Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Mayıs 2018

İşçi Bayramı Kutlu Olsun

Sabah evin kapısına iki çocuk geldi. "1 Mayıs işçi bayramınız kutlu olsun abla", dedi. Sizin de kutlu olsun dedim.

1994, Ulus, Ankara. foto: Hasan Erdoğan

Türkiye'de 4857 sayılı iş Kanunu'nun 71.72.73. maddeleri çocukların çalışma yaş ve şartlarını belirlemiştir. Buna göre, 15 yaşın altındaki çocukların çalıştırılmasını yasaktır. Yalnızca, "14 yaşını doldurmuş, ilk eğitimini tamamlamış ve devam etmek isteyeceği eğitime engel olmayacak şekilde bedensel ve zihinsel hafif işlerde çalışmaları mümkündür", denir. Bu çalışma da günde 7 saati, haftada 35 saati geçmemelidir.

Maden ocağı, kablo döşemesi, kanalizasyon, tünel inşaatı gibi işlerde 18 yaşın altındaki çocuklar çalışamaz. Sanayi sektöründe ve  gece işlerinde 18 yaşın altındaki çocuklar çalışamaz.

Türkiye genelinde (2012) 6-17 yaş aralığında 15 milyon 247 bin çocuk vardır. 
Bunlardan 6-14 yaş aralığında, 304 bin, 15-17 yaş aralığında 2 milyon 287 bin 500 çocuk işçi vardır.
Çalışan çocukların %68.8’i erkek, %31.2’si kızdır.
Çalışma alanlarına göre;
-%45 tarım sektörü
-%31 hizmet
-%24 sanayi sektörüdür.

Bu sayının içinde sokakta çalışan/çalıştırılan çocukların sayısı yoktur. Kayıt altına almak eksik ya da mümkün olamadığından sokakta yaşayan/çalışan/çalıştırılan çocuklar çoğunlukla tahmin edilememektedir.

17 Mart 2017

Çocuk İşçiler yazısına cevap

"Zamanın yok edemediği hiç bir kötü gün yoktur", diyor Macbeth. 

Şu yazıda neden bahsedildiğini, en önemli çıkarımın ne ya da neler olabileceği hakkında görüşlerinizi sormuştum. Sevgili deeptone  önemli bir yorumda bulundu, kendisine teşekkür ederim. Söz konusu yazıda benim naçizane demek istediğim daha başka bir şeydi. Dikkat ettini mi, diyecektim, fabrika sahiplerinin adını bilmiyoruz, benim okuduğum hiç bir kaynak adlarını anmıyor. Diğer yandan çocuk refahı alanında iyileştirmeler yapmaya çalışmış Robert Owen, Robert Peel, John Wood, ve John Fielden'in isimlerini biliyoruz. Kısaca bunu demek istemiştim. 

Macbeth haklı mı bilmiyorum, insan ömrü zamanın döngüsünün tamamlanmasını görecek ve evrenin sebep ve sonuçlarını bilecek kadar uzun değil. Eğer haklıysa, belki haklılığı, insanın ömrünün kısalığından sebeptir. Eğer haklı değilse, haklı olmasını dilemek ve  iyileri anmak, kötüleri unutmak insanın zamandan intikamının en iyi yolu olsa gerek... 

14 Mart 2017

Çocuk İşçiler

1800'li yılların başına kadar İngiltere'de devletin sosyal politikaya dair bir işlevi yoktu. Dahası var olan genel geçer uygulamalar işçi sınıfına yapılan baskılarla toprak ve fabrika sahiplerinin işine yarıyordu. Ailesi olmayan, olsa da çoğunlukla yoksulluklarından dolayı çalıştırılan çocuklar fabrika sahiplerine işçi olarak satılıyor, anlaşmalar yapılarak fabrikalarda çalışmaya zorlanıyordu. İlerleyen yıllarda dokuma sektörünün hızla gelişmesi buralarda çalışacak büyük bir işgücünü gerektirdi. Dokuma tezgahlarının küçük makine parçaları için biçilmez kaftan olan çocukların elleri uzun zaman fabrika sahipleri için büyük nimet oldu. Çocukların bazıları dört, beş, altı yaşlarında işe başlatılıyordu. İş saatlerinin kontrolü ya da kısıtlayıcılığı olmadığından fabrika sahipleri istedikleri saatlerde istedikleri kadar çalıştırıyorlardı çocukları. Sabahları doğuşuyla çalışmaya başlayan çocuklar sabah yarım saat, öğlenleri bir saatlik yemek molaları dışında akşam altı yedilere kadar mola vermeden çalışırdı. Tezgah başında uyuya kalan çocuklar sert vuruşlarla uyandırılır, sabahları fabrikanın sağlıksız ortamlarında yaşayan ve uyanmakta zorlanan çocukların yine sert fiziki cezalarla uyandırılırdı. Su içmek ya da tuvalete gitmek gibi ihtiyaçlarını ancak yemek saatlerinde karşılamaları beklenirdi. Dört beş yaşlarındaki çocuklar fabrika içine dökülmüş yünleri toplayıp bir yere yığıyor, altı yedi yaşlarındakiler tezgah başında daha büyükler de taşıma işlerine bakıyordu. Oxford Üniversitesinin bir araştırmasına göre 1800'lerde 350 bini 7-10 yaşlarda olmak üzere, en az 1 milyon çocuk fabrikalarda istihdam edildi. Ve yine bu dönemde toplam iş gücünün yaklaşık %15'i çocuklardan oluşuyordu.

Çocuk koruma konusundaki ilk adım 1802'de Sir Robert Peel tarafından atıldı ve onun çabaları ile ilk kanun çıkarıldı. Çocuklar en fazla on iki saat çalıştırılabilecek ve geceleri çalıştırılmayacaktı. Maalesef bu kanun sadece sahipsiz, ailesi kalmamış çocukları kapsıyordu. Yürüyen sefalet ile yakından ilgilenen, Robert Peel, Robert Owen, John Wood, ve John Fielden'in çabaları ile fakat ancak otuz yıl sonra 1833 yılında kanunda güncellemeler yapıldı. Ve, dokuz yaşından küçüklerin dokuma sanayiinde çalıştırılması yasaklandı, gündelik çalışma saatleri sınırlandırıldı. Daha iyisi, 1847 yılında kadınlar ve on sekiz yaşından küçük çocuklar için gündelik çalışma on saat ile sınırlandırılır. (-kaynak: Walter A. Friedlander)

İngiltere, 1800'li yıllar. 
Şimdi sormak istediğim; bu kısa tarih bilgisinden çıkarılabilecek en çarpıcı sonuç ve sonuçlar nelerdir size göre? Ben kendi fikrimi bir sonraki yazıda söyleyeceğim. Görüşmek üzere.

not: Türkiye'deki ve çoğu ülkedeki şartlar maalesef 19.yy şartlarının çok çok ötesinde değildir. Fakat bugünkü konumuz bu değildir. 

23 Kasım 2016

Kuyuda Başlayan Yolculuk

"Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek..."
Cemal Süreya, Üvercinka'dan, 


"Mardin ili Kızıltepe ilçesinin 150 köyünde 1300 sulama kuyusu bulunmaktadır ve yaklaşık olarak kuyularda 1100-1200 arası aile yaşamaktadır. Genellikle şehir merkezine 25-30 km uzaklıkta köylere ise 3-5 km uzaklıkta bulanan bu kuyular; genel olarak parsel bakımından büyük olan tarlaların sulama işlemi için faaliyet göstermektedir. Kuyularda çalışan işçiler ve aileleri için derme çatma barakalar yapılmış, bu barakaların bir çoğunda mutfak, banyo ve tuvalet alanları bulmak oldukça zordur.
Şehir merkezlerindeki yaşam şartlarının ağırlığı ve işsizlik gibi sorunlar yüzünden daha önceden yerel halkın kaldığı bu kuyularda Suriye savaşının patlak vermesiyle beraber ucuz iş gücü olarak görülen savaş mağdurlarının çalışma ve yaşam alanı haline gelmiştir. Ailelerin ortalama nüfusu 6 bireyden oluşuyor, aile bireylerinin hemen hemen hepsi çocuklar da dahil olmak üzere sulama faaliyetlerini yapmaktadırlar.
Ailelere, kuyu sahipleri tarafından yıllık 5000 ile 8000 lira arasında değişen düşük bir ücret ödenmektedir. Bu nüfus ve düşük bütçe ile yiyecek ve giyecek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanan ailelerin, eğitim ve sağlık giderleri için harcayabilecekleri bir bütçeleri kalmıyor. Bu yüzden temel hakları olan eğitim ve sağlıktan yoksun kalıyorlar. Kuyulardan köy merkezlerine çocukların okula gidebilmeleri için taşıma yapılması gerekmektedir. Fakat diline, kültürüne yabancı oldukları topraklarda yaşam savaşı vermeye çalışan bu insanların önceliği barınma ve yiyecek temini olduğu için taşımalı eğitime ilişkin haklarını sorgulamaları mevzu bahis bile olmamaktadır. Durum böyle olunca çocuklar hem okuldan hem de akranlarıyla sosyalleşme olanağı bulamıyor ve izole bir yaşam sürdürüyor.
Bu proje kapsamında bu kuyularda yaşamını sürdürmeye çalışan 5-14 yaş arası çocuklarla günün ilk ışığı ile başlayıp gecenin geç saatlerine kadar devam eden bu sulama işini ebeveynleri ile ortaklaştıran çocukların yaşamlarını konu alacak bir belgesel yapılacaktır. Bu kısa film, bu bu belgesel ve çocuklar için kamuoyu oluşturabilmek amacıyla çekilmiştir."
video çekim; mustafa umut ay
tanıtım; proje notlarından.

08 Mayıs 2016

Şefkat ve Gelecek

buyulugerceklik.com
©Daniel Nilsson daha fazlası için
Güzel annelerin güzel günleri kutlu olsun.
Çirkin anne yoktur, kuzguna yavrusu da şahin görünürmüş. Ki, bence kuzgun çok güzel bir hayvandır. Kuzguni siyah denen renge bayılırım mesela.

Diyeceğim başka bir şey:

Annelerin kutsallığına inanmıyorum. Doğurmanın gücüne, değerliliğine, anlamlılığına inanıyorum fakat her hangi bir şeyi kutsal kılmanın onu körelttiğine, mümkün olmayan bir "saf iyilik" fikrine ittiğine inanıyorum.

Neden çocuklar sadece onları doğuranlara aittir? Ya da şöyle sorayım; Neden, bir şekilde bakıma ve korunmaya muhtaç kalmış çocuklar aç, aciz, cinsel, duygusal, fiziksel ve ekonomik ihmal ve istismar altında iken, kadınlar, -doğurmuş olanlar özellikle- evdeki bir kaç çocuğuna sabahları güzel kahvaltı hazırlayıp, akşamları masal okuyor olabildiği için kendilerini "iyi birer anne" sayıyor, saymalı?

Hatırlatmak isterim ki, gelecek sadece "sizin-bizim" olan çocukların omuzlarında yükselmeyecek.
Anlamakta zorlanıyorum; geleceğimiz dedikleri çocuklar hakkında ve üzerinde bu kadar pervasız, acımasız, korkak, zalim olmasını insan ırkının...

Doğurmak, kadınlara özgü muhteşem bir "güç". Bir yavruyu doğuran kadının onu korumaya, eğitmeye, ruhsal ve fiziksel sağlığından sorumlu olmaya çalışması, gönüllü ve istekli olması hatta hayatının anlamı ve yegane görevi sayması çok doğaldır.  Yavrudan sorumlu olan babanın da tabii. -Baba kavramı biraz daha ilginçtir. Afrika'nın bazı ilkel kabilelerinde çiftleşilen erkek değil, varsa kadının erkek kardeşi babalık görevlerini üstleniyor. Yoksa, kadın tek başına ebeveyn oluyor.- Bu bakımdan bir şekilde mahrum olan çocukların, toplumun geleceği için diğer kadın ya da erkeklerin bakım ve şefkatinden de mahrum olması, yetmediğinde devletin bundan geri durması, annelik ve babalık tartışmalarında bir sakatlıktır bence. Anneliğin bir güdü olmadığına dair bir kaç makale okumuş olmakla birlikte, dünya üzerindeki herhangi bir kadının anne ya da değil, bir tek çocuğa dahi kötülüğü olduğu müddetçe, biyolojik ve doğal bir güdü olduğuna inanmam. Öyle olsaydı, tamamen aciz bir insan yavrusunu -kendi geleceğini- koruma güdüsü de olurdu.

Benim çocuğum oldu, ama doğmadı. İki kız kardeş ve bir kaç yeğenin büyümesine çok yakından tanık olmam ve katkıda bulunmam biliyorum ki  "bazı anneler" için çocukları anlayabilmem ve sevebilmem bakımından yeterli olmuyor. Sizleri anlayamadığımızı düşünen anneler, bilmem siz beni anlayabiliyor musunuz; şefkatim kanımdan olmalarından ileri gelmiyor. Onları seviyorum, korumak ve kollamak istiyorum çünkü çocuklar...  

11 Mart 2016

Yürüsene Olum!

Amed, Eylül-2016, Av. Hasan Erdoğan

"...ona şaşıyorum,
biz sanki hiç tanrı görmedik
hadi hiç görmedik diyelim
çok doğru
tanrı da mı hiç görmedi bizi..."

- Arkadaş Zekai Özger
Çelişkili Kötü Şiiridir' şiirinden. 







                                                                                                                

08 Ocak 2016

Suriye'nin Çocukları


Dün, Ümran oğlanın şaşkın, bilmez, korkmuş, anlamaz, ve bütün yüzlerinden öte masumiyetinin yansıması pek çok insanı ağlattı. Fotoğrafı çeken gazeteci, onun gibi yüzlerce çocuk bombalanıyor Suriye'de günlerdir, demiş. Usanmış, yorulmuş, görmüş ve artık acıyacak yeri kalmamış gibi. Doğru; Syrian Networks for Human Rights' ın 2014 yılı raporuna göre Suriye'de o güne değin;

17 bin 268 çocuğun öldürüldüğü resim ve belgeler ile kayıt altına alınmıştır.
Bunlardan; 518 çocuk keskin nişancılar tarafından vurulmuştur. 
9 bin 500'den fazlası tutuklanmıştır.
95 çocuk işkenceye tâbi tutulmuş, çoğu cinsel istismara uğramıştır.

4 milyon 700 bin çocuğun kalacak yeri yoktur.
2 milyon 900 bin tanesi başka ülkelere sığınmıştır.

Raporun detayı ve tamamı için resme tıklayabilirsiniz.

Rapor şu cümle ile devam etmekte; "Suriye'li çocukların gelecekte ne olacağını hiç kimse tasavvur edemez. Bir neslin tamamını kaybediyoruz..." 

25 Ekim 2015

Geleceği Kime Bırakıyoruz, ya da Umurumuzda mı?

"Bir çocuğun çıkaramadığı ses olmak zorundayız!"

"Çocuklar bizim geleceğimiz değil, bugünümüzdür. Onlar için bir şey yapacaksak ötelediğimiz gelecekte değil, soumluluğunu aldığımız, yaşadığımız bugünümüzde yapıyor olmalıyız.
2014 yılında 627 çocuk, ihmaller sonucu yaşamını yitirmiştir."   Bu notum geçen yılki şuradaki yazımdan. 

Gündem Çocuk derneğinin 2015 yılı raporuna göre 2015 yılında 875 çocuk  ihmaller sonucu yaşamını yitirmiştir. 
Derneğin notlarından bazı alıntılar; 

"Bugün Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu’nun 5.’sini sizlerle paylaşıyoruz. Her yıl bu raporu hazırlarken ulaşabildiğimiz yaşam hakkı ihlalleri sayısının elbette ki azalacağını umarken, 2015 yılında ne yazık ki ölen çocuk sayısının azalmayacağını biliyorduk. 2015 yılı Türkiye için çok fazla ölümün yaşandığı, çocuğun yok sayıldığı ve çocuğun insan hakları ihlalleri açısından geriye düşülen bir yıl oldu… Nazım Hikmet’in dediği gibi; 2015 yılında dünya; bir önceki yıla göre; “daha çok adaletsiz daha çok zorba oldu…Bu yıl; 5 yılın en çok çocuk ölümlerinin olduğu yıl…”

Raporun tamamına, tek tek çocukların hikayelerine ulaşmak için Çocuğun Yaşam Hakkı İhlal Verileri-2015, derneğin diğer  haberlerine ulaşmak için buraya lütfen. 

07 Eylül 2015

Çocuk Cinsel İstismarının Etkileri

Bir rapor çalışmamdan özet bilgilendirmedir. 

2000 yılında yapılan Çocuk Hakları toplantı notlarının yayınlanan sonuçlarına, göre cinsel istismarın istatistiği: (Yavuz, 2000) 
­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­­______________
______________________
____________________________
Ulusal 
Uluslararası (batı)
Çocuk
%70-80 (1 yaşında bebek mağdur)
%20-50 (4 aylık bebek mağdur)
Saldırgan
%75-90 tanıdık
%90 tanıdık
Kız/erkek
1/1.
4/1.
Bildirim
%5 ortaya çıkıyor
%10 ortaya çıkıyor
Hızla artıyor.
Hızla artıyor.
Cinsel istismar vakalarında çocuğun özenle ve önemle dinlenilmesi çok önemlidir. Bir kere ve örselemeden ifade alınması,kesinlikle yönlendirici sorulardan kaçınılması, konuşmak istemiyorsa konuşana kadar sabırla beklenilmesi çok önemlidir. Çocuğun dinlenilmesi ile ilgili;  uzmanlar önceleri çocukların gerçek ile fantezi dünyası arasında yaşadıklarını, bazen gerçekle fanteziyi birbirinden ayıramayacaklarını düşünürlerdi. Daha sonraları bu görüş çocukların cinsel istismar konusunda kesinlikle yalan söylemeyecekleri yönünde değişti. “Çocuklar bir sorundan kurtulmak için yalan söyler, bir sorunun içine girmek için değil.” Ya da, “Çocuklar bir şeyi tarif ediyorsa, mutlaka olmuştur.” Şeklindeki fikirler birçokları tarafından kabul görmekteydi. Ancak bu görüş de çocukların güvenilmez olduğunu savunan eski görüş kadar hatalıdır. Çocuklar kötü şahit değildirler, ideal şahit de değildirler, ancak farklı birer şahittirler. Bundan dolayı da çocuklara daha profesyonel, daha onların dilinden anlayan profesyonellerle yaklaşmalıyız. Sonuç olarak şöyle diyebiliriz ki, çocuklar cinsel istismar olayında saklamak dışında nadiren yalan söylerler, ancak olayları yanlış değerlendirebilirler. (Yavuz, 2000, s. 11)

Çocuğun cinsel istismarı yaşadığı yaş, diğer ifade ile bulunduğu gelişimsel evre, sonuçların etkisi ile doğrudan ilişkilidir. Kuşkusuz bu tür yaşam olayları çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir. Özellikle çocuk hangi gelişim evresinde ise çocuk o dönemdeki gelişim beklentileri ile sorunlar yaşayacaktır. Erik Erikson’un (1902-1994) psikososyal adını almış ve Sigmund Freud’un aksine kişinin cinsel gelişiminden ziyade sosyal gelişimi üzerinde durduğu kuramında normal gelişimin sekiz aşamasından söz eder. Buna göre;
0-1 yaş aralığı, bebeğin temel güven duygularının oluştuğu, güvensizliğin oluşabileceği,.
Küçük çocukluk dönemi; 2-3 yaş, bağımsızlığa karşı utanç ve kuşkunun,
İlk çocukluk dönemi; 4-5 yaş, girişkenliğe karşı suçluluğun,
Orta çocukluk dönemi; 6-12 yaş, üreticiliğe karşı aşağılık duygusunun,
Ergenlik dönemi; 13-18 yaş, benlik özdeşleşmesine karşı rol bunalımı,
Genç yetişkinlik; 19-25 yaş, yakınlığa karşı yalıtılmışlık,
Orta yetişkinlik; 26-40 yaş, üretkenliğe karşı durgunluk,
İleri yetişkinlik; 40 ve üstü yaş, bütünlüğe karşı umutsuzluk gelişebilir.
Böylelikle bu dönemlerde oluşabilecek hasarlar da kişilerin ruhsal gelişimin de sorunlar yaratacaktır. ( Cüceloğlu, D. İnsan ve Davranışı, 1993 s.337 akt. Sandalcı, 2004, s.23 )

Araştırma sonuçlarının önemli bir etkeni olan uzman ile çalışma konusunda ilginç bir bulgu olarak; Dr. Yavuz’un notlarından alınan bilgiye göre; Sağlık ocağı ve hastanelerde adli tıp uzmanı olmayan hekimler tarafından yapılan muayene sonrası düzenlenen raporlar ile aynı olguların Adli Tıp tarafından değerlendirilmesi arasında uyumsuzluk oranı %60’tır. (Yavuz, 2000, s. 16)
Bir diğer önemli etken ise, giriş bölümünde bahsettiğimiz mağdurlara ulaşılamaması sorunudur. Bu konuda çarpıcı bir örnek; 1992 yılında yapılan ÇİKODER araştırmasında son üç yılda İstanbul’daki en büyük altı hastanenin kayıtlarında cinsel istismar tanısı almış bulguya rastlanmamıştır. Bu, ya bilgisizlikten böyle bir tanı konulmamış ya da başvuru olmamış sonucunu çıkarmaktadır ki, anlaşılması güç bir sonuçtur. (Ayan, 2010, s. 265)

Genel olarak çocukta aşırı hayalcilik, maksadını aşan cinsel oyunlar, cinsel içerikli konuşmalar, mastürbasyon, başkalarına çabuk inanma, aşırı itaat, zaman zaman intihar girişimleri, içe kapanıklık, uyku sorunları, rol karmaşası görülebilir. (Iverson, T.J., Child Abuse and Neglect, N.Y. 1990, s.63-66, akt.Sandalcı, 2004)

Çocukluk çağında cinsel istismara uğramış kişilerde, somotizasyon bozukluğu, borderline, (sınırsal kişillik bozukluğu) yeme bozuklukları, kaygı sık rastlanan bozukluklardır. Günce (1999 s.93 )’e göre yol gösterici bir araştırma olarak kabul edilen American Humane Association kuruluşunun direktörü Vincent De Francis tarafından 250 çocuk üzerinden yapılan araştırma sonuçlarına göre, istismara uğramış çocuklarda aşağıdaki etkiler gözlenmiştir.
%83 bunalım
%64 çeşitli düzeylerde suçluluk duygusu
%58 kendilerini değersiz bulma
%55 anne-babalarına karşı saldırganlık
%8 suça eğilim. (Günce, G. Çocuğun cinsel istismarı, 99, akt. Sandalcı,2004, s. 23)

Bu sonuçlara ek olarak cinsel zedelenme çocukta dört önemli etkiyi aynı anda yaratmaktadır:

Hasar görmüş (zedelenmiş) cinsellik ki, istismara uğramış çocukların cinsel duyguları, tutumları, davranışları normal gelişiminden sapar. Saldırgan çocuğa hediyeler vererek onu kandırmış, ondan faydalanmış ise, çocukta cinsel davranış ve ahlak karmaşası oluşabilir.

İhanet duygusu; Saldırgan çocuğun güvendiği sevdiği bir kimse ise bu çocukta ihanet duygusu yaratır. Çocuk saldırganı tanımıyor ise, bu ihanet duygusunu kendisini korumadıkları düşüncesi ile ailesine yöneltebilir.

Acizlik; Çocuk saldırgan ile baş edemediği düşündüğünden kendini yoğun bir biçimde çaresiz ve aciz hissedebilir.

Damgalanmak; Çocuk kendini utanılacak, kötü bir obje gibi görmeye başlayabilir. Kendine saygısı azalır. Diğerlerinden farklı olma, suçluluk gibi duygular zamanla davranışlarında sapmalara sebep olacaktır. (Sandalcı, 2004, s. 25)

Bir çocuğun erken yaşta cinsellik ile tanışması mutlaka ona zarar verir. En azından, bu tür yakınlığı dostluk ile karıştırabilir. İleri yaşlarda dostluk ilişkilerinin böyle kurulduğunu düşünebilir. Karar verme olgunluğunda olmayan bir kişinin, karar verme olgunluğuna sahip bir kişi tarafından yönlendirilmesi, kullanılması başlı başına bir sorundur. Zevk alsın veya almasın çocuk kendisine yapılanın, istismarcı da yaptıklarının yanlış olduğunu biliyorlardır. İstismarda çocuğun zevk alması çocuğun gördüğü zararı azaltmaz, aksine suçluluk duymasını sağlayarak sonuçlarını ağırlaştırabilir. (Sandalcı, 2004, s. 21,22)

Bazı araştırmalarda ruhsal bozukluğa rastlanmadığı sonuçları olabilmektedir. Ancak, birçok ve buradaki araştırmada göreceğimiz gibi, bu tür vakalar uzun süreli izlemeyi gerektirmektedir. Ruhsal bozuklukların ilk anda gözlenemeyebileceğini hekimler de desteklemektedir ve etkilerinin daha sonraki zamanlarda görülebileceği de belirtilmektedir. Sözen’e göre; “Cinsel saldırı sonrası görülen belirtiler içerisinde en sık karşımıza çıkan travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)’dur. Bulgular dört hafta da ortaya çıkar ve yatışırsa akut stres bozukluğu (ASB) olarak adlandırılır. Bulgular dört haftadan fazla sürerse TSSB tanısı konur. Bulgular travmadan altı ay sonra oluşursa da bu da TSSB’da gecikmeli başlangıç olarak adlandırılır.  Bunun yanında; geleceğe karşı umutsuzluk, yeniden yaşantılama, psişik uyuşma, aşırı uyarılmışlık belirtileri (öfke patlamaları) dikkat yoğunlaştırmada azalma, somatizasyon, madde bağımlılığı, zaman içinde olaya eşlik eden belirtilerdendir. (Sözen, 2011)

not: tartışmak, eleştirmek ya da bilgilenmek isteyenler için kaynakça detaylı paylaşılabilir. 

23 Mart 2015

Çocuklar Bizim Geleceğimiz Değildirler!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramımız kutlu olsun... 

"Zamanın bütün yaraların ilacı olduğu büyük bir yalan. Zaman, öldürülmüş bir çocuğun yaralarını iyileştiremez"  Yaşar Kemal 

"2011 yılından bu yana hazırladığımız Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu’nun 4.'sü elinizde. Her yıl gibi bu yıl da raporu hazırlarken ulaşabildiğimiz yaşam hakkı ihlalleri sayısının elbette ki azalacağını umduk, ama ne yazık ki öyle olmadı. Mart ayında kaybettiğimiz Yaşar Kemal onca edebi değeri olan eserinin yanı sıra bizim için çok özel bir kitabı bırakarak ayrıldı yeryüzünden: "Çocuklar da İnsandır". Gündem Çocuk Derneği kuruluşundan bu yana yani 10 yıldır, çocukların yaşadıkları hak ihlallerinin en önemli sebebinin çocukların hak ve özgürlükleri olan birer "insan" olarak algılanmaması olduğunu söylüyor. Yaşam Hakkı ihlalleri için de durum öyle...
Çocukların varlığı "geleceğe" ötelendikçe, bugünün önceliği olamadıkça, bugüne ilişkin gereksinimleri dikkate alınmadıkça, hak ve özgürlüklerini yaşama talepleri engellendikçe Türkiye'de çocuklar zaman geçse de ölmeye devam edecek... Bu yıl raporumuzdaki rakam geçen yıla oranla büyük bir değişiklik göstermedi. Bu durum Türkiye’de ne yazık ki azalmayan ve belki de artan çocukların yaşadıkları yoksulluğun, yoksunluğun, ayrımcılığın, ırkçılığın, şiddetin sonucu olarak karşımızda duruyor.
Gündem Çocuk Derneği olarak hak ihlalleri raporlarımızı, konuyu görünür kılarak, kamuoyunun dikkatini çekmek ve devletin yükümlülüklerini hatırlatmak amacıyla hazırlıyoruz. Çocuk haklarına ilişkin politikalarda, otoritelerin tutum ve davranışlarını değiştirmede olumlu yönde etki sağlaması için yaygınlaştırıyoruz. Umudumuz ve çabamız bu tür raporları bir daha hazırlamamızın gerekmediği bir dünya için…"
Gündem Çocuk Derneği Çocuğun yaşam hakkı 2014 raporu

Çocuklar bizim geleceğimiz değil, bugünümüzdür. Onlar için bir şey yapacaksak ötelediğimiz gelecekte değil, soumluluğunu aldığımız, yaşadığımız bugünümüzde yapıyor olmalıyız.
2014 yılında 627 çocuk devlet eliyle ya da devlet önlem almadığı için, ihmaller sonucu yaşamını yitirmiştir.