönüyor kendi ve güneş etrafında. Koca dünya sola doğru dönerken saatlerin sağa doğru düzenlemişliğinin tamamen zamanlamadan ibaret olması komik değil mi sizce de? Saatler Mısır'da değil de Avustralya'da icat edilseydi zaman tersine doğru akıyor olacaktı şimdi... Değil, haliyle de, yine de çok şey farklı olurdu.

Yaşamak için geç kalmışlık hissinin getirdiği ilk istek; yaşamamak elbette. Hayatta hiç bir şey için geç değildir, düsturunun yeterli olmadığı hatta anlamsız olduğu tek alan; yaşamak...

George Frederic Watts-"Time, Death and Judgement" 1900,  Chicago Şehir Sanat Galerisi.
Not: Ölüm: kırmızılı erkek. Zaman: beyazlı kadın. Adalet: çok arkalardan bakan cinsiyetsiz insan.
Ölüm zamanın elinden tutmuştur... 

16 Eylül 2018

Bir Fotoğraf Bir Şarkı

Yaşadığımız bir hissi / anıyı bize hatırlatan duyuların başında koku gelir. En çok koku hatırlatır, en çok onu hatırlarız. İkinci sırada sesler (duymak) ve sonra görmek gelir. Görmenin bu kadar geride olması ilginç ama neden öyle, detaylarını hatırlamıyorum şu an. Daha çok yeni hafızaya odaklı olduğundan olabilir. Tat almayı bilmiyorum. Hissetmekse çok ilginçtir. Dokunmanın verdiği hissi unuturuz, ne kötü, ama belki bu, acıyı unutmazsak olamayacağından... Yoksa kadınlar ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü doğurur muydu sanıyorsunuz. Dokunmak biraz daha farklı bir konu zaten, çok takılmayın. Ve ne yazık ki ya da ne mutlu ki bu hatırlamanın bilinçle bir ilgisi yoktur. Duyarsınız ve hatırlarsınız.

Angels have wings #LaurenAlexandra (flickr)
Not: Konuya ilgi duyanlar için: kısa bir bilgi. Ben başka kaynaklardan da bakmıştım.

02 Eylül 2018

Görece

"Belirleyici olan nereye bakıldığı değil; nereden bakıldığıdır." 
                                                       -Pierre Teilhard de Chardin

Sveti Stefan adası, Budva, Karadağ, Eylül 2015.

19 Mart 2018

Hoşgeldin Bahar

Bu hafta, 21 Mart Bahar bayramı. Kutlu olsun. Bir İran inanışına göre bugün, Newroz günü, Tanrı'nın insanı ve evreni yarattığı günmüş.
Göğe bakalım, güzel ayçiçekleri görelim. 
Ayçiçekleriyle gözgöze gelen güzel insanlarla dolsun dünya. 

Ohrid, 2015

11 Mayıs 2017

Yakarış

hsk-raporu-eski-savci-sisman-haber-almasina-ragmen-miti-suclamak-icin-reyhanli-saldirisina-goz-yumdu

Ben dahil hatırlayanımız kalmadığı üzere; 11 Mayıs 2013'te Hatay-Reyhanlı bombalı saldırısında beşi çocuk elli iki kişi yaşamını yitirmişti. Yüz elli beş kişi de yaralanmıştı. Bugün yıl dönümü sebebiyle de yapılan açıklamalara göre,  savcı saldırıdan haber almışmış da, birilerini suçlu çıkarmak, kızdırmak, vs. vs. vs. adına söylememişmiş, bildirmemişmiş, önlem aldırmamışmış...
"İnsanın" dibinin dibi yok, kimileri ne kadar yukarı haykırırsa haykırsın!  

13 Nisan 2017

Evine Giden Yollar

Bazen ev yoktur yolun ucunda artık...

foto: Nuri Akman, 2016, Diyarbakır (gazeteden)

 Bazen renktir, kokudur, dilde bir ekşiliktir... 

Ankara, 2017

Eve giden, evine giden, oraya bir yol bulur mutlaka, ağzında bir tat, gönlünde bir seda...

Ankara, 2014, 2016

Tende bir candır evin yolu, sizi bekleyen... 

Ankara, 2014, 2015, Kalkan 2017

Geçmiştir bazen evin yolu, bir daha gidilmeyecek. 

Ramadan köyü, 2008

Ne kadar uzak olursa olun eviniz, yürümenize güç verenlerdir yolunuzu yakın eden... Dostlar vardır bazen, size, evinize giden yollarınızı öğretir...

Ben ve Mehtap, İstanbul, Maslak, 1992
                                                                          

02 Mart 2017

Sordu Karga

(fotoğraf internet görsellerden alıntıdır. Kaynağını bilmiyorum. Ama filmi biliyorum.)

03 Şubat 2017

Ağaç

Bu ağaç, İstanbul Fenerbahçe Parkı'nın tek sakız ağacı. Anadolu yakasının da deniyor ama sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım.