Brooks Hatlen, The Shawshank Redeption (Esaretin Bedeli) filminde bir yan karakter. James Whitmore canlandırıyor. Brooks hayatının elli yılını cezaevinde geçiriyor. Yukarıda gördüğünüz yaşlarda cezaevinde olduğuna göre muhtemelen otuzlarında giriyor. Son günlerinde, dostları olan, kendine göre bir hayat kurmuş, yattığı yeri, yediği içtiği belli, kütüphanede bir işi, beslediği bir kargası olan, sakin, kendince mutlu bir adam Brooks...
Çıkış tarihi yaklaştığında en yakın arkadaşlarından birinin boğazına bıçak dayıyor. Niyeti, onu öldürüp içeride kalmaya devam etmek. Ancak yapamıyor.
Günü geliyor, hapisten çıkıyor. Tedirgin, mutsuz, dışarıdaki hayattan ürken, dostları, kargası ve "kendisi" olmaksızın gidiyor. Devletin kendisine tahsis ettiği iş ve otel odasında bir kaç hafta geçirdikten sonra yeni yaşamını sevmeyip intihar ediyor.
Zor bir cevabı vardır, "Kendini en iyi nasıl ifade ediyorsun?" sorusunun. Ama hayatımızın en önemli cevaplarından birine gebedir. Maalesef çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde sormak aklımıza gelmez, gelse de pek önemsemeyiz. Önemli olan bir meslek ve hayatın sırasının gerektirdiklerini yapacak oluşumuzdur. Hatta pek çok ömür vardır ki, bu sorulmaz, sorulsa da cevabı bulunamaz. Yaşamdaki şansımızın, ailemizin, çevremizin ve pek tabii kendimizin kendimize biçtiği kaftanlarımız vardır hepi topu elimizde. İnsanlar tanıdım gün aşırı işlerinden şikayet eden, yaşadığı yerden, mahalleden, çevreden hiç hoşlanmayan. Bense baktığımda, tam da yerlerinde olduğunu gördüm bu insanların. Bazen şikayetlerimiz bile bize ait olmayan serzenişler oluverir. Öyle karışır ki her şey birbirine, olaylar ardı ardına zamanı oluşturur ve biz, bizi biz yapan olup olmadığını bilmediğimiz bir hayatı yaşar ve bitiririz.
Kendimizi en iyi, en sevdiğimiz, en güzel nerede nasıl ifade ettiğimizi bulmak yıllarımızı alabilir, belki de ömrümüzü. Lakin, bulmadan ve öyle olmadan ölmemek sanırım en güzel yaşam anımız olacaktır. İlk gençliğimin tamamını plazalarda geçirdim. İş yeri iflas ettiğinde işten çıkarılmayı bekleyen arkadaşlarımın çoğu sokakta limonculuk yapmak, köfteci açmak, Ayvalık'ta arsası olan zeytincilikle uğraşmak, hayvancılık, butikçilik gibi girişimcinin âlâsı olabilecekleri bir sürü iş sayarlardı. Çoğuna inanmazdım. Sahip olduklarından vazgeçmek ve yeniden yola çıkmak zordur. Bazılarını da bilirdim ki, onlar aslında mutlular, plaza ve masa başı kendilerini en iyi hissettikleri yer. İş yeri el değiştirip hep beraber plazamızda devam ettiğimizde de öyle olduğu görüldü zaten; en ateşli konuşanlar devam ediyordu yine. Belki olduğumuz yer, düşündüğümüzde, olmayı isteyeceğimiz yerdir ya da değildir. Önemli olan farkında olmamızdır. Ferrari'sini Satan Bilge'yi binlerce insan okudu. Artık benzer hareketleri yapanlara söylenen ilk cümlelerden oldu kitabın adı. Özendiğimiz hayat yollarını kendimiz için düşündüğümüzde hep çekingeniz, korkağız. Haklıyız da. Hayat kısa. Denemeler uzun. Şartlar çetin. Burada dediklerim daha çok henüz kendilerine bir meslek ve yol seçmemişler için.
Başlamışlar ve yarılamışlar içinse kolay olduğunu söylemiyorum. Kolay olmadığını biliyorum.
İşe başladıktan iki yıl sonra, ben burada yapamayacağım, burası bana göre değil, demiştim. Oysa bütün eğitim hayatım boyunca olmak istediğim masadaydım. Çünkü hiç soramamıştım kendime; ömrümün sonuna kadar bu işi yapmak istiyor muyum? KEDV bir operasyon asistanı arıyordu. Benim için önemli olan STÖ alanının içinde bulunmaktı. Gittim, görüştüm. "Sen burada kalmazsın, sıkılır gitmek istersin, gönül vermiş biri lazım bize," deyip almamışlardı. Israr edememiştim. Yaşamak için para kazanmak zorundaydım ben de herkes gibi...
Nerede, ne, nasıl olursanız olun, dönüp baktığınızda gördüğünüz sizseniz, sorun yok. Değilseniz, bilmiyorum...


