Piraye'ye Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Piraye'ye Mektuplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2014

"Herkese Selam, Sana Hasret"

Nazım Hikmet, karısı Piraye'ye şöyle yazıyordu mektuplarının birinde; "Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağmuru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarhoşun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi, Lenin’in inkılâbı ve inkılâbın Marx’ı sevdiği kadar..."

Bir başka mektubunda da; "Çıkarsam ve sana kavuşursam, bu öyle dayanılmaz bir saadet olacak ki, gebereceğim diye korkuyorum", diyordu.  Oysa öyle olmadı. Kavuştular, ve ne oldu ise oldu, ayrıldılar. Adını kol saatinin kayışına tırnağı ile kazıdığı Piraye ile, 17 yıl boyunca mektuplaşır Nazım Hikmet. 518 mektup... Daha sonra, dayısının kızı Münevver'e, en sonda Vera'ya aşık olur ve Vera'nın kollarında ölür.

Mektuplar Mehmet Fuat tarafından "Piraye'ye Mektuplar" adı altıda kitaplaştırılmıştır.

İnsan, böyle bir aşk biterse her aşk bitebilir demeden edemiyor mektuplara baktıkça. Ama aşk öyle bir şey ki; bir tek sen, kendin, yaşayınca ne olduğunu anlayabildiğin, hakkında hüküm verebildiğin bir şey. Hatta aşkın sonsuz tanımlarının olmasının en açık nedeni de budur kanımca: Aşkın tanımı, tarifi, cinsi, kişiye göredir.

Aslında bu konudan bahsetmeme sebep; çoğunluk mektuplarının sonuna yazdığı bu cümle; "x,y,z ye selam, evdekileri kucaklarım, sana gelince..." Ya da bazen kısaca; "herkese selam, sana hasret", dermiş.

Bugün, güzel bir şekilde tesadüf etti bu cümle bana. Hatırlayınca buraya da not düşmek istedim.  

Ve bu yazı Nazım'dan Piraye'ye bir şiiri hak ediyor değil mi? Ya da peki, bir mektup olsun:
Nazım ve Piraye @rastgele
“Sevgili,
Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah yazıyorum.
Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı beni. Niçin uyutmadı? Neden uyutmadı? Bu niçin’e, neden’e cevap vermek için baştan başa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde yazılacaktır. Şimdi muhakkak olan bir şey varsa, bütün bir gece uyumadığımdır.
Bana aşk mektubu gönder, diyorsun. Şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten. Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben, her yerde, her zaman, yaldızlı bir denizin üstünde, çam ağaçlı bir balkonda olsun, karanlık, yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada, bir hapishanenin görüşme yerinde olsun, mektupla olsun, mektupsuz olsun, nesirle olsun, şiirle olsun, içimden her gelişte sana, seni seviyorum, demişimdir.
Ben bu aşk mektubu yazmasını beceremedim. Sen yaz da bana model olsun diyorsun. Senin aşk mektubun harikuladeydi. Buranın ölçüsüyle, böyle bir mektup için üç sene yatılır billahi… Zati sen benden çok daha derinsin yavrum. Belki ben daha sanatkârım.
Benden emin olman beni öyle bahtiyar, öyle mağrur kıldı ki… Bir binbir gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş eski zaman kahramanı gibi hissediyorum kendimi…"
Herkese selam, sana hasret...