Sosyal bilimlerde çok uzun zamandır, herhalde yirminci yüzyıl ortalarından bu yana, söylenecek bir şey kalmadığını söylüyor sosyal bilimciler. Temel bilimlerde ise daha yeni yeni öğrendiğimizi. Dünya saatiyle bir kaç dakika önce bildiğimiz fizik kurallarının kuantum ile tepetaklak olduğunu öğrendik. Mesela en temel farklarından biri klasik fizikte kesinlik varken, kuantumda olasılıklar var. Klasik fiziğe göre maddelerin hareketlerinde insanın-bilincin bir fonksiyonu yokken kuantumda insan-bilinç faktörü deneylerde bir etken. Kuantum fizikte birbirlerinden çok uzak iki parçacık arasında sanki yanyanalarmış gibi bir bağ tespit edilebilmektedir. (Kolektif bilinci doğruluyan tuhaf tuhaf şeyler.) Klasik fizikte bu söz konusu olamaz... Diyeceğim o ki; yirmi dokuz harfle o kadar çok şey söylenebildiğine ben zaten hep şaşmıştım. Bitmesi çok normal. Yeni yıla dair söyleyeceğim bir şey yok haliyle. Bu yıla dair ise; daha önce hiç yapmadığım bir şey yaptım tam yıl bitmeden. İnternet'ten e-milli piyango bileti aldım. Çok ilginç bir şey olmayabilir sizin için. Zaten benim için ilginçti. Hazır para yatırmışken de biraz inceledim, iddia, atlar, bahisler, tek maçlar filan şurada biraz takılsam mı ki... Şaka şaka, aman ne alavereler oralar. Sözün özü, daha iyi seneler olsun herkese. Önce sağlık, gerisi olur gider.
Yeni Yıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Yıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Aralık 2019
31 Aralık 2018
Karmakarışık Yağmurlu
Alışkanlık! Zihnimizin haftalar boyunca geçici bir düzende azap çekmesine göz yuman alışkanlık, ama o olmasa, kendi imkânlarıyla sınırlı kalan zihnimizin, bize içinde yaşanabilecek bir barınak sunamayacağı için, her şeye rağmen bulduğu zaman sevindiği, o becerikli ama ağırkanlı düzenleyici. -Marcel Proust, Swanların TarafıBu yıl Marcel Proust okudum. Okuma yolculuğumda yeni bir aşamaya geçtiğimi hissediyorum. Kendimle gurur duydum.
Hayat düzeninin düz bir çizgiden ziyade çember olduğuna inansamda yeni yıl heyacanından eksik kalınmıyor. Hayat çelişkilerle dolu işte. Yarın sabah ne farklı olabillir ki? Belki hiç şey. Belki çok şey. Yeni yıl zamanlarında aklıma nedense Şener Şen'in Gönül Yarası filmindeki sözleri geliyor:
Uzun, çok uzun geçen öğretmenlik hayatımın bana her şeyi sunduğuna dair derin bir inancım vardı... Alaca köyünü terkederken, artık hayata dair öğrenilecek bir şeyin kalmadığına inanıyordum. Bütün defterleri kapadığımı, alacak verecek meselesini bitirdiğimi düşünüyordum. Ne kadar da yanılmışım! Evet, biraz eski moda bir deyiş olduğunun farkındayım ama söylemeden edemeyeceğim; hayat, son ana kadar sürprizlerle doluymuş, son ana kadar!Belki hiç beklemediğiniz bir şey oluverir, güzel ya da kötü... Güzel şeyler olsun. Kötüler çabuk savuşturulsun, az etki etsin. Herkes aynı kapıdan çıkmıyor tabii, diliyorum kötülüklerle baş edebilecek gücümüz olsun yeni yılda... Yoksa onların gelmemesini dilemenin boşa nefes olduğunu biliyorum artık.
Bilimkurgu filmlerinden iyi bir şeyler gerçeğe dönüştüğünde heyacanlanıyorum, mutlu oluyorum. 'Netflix' yapım şirketi sonunda bitmeyen film yapmış! Ama heyacanlı kısmı bu değil. Eğer, küçük detayları da seçmeye kalkarsanız filmin 1 trilyon farklı sonu var-mış! Hiç bir şey yapmaz ve öylece izlerseniz 40 dakika, önünüze çıkan dönemeçlerde yolunuzu değiştirirseniz 5 saatlık bir yol ve kararsızlıkla salınırsanız 1 trilyon... Size bir şeyi hatırlatıyır mu? Bana hatırlatıyor...
Geçen yıl bu vakitler başka bir şehirdeydim, şimdi farklı... Böyle şeyler artık bir anlam ifade etmiyor bana. Aklınız şimdi olduğunuz yer ve zamanda mı ki? Emin misiniz? Mesela benim aklım geçen yıl Ekim ayında. Her gün her buzdolabını açışımda yüzüne bakıyorum Mehtap... Gülseren gideli 11 yılı geçti, Yusuf gideli 3 yılı geçti. Ama Mehtap beni yıktı geçti... Işıklar içinde uyusun. Olmaz dediğim şeyler oldu, olur dediğim şeyler olmadı. Biter dediklerim bitmedi. Tezimi 2017 yılı sonuna planlamışken, 2019 başına kaldı. Yani hayat hem basit hem karışık. Hem zor hem kolay. Henüz şaşırmaktan ve heyacanlanmaktan vaçgeçmediğim bir şey var ki; ağaçlar çok güzel canlılar... Mezarımın ayak ucuna bir salkım söğüt istiyorum a dostlar! Ben ona bakayım, o bana zaten bakar...
Sene bitmeden öğrendim ki Şener Şen tiyatroya başlamış. Çok heyacanlandım. Ne harika, bir sanatı-sanatçıyı izlemeden sevmek. Ama ancak Ocak ayı içinde oynayacakmş ve biletler karaborsaya düşmüş. İşte bu, güzel bir olayın insanı mutsuz edebilmesine bir örnek. Bakalım, yapımcılar kendisini ikna etmeye çalışıyormuş.
Ben küçükken haberlerdeki karla karışık yağmurlu ifadesini, havalar karma karışık yağmurlu anlardım. Sonra pencereden bakar kendimi doğrulardım. Karma karışık yağardı yağmur...
İyilerin iyilerle karşılaşmasını diliyorum... Hastalıkların azalmasını... Sevdiklerimin ölümünü benden sonra olmasını diliyorum... Ne kadar bencilce değil mi? Herkes bunu dilediğinde Tanrı'nın kimi dinlediği neye göre değişiyor acaba? Ben yine de ısrarcıyım. Sahra, Aras, Çağla, Azize, Harun, Çınar büyüsünler. Hepsinin düğünü görebileyim. Gülmeleri bol olsun. Asla kötülülerle karşılaşmasınlar. Çok istiyorsa Tanrı, benden alsın onlara versin, razıyım. Sevmek güzel işte...
Mavi kuşlar getirsin haberlerinizi; ince, narin mucizelerle... Benim de...
İyiliklerle. İyi Seneler.
01 Ocak 2018
Güncenin Güncellenmesi
Bu günceyi açtığımdan beri hangi konularda ağırlıklı olması gerektiğine bir türlü karar verememiş olmam içimde bir sıkıntıdır hâlâ. Kişisel olmasını düşünürken, kim neden benim kişisel hayatımla ilgilensin ki demişimdir ardından. Ayrıca gündelik yaşamımın ilginç bir tarafı da yoktu bana göre. İlginç olmalı mıydı, onu da bilmiyorum...
Benim için neler anlattığından bahsetmek istediğim filmler, kitaplar ve bazı önemli bulduğum olan biten hakkında yazmak en istediğim ve yapabildiğim şey olacaktı, öyle de olageldi bunca zaman. Zaman zaman kısa öykücükler, yazmaktan başka yapacak bir şey bulamadığım ruhsal hallerim kalan boşlukları dolduruyor izlediğiniz üzere.
Benim için neler anlattığından bahsetmek istediğim filmler, kitaplar ve bazı önemli bulduğum olan biten hakkında yazmak en istediğim ve yapabildiğim şey olacaktı, öyle de olageldi bunca zaman. Zaman zaman kısa öykücükler, yazmaktan başka yapacak bir şey bulamadığım ruhsal hallerim kalan boşlukları dolduruyor izlediğiniz üzere.
Günceye, yani buraya daha gündeme dair, daha kişisel yazılar yazma düşüncesi yeni yılın ilk fikirlerinden biri. Geçenlerde eski eşim annesinin bazı şeyleri hatırlamadığını ve bundan dolayı komik söylemlerde bulunduğundan bahsedince insanın unutan bir varlık olduğunu sanki yeni öğrenmiş gibi hissettim. Sanırım, anlatmayı seven ve anlatacak çok şeyi olduğunu bildiğim birinin hatırlamıyor olmasına üzüldüm. Oysa unutmak üzerine çokça düşünen biriyimdir. Tanrım yoksa ben de kendimi unutmaya mı başladım, demedim o an, bunu şimdi diyorum fakat daha kişisel, ileride hatırlamama yardımcı olacak gündeme dair yazmanın önemli olacağına karar verdim. Şu noktayı atlamadan devam etmek iyi olacak; her neden bahsedersem bahsedeyim, örneğin Kızarmış Yeşil Domatesler filmi, aslında kişisel bir şeyden bahsediyorum. Filme dair kendi söylediğim her şey, bende filmin bıraktığı iz sonuçta. Her üretim subjektiftir, değil mi? Şimdi aklıma geldi mesela; yeğenim Azra dört beş yaşlarındayken anneme kızdığında sehpaların üzerindeki örtüleri yere atıyordu, saksıdaki çiçeklerin yapraklarını yoluyordu. Annem için neyin önemli olduğunu, onların görsel ifadesinden ve ne sıklıkta özen gösterdiğinden anlamıştı. Anneme bir şey demiyordu, ağlamıyordu, bağırmıyordu, gidip yaprakları koparıyordu...
Bunun yanında sosyal çalışma teorisi ve uygulamalarıyla ilgili daha fazla yazmak, bilgilendirici bir alan yaratmak istiyorum fakat buna da henüz burası mı, yeni bir internet sitesi mi karar verebilmiş değilim. İlerde belki başka yerde toplarım düşüncesiyle şimdilik buraya ekliyorum yazabildiklerimi. E tabi, bir de İngilizce yazma hayalim var. Onu da henüz düzenli yapabiliyor değilim. Parantez içinde; yeni yılın ağır basan bir fikri de en kısa sürede orayı toparlamak, ülke gündemine dair kısa, öz ama sürekli yazılar yazabilmek. Şimdi tez araştırması çalışmalarım esnasında okuduğum makalelerden daha net anlıyorum ki tarih, bir anlamıyla geçmiş, hemen yaşandıktan sonra okunabilen bir şey değil. Daha da önemlisi, üç farklı tarih var; yaşananlar, hatırlananlar ve anlatılanlar. Tarih öğretim görevlisi bir arkadaşım Kore Gazileri ile sözlü tarih çalışması yapmıştı. Geçenlerde tezine baktığımda da dikkatimi çeken bir noktaydı bu geçmişi bilmek meselesi. Kore gazilerinin o döneme dair anlattıklarıyla bilinen bazı gerçeklerin farklı olduğunu not etmişti arkadaşım. Bilerek ya da bilmeyerek insan farklı hatırlayabiliyor, daha doğrusu bugünden bakarak düşündüğünde geçmişi farklı yorumlayabiliyor.
Kişiselden kastım yine de çoğul olarak kendime dair olmayacak, daha çok gündemin ben de bıraktığı izler gibi diyelim. Hani Yıldızlararası filminin açılış sahnesi var. Orada bir kaç yaşlı insan bazı olan bitenlerin şimdi yaşananların sinyallerini verdiğini ama onların bunu hiç göremediği gibi bir şeyler söylüyor. Ya da başka filmler de. İşte onun gibi. Beş on yıl sonra buraya ben ya da birileri baktığında; "aa, bak aslında o zamandan belliymiş bugün böyle olacağı.", desin diye, ve dünyanın bundan öncesinin ve bizim yaptığımız gibi yine de bildiğini okumaya devam etsin diye...
Kişiselden kastım yine de çoğul olarak kendime dair olmayacak, daha çok gündemin ben de bıraktığı izler gibi diyelim. Hani Yıldızlararası filminin açılış sahnesi var. Orada bir kaç yaşlı insan bazı olan bitenlerin şimdi yaşananların sinyallerini verdiğini ama onların bunu hiç göremediği gibi bir şeyler söylüyor. Ya da başka filmler de. İşte onun gibi. Beş on yıl sonra buraya ben ya da birileri baktığında; "aa, bak aslında o zamandan belliymiş bugün böyle olacağı.", desin diye, ve dünyanın bundan öncesinin ve bizim yaptığımız gibi yine de bildiğini okumaya devam etsin diye...
27 Aralık 2013
İyi Seneler
Amerika'da yeni bir sosyal internet paylaşımı akımı başlamış. "Facebook" un yerini alabilir iddiaları var basında. "Whisper.sh." adlı, itirafta bulunduğunuz bir "web" sayfası. Bu sefer bizden mi çaldılar diyorum. 2000 öncesi "itiraf ediyorum" adlı bir "web" sayfası bizde de çok popülerdi. Hala varmı bilmiyorum. Diyeceğim aslında daha başka bir şey; bende bu "yeni yıl" vesilesi ile yeni yıl dilekleri falan değil, aklıma gelen bazı şeyleri itiraf etmek istiyorum.
Öyle, bu bahsettiğim "site" lerde çokca yer alan, dün gece bilmem kimle şurda sabahladım cinsinden değil, daha olağan şeyler belki. Mesela;
* Bu, Aylak Adam kitabını kimilerinin neden çok sevdiğini anlamıyorum. Bir kere, gayri menkul zengini, çalışmak zorunda olmayan bir adam. O aylaklık yapmayacak kim yapacak. Çalışmak zorunda olmayan birinin, çalışmanın köleliğinden ya da çalışmamanın özgürlüğünden bahsetmesi , hadi bahsetti diyelim bu kadar "kaydedeğer" bulunması anlamsız. Hatta saçma... Bir tek etkilendiğim cümle; sevgilisinin "seni seviyorum, tarih ../.. " diye not ettiği bir cümlenin altına, tarihi hatırladığına göre yeterince sevmiyormuş yazması idi. Sonradan bu etkilenmemi de saçma buldum. Böylesine idealize ve derin bir sevgiyi düşlemek ve yüceltmek mümkünse, beyaz atlı prenslerin de beklenmesine şaşırmamalıyız. İnsandan bahsediyoruz, meleklerden değil...
* Sevmeyi bilmiyorum, bu nedenle de sevilmeyi bilmiyorum sanırım.
* Politika pis iştir. Hiçbir politikacı da "temiz" kalamaz bu anlamda. Son zamanlarda ülkemizde olanlar hakkında hiç bir şeyi ciddiyetle takip etmiyorum. Zorla kulağıma geliyor o kadar. Hiç bir kaynağa nerdeyse inanmıyorum çünkü. Dün dediklerinin tam tersini bugün söyleyenlerin suratına yapıştırılan o eski cümleleri karşısında kılları kıpırdamadıktan sonra, kim ne derse desin, yazsın, boştur. Bu demektir ki, konuşsa n'olur konuşmasa n'olur... Çıkar kazanacaktır yine. Bizde, halkta öyle davranacaktır. Kimse ekonomik istikrarın bozulmasını, parasının azalmasını istemeyecektir, kim buna hizmet ederse de kazanacaktır. Budur politika.
* Nerdeyse bir "şey" anlatmayan, bolca ok atılan, kılıç sallanan, kadınların rengarenk elbiselerinin havalarda uçuşarak tekmeler savrulduğu, yüzlerce atlı ile bir tek insanın çarpıştığı Çin filmlerini seviyorum. Mükemmel bir estetikleri var. Birbirlerine utanarak bakmalarını, dakikalarca durmalarını, onur anlayışlarını ve kemanın harikalar yarattığı müziklerini seviyorum.
* Animasyonları Çin filmlerinden daha çok seviyorum.
* Hala bir aktöre aşık olup, bulabildiğim her bilgiyi okuyarak vakit kaybedebiliyorum. En son Daisy filminden Jung Woo-Sung 'dı. Tanıştığım ilk Koreli2ye de kendisini ne kadar sevdiğimi anlatmışlığım, filmin çekildiği Amsterdam'daki meydana gidip şöyle bir oturmuşluğum vardır. Öyle...
* Mesajlarda ve/veya yazılarda çokça kısaltma kullanan gençlere kıl oluyorum. Bu yüzden yaşlı kabul ediliyorsam umursamıyorum. Ama yaşlı değilim ! Değilim, cık cık cık !!
* Şu "hashtag" denilen şeklin/şemalin nasıl yapıldığını hala anlamıyorum.Onu da öğrenmeyivereyim diyorum.
* Hergün burcumu okuyorum ve çoğuna inanıyorum.
" Mirror oh mirror
I will tell you my story
tell me who am I?
I am yourself and you are mine
Even if you got older and changed
You will always be in my eyes
Oh mirror "
Etiketler:
Caramel,
İnsan,
İtiraf,
Mreyte ya Mreyte,
Sukkar Banat,
Yeni Yıl
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
