14 Temmuz 2013
26 Haziran 2013
Seni Yazın Sevdim
Dışarıda korkunç bir yaz yağmuru. Korkunç, çünkü kış yağmuru gibi. Korkunç, çünkü fırtına gibi.
Fayroz ; Lübnan'ın divası... Fayroz ortadoğunun divası...
Ramallah'lı bir arkadaşın dediğine göre; Ramallah'ta her sabah sadece Fayrouz dinlenirmiş. Her evde, her dükkanda, her otobüste, her takside, yazısız bir kural gibi öğlene kadar sadece Fayroz çalarmış.
Dedim Habaytak Bisayf'ı bilir misin ? Dedi ki; " Annem bana ninni olarak söylermiş. O, barışın ve sevginin adıdır bizim için. O umudun sesidir bizim için.
Habaytak Bisayf ; "Seni kışın da bekledim, yazın da bekledim. Seni yazın da sevdim kışında sevdim..."
Fayroz ; Lübnan'ın divası... Fayroz ortadoğunun divası...
Ramallah'lı bir arkadaşın dediğine göre; Ramallah'ta her sabah sadece Fayrouz dinlenirmiş. Her evde, her dükkanda, her otobüste, her takside, yazısız bir kural gibi öğlene kadar sadece Fayroz çalarmış.
Dedim Habaytak Bisayf'ı bilir misin ? Dedi ki; " Annem bana ninni olarak söylermiş. O, barışın ve sevginin adıdır bizim için. O umudun sesidir bizim için.
Habaytak Bisayf ; "Seni kışın da bekledim, yazın da bekledim. Seni yazın da sevdim kışında sevdim..."
17 Haziran 2013
İnsan Gibi...
|
|
| George Frederic Watts- Time, Death and Judgement 1866 Art Inst., Chicago |
Bence hayattaki en zor şey ; insan kalabilmektir, geldiğin gibi gidebilmektir... İyi olmak değil, iyi kalabilmektir... Başarılması gereken, aranması gereken, olunması gereken tek tek şey budur.
not : Ölüm : Kırmızılı erkek. Zaman : Beyazlı kadın. Adalet : Çok arkalardan bakan cinsiyetsiz insan. Ölüm Zamanın elinden tutmuş.
29 Mayıs 2013
Bazen
"... Bazen çok aptal olduğumu farkediyordum. Bazen bir çoklarının da çok aptal olduğunu ama onların bunu farketmediklerini... Mesela senin en hayran olduğum yanının, sakinliğinin, aslında beni görmemezliğinden geldiğini anladığımda, her şeyin aydınlanması şimdi beni akıllı gibi gösterse de hatıralarda aptal kalmamı değiştirmediğini de anlıyordum. Ne önemi var ki deme, önemli hatıralar, geriye ne kalacak ki biz gittikten sonra. İnsan insandan gittikten sonra ne kalıyor ki geriye. Hatıralarımızın aynı olmaması sana da tuhaf gelmiyor mu? Taş aynı taş değilmiydi bastığımız, çimen aynı çimen, gökyüzü aynı gökyüzü değil miydi baktığımız, bana tuhaf geliyor şahsen... Biliyorum tabi canım, hayat da görecelidir zaman gibi - ben seni denemek için soruyorum- biliyorum farklı algılar insan taşı da çimeni de farklı baktığından gözleri, farklı yazılır hatıraları da böylelikle. Gördün mü daha akıllıyım artık..."
26 Mayıs 2013
Özeleştiri
Toplumların diğer toplumlar hakkında doğru ya da yanlış genel yargıları vardır.Tıpkı çevremizdeki insanlara olduğu gibi. Uluslararası ünlü eğitimci, bence ününü hakeden nadir kişiliklerden, Sir ünvanına sahip İngiliz Ken Robinson diyor ki; " İngilizlerin mesafeli oldukları söylenir. Bu ilginç bir yaklaşımdır çünkü girdiğimiz her ülkeyi istila etmişizdir... "
Benim de vardır önyargılarım. Amerikaya olan ön yargımı kendim eleştirdim bir müddet. Sanki "kibrin" topraklarında doğmuş olduğunu hissediyor, bu yüzden sevmediğimi düşünüyordum. Neden sevmediğimi anladım : Merhametsizler... Yüreklerinde merhamet yok, bu yüzden korkaklar, bu yüzden benciller, narsistler, bu yüzden yalnızlar ama yalnızlığı tercih ettiklerini sanıyorlar bu yüzden... Komünizm korkusuyla tüketim toplumunu yaratacak kadar korkaklar. Korkuyu büyütmüşler ve onu manipüle etme yolunu seçmişlerdir. Başka toplumların yardıma ihtiyacı olduğu iddiası ile "sormadan" , yardım istenip istenmediğine aldırmadan, iktidarlarını ve sahip olduklarını korumak uğruna korkakça saldırganlar çünkü merhametsizler...
Yavuz Turgul'un dediği gibi, "bir avcıyı dahi diğerinden ayıran zekası değil, avına olan merhametidir... "
Güçlerini demokratik olmalarından aldıklarını ve dünyaya demokrasi getirmekle, olmayanlara vermekle görevlendirilmiş olduklarını düşünüyorlar. Ama bunun için demokrasiyi yeniden tanımlamaları gerekiyordu. Gerçek demokrasinin temelinde iktidar ilişkilerini değiştirmek yatar iken, tüketim toplumu liderlerinin yaptığı iktidar ilişkilerini korumaya yönelik olmuştur. Rıza Mühendisliği'nin yaratıcıları ( Walter Lipmann, Edward Bernays ) merkezde tüketen, arzuları beslenen, uyumlu ve mutlu bir topluluk yaratarak buna "demokrasi" adının verilmesini sağlamışlardır.
Ve sanat, hayatı dönüştüren sanat, "iktidarlarını" eleştirmeye devam eder...
" Krallık nedir biliyor musunuz" der, "gerçeği bilen" Littlefinger. Bu bin kılıçlı tahttır krallık. Krallık; birbirimizi ikna etmek için yalan olduğunu unutana kadar yıllar ve yıllardır anlattığımız bir hikayedir."
"Yalandan vazgeçersek elimizde ne kalır ki! Kaos... Hepimizi yutmaya çalışan koca bir çukur" der kral dostu... Littlefinger devam eder;
"Kaos bir çukur bir değildir. Kaos bir merdivendir. Tırmanmaya çalışan bir çoğunun düştüğü, bir daha asla denemeye çalışmadıkları. Bu düşüş onları durdurur. Bazılarına tırmanmak için bir şans daha verilir ama onlar redderler. Onlar sıkıca krallıklarına tutunurlar; tanrılarına, aşklarına. Yanılsamalarına... Sadece merdiven gerçektir. Tırmanıştır bütün var olan... "
Benim de vardır önyargılarım. Amerikaya olan ön yargımı kendim eleştirdim bir müddet. Sanki "kibrin" topraklarında doğmuş olduğunu hissediyor, bu yüzden sevmediğimi düşünüyordum. Neden sevmediğimi anladım : Merhametsizler... Yüreklerinde merhamet yok, bu yüzden korkaklar, bu yüzden benciller, narsistler, bu yüzden yalnızlar ama yalnızlığı tercih ettiklerini sanıyorlar bu yüzden... Komünizm korkusuyla tüketim toplumunu yaratacak kadar korkaklar. Korkuyu büyütmüşler ve onu manipüle etme yolunu seçmişlerdir. Başka toplumların yardıma ihtiyacı olduğu iddiası ile "sormadan" , yardım istenip istenmediğine aldırmadan, iktidarlarını ve sahip olduklarını korumak uğruna korkakça saldırganlar çünkü merhametsizler...
Yavuz Turgul'un dediği gibi, "bir avcıyı dahi diğerinden ayıran zekası değil, avına olan merhametidir... "
Güçlerini demokratik olmalarından aldıklarını ve dünyaya demokrasi getirmekle, olmayanlara vermekle görevlendirilmiş olduklarını düşünüyorlar. Ama bunun için demokrasiyi yeniden tanımlamaları gerekiyordu. Gerçek demokrasinin temelinde iktidar ilişkilerini değiştirmek yatar iken, tüketim toplumu liderlerinin yaptığı iktidar ilişkilerini korumaya yönelik olmuştur. Rıza Mühendisliği'nin yaratıcıları ( Walter Lipmann, Edward Bernays ) merkezde tüketen, arzuları beslenen, uyumlu ve mutlu bir topluluk yaratarak buna "demokrasi" adının verilmesini sağlamışlardır.
Ve sanat, hayatı dönüştüren sanat, "iktidarlarını" eleştirmeye devam eder...
" Krallık nedir biliyor musunuz" der, "gerçeği bilen" Littlefinger. Bu bin kılıçlı tahttır krallık. Krallık; birbirimizi ikna etmek için yalan olduğunu unutana kadar yıllar ve yıllardır anlattığımız bir hikayedir."
"Yalandan vazgeçersek elimizde ne kalır ki! Kaos... Hepimizi yutmaya çalışan koca bir çukur" der kral dostu... Littlefinger devam eder;
"Kaos bir çukur bir değildir. Kaos bir merdivendir. Tırmanmaya çalışan bir çoğunun düştüğü, bir daha asla denemeye çalışmadıkları. Bu düşüş onları durdurur. Bazılarına tırmanmak için bir şans daha verilir ama onlar redderler. Onlar sıkıca krallıklarına tutunurlar; tanrılarına, aşklarına. Yanılsamalarına... Sadece merdiven gerçektir. Tırmanıştır bütün var olan... "
25 Mayıs 2013
Sen Çal James
Bu sadece ölümle ilgili değil. Bazen hayaletlere karşı verdiğiniz mücadele de benzer süreci izliyor. Ama bunu neden yapıyor onu anlamıyorum...
24 Mayıs 2013
20 Mayıs 2013
...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)