Metin Altıok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metin Altıok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Aralık 2020

Sarıl Bana

Sarıl Bana
Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.
- Metin Altıok

26 Aralık 2016

Şiir: Kuşlu Gazel

KUŞLU GAZEL

Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım
Sana bir sevinçli menevişli kuş yolladım

Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım

Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim
Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım

Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım

Kim sürmüş Altıok Metin dünyanın sefasını
Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım

- Metin Altıok

16 Eylül 2014

Acılarla, Sorularla

ACILARLA, SORULARLA

İşte yine kapıldım o can sıkıntısına;
İçimde bir tozlu sarnıç boşluğu,
Gitmekle kalmak arasında karasız
Yürüdüm kederle dağlara doğru.

Yüzlerce soru vardı aklımda,
Kulaklarımda bir garip uğultu
Ölümü kullanamazdım; bir yerlerde
Bilmediğim birilerine belki ayıp olurdu.

Belki de hiç ummadığım
Sevgisi tarazlı biri; koparıp bana ilişik
Umudunu bir kitabın arasında
Yamyassı kuruturdu.

Bir gazetenin öüm ilânlarında
Okuyup adımı, öfkeye dönüştürürdü
Sandık kokulu hüznünü
Ve ölümü inatla, yok yere savunurdu.

Ben bunca yıl bunca insan tanıdım
Yüreği zehir dolu; yine de insanlardan
Kesmedim umudu, insan dedim
Yekindim; paylaştım varı yoğu.

Ben neden dudaklarının arasında
İğneler tutan bir terzi suskunluğunu
Prova ediyorum şimdi bu yol boyu
Kederle yürürken dağlara doğru?

Neden kedi seven bir insan
Olduğumu biliyorum da
Kedisiz ve sevgisiz getiriyorum
Yaşadığım günlerin yaprak döken sonunu?

Cevapsız sorunun boynu büküktür;
Hemen anlar yetim olduğunu.
Ben neden hâlâ duyuyorum avucumda
Bir çocuk elinin sızlayan boşluğunu?

Hipodromda yatıp kalkan bir adamın
Ölü bulunduğunu yazdı gazeteler
Geçenlerde haber olarak.
Tokatlıymış ya da Çorumlu.

Bıraktığı nottan öğrenilmiş
Son isteğinin ölürse terminale
Götürülmek olduğu.
Hipodromda yatıp kalkan bir adam kimin umuru!

Acılarla sorularla tiftikledim
Bunca insanın mutsuzluğunu.
Düşündüm kendi sonumu. Hayrettir;
İçim içime nasıl da sığıyordu!

Oysa ben kaç yıldır kaç acı eskittim
Unuttum kaç ölüm gördüğümü.
Bir omzumun alçaklığı ondandır;
Taşıdım kaç kişinin kanayan tabutunu.

Yıllar önce ölümü seçen sevgilim
Bunca sevgisizlik içinde iyi biliyordu 
Yetmeyeceğini iki kişinin birbirine.
Bu yüzden döşeğinde ölümle buluştu.

Gömdük onu geçiştirip polis sorgusunu.
Onunla birlikte neleri gömdük;
Bir akşam içkisinin coşkusunu,
Sevincimizi gömdük kürek dolusu

Yüzlerce soru vardı aklımda,
Kulaklarımda bir garip uğultu.
Ölümü kullanamazdım; bir yerlerde
Birilerine mutlaka ayıp olurdu.

Dostlardan uzakta, bir bozgun akşamında
Gerisingeri dönerken kasabaya;
Baktım gökyüzü birden yıldızla doldu.
Akşamın serinliği alnıma vuruyordu.

Metin Altıok

02 Temmuz 2014

02 Temmuz 1993*

Günlerden Öyle Bir Gündü


Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.

Ve yüreğim yandı söndü,

Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.

Uzandım usulca cigarama;

Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık...


Metin ALTIOK


Metin Altıok; 02 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak otelinde çıkarılan yangında yaralanması sonucu, diğer: 

  • Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
  • Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu'nun eşi 45 yaşında
  • Gülender Akça - 25 yaşında
  • Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
  • Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
  • Sehergül Ateş - 30 yaşında
  • Behçet Sefa Aysan - 44 yaşında, şair
  • Erdal Ayrancı - 35 yaşında
  • Asım Bezirci - 66 yaşında, araştırmacı, yazar
  • Belkıs Çakır - 18 yaşında
  • Serpil Canik - 19 yaşında
  • Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
  • Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
  • Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
  • Serkan Doğan - 19 yaşında
  • Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı
  • Murat Gündüz - 22 yaşında
  • Gülsüm Karababa - 22 yaşında
  • Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
  • Emin Buğdaycı - 18 yaşında, şair.
  • Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
  • Koray Kaya - 12 yaşında
  • Menekşe Kaya - 15 yaşında
  • Handan Metin - 20 yaşında
  • Sait Metin - 23 yaşında
  • Huriye Özkan - 22 yaşında
  • Yeşim Özkan - 20 yaşında
  • Ahmet Özyurt - 21 yaşında
  • Nurcan Şahin - 18 yaşında
  • Özlem Şahin - 17 yaşında
  • Asuman Sivri - 16 yaşında
  • Yasemin Sivri - 19 yaşında
  • Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
  • İnci Türk - 22 yaşında
  • Cengizhan Demir - 28 yaşında
Otel çalışanları:
  • Ahmet Öztürk - 21 yaşında
  • Kenan Yılmaz - 21 yaşında
birlikte hayatını kaybetmiştir. O gün, günlerden yine bir gündü. Güneş yine doğmuş, yukarıda adı sayılı insanlar sabah uyanmış, kahvaltı etmişti. Her biri o gün onlarca şey düşünmüş olabilir. Öğlen nereyi göreceklerini, hangi sanatçının etkinliğinde neler olabileceğini, okudukları bir gazete parçasındaki herhangi bir notu ya da akşam ne yiyeceklerini. Ama hiç biri kendi ırklarından birileri tarafından akıl-sır ermez bir nefretle anılacaklarını, aynı nefretle dünya da istenmeyeceklerini ve çaresizlik içinde ölebileceklerini düşünmemişti eminim... Ermiyor, bazı insanların ve benim buna aklım ermiyor... Erenlerden Tanrı korusun, ne diyelim. Yalnız, onların Tanrısı değil. Onların Tanrısı ile benim Tanrım aynı olamaz...

14 Mart 2014

Cemreler Düşmüş...

* Bedenim üşür, yüreğim sızlar
Ah kavaklar, kavaklar...
Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Balkondaki gül yaprak açmış. Bahar geliyor demek ki! Oysa daha neredeyse yirmi gün önce iki kuru daldan ibaretti... Belki de cemrenin toprağa da düşmesini bekliyordu. Hele bir toprağımda ısınsın diyordu zahar. Cemrelerin önce havaya, suya ve ardından toprağa düşmesinin bilimsel olarak dünyanın ısınma süreci ile ilgili olmaması ne enteresan. Çevre bilimcilerine göre dünya ısınmak için önce yerküreyi ısıtıyor, havadan başlayarak yukarıdan aşağı ısınmıyor. Aşağıdan yukarı ısınıyor. 
Belki de uzak doğu öğretileri ile ilgisi vardır. Baharla birlikte yeniden dönüşen dünya gibi insan da cemreler ile yeniden kendini üretmeye iteleniyordur. Neden havaya düşüyor ilk cemre? Hava genel olarak zihni temsil eder. Hayat nefesidir. Önce hayatta kalmalıdır insan... Sonra suya düşer cemre. Değişkendir su. Etrafındaki özelliklerin tesirini özümseyebilir, hayat verici de olabilir zehirleyici de, temizleyice de kirletici de. Şuur altını simgeler. Suya düşer ikinci cemre ki, "kendi" gibi olmayı öğrenmeye başlar insan. Çirkin de olabilir güzelde...

Orda yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar. 
Omzumda kesik bir el,
Ki durmadan kanar... 
Ah kavaklar, kavaklar...
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar...

Cemre, kor-ateş-ısı anlamındadır. Güçtür, aydınlıktır, enerjidir, cezalandırıcıdır hatta belki...Toprağa düştüğünde, insan  artık her ne olması gerekiyorsa "olmuş" olmalıdır. Sabittir çünkü toprak, değişmez, kısıtlar. Dünya ve insan (toprak) "olmuştur" artık ; hava, su ve ateşin (cemrenin) birleşiminden oluşmuştur...  

Metin Altıok'ın doğum günü bugün. Ruhu şad olsun. Ne güzel tariflemişti : "Anamın bıraktığı yerden sarıl bana."  Annemin bıraktığı yerden sarıl bana, babamın bıraktığı yerden tut beni...

Ve "Nefret;  başarısızlığa uğramış sevgidir." S.Kierkgaard

* Kavaklar.  M. Altıok şiiri

04 Nisan 2011

Aykırı Sevda Sözleri...

"Sevdiğim, tabutum, ak kefenim; 
derin ve dar mezar cukurum benim. 

Yeni bir kalıba dök, beni arit bir potada. 
gecmisim sakli ama gelecegim ortada. 

Kabahatinden daha büyüktür özürü; 
yüreğimin aşık olmaktan ötürü. 

Sen vazgecilmez kotu bir alışkanlıksın, 
cinnete ve ölüme karşi bir esrarsın.



En büyük yanlıs bir kadına bağlanmaktır; 
gerçek aşk bir kadından kadınlara akmaktır.



Seni kuşanıp çıkarım sokaklara. 
tuhaftır, hep ben olurum hazır patlamaya. 

Yüreğime benzin döküp kibrit çakan; 
ey usta kundakcim iz birakmayan! 

Söylentiler çiksin, elimi kana bula; 
yeter ki günlerim olsun çırılçıplak koynunda. 

Kumar borcum, yani namusumsun; 
masum degil, iflah etmez tutkumsun. 

Bütün pislikleri ortaya çıkardığından, 
aşıksam nefret ediyorum yaşamaktan. 

Aşk bütünn kötülüklerin anasıdır,
her aşk sonunda bir bozgun anısıdır. 

Seninle icimde bir yakin ölüm sevinci; 
sen vaktini şaşmazsın salgınlar gecikmeli. 

Aşkın fincanindan kayıp gitmis bir pul sirca 
ve güve yeniği umudun havlu kumaşında. 

Benim soluğum barut kokar ve de kan. 
seninki bir ağıttır kendini yerden yere vuran. 

Bu ham dunyada zoraki bir söz gibi sevgim. 
sevsem sana yazik, sevmesem incinirsin. 


Sevgimiz bir taştir yarısı gömük toprağa; 
kaldırsan böcekler görürsün altında. 

Temiz kalmış ne bulunur bir çöplükte 
aşk da kirlenir elbet insanla birlikte. 

Gözlerine derinden ne zaman baksam; 
hep uzaklaşıp giden yalnız bir adam."



Metin Altıok.


Bir arkadaş demişti ; "bırak şu aşk - meşk işlerini, daha edebi şeyler yazabilirsin sen oraya. Önceleri alındım, çekinirdim "aşk" tan bahsetmeye. Sonraları, şimdileri "hayır" diyorum , aşk olmalı, aşk olmadan olmaz. Benim içinde olmam gerekmiyor.Kendi aşkımdan bahsetmem hele hiç gerekmiyor.Kimsenin aşkından bahsetmem gerekmiyor. 
"Aşk" 'tan bahsetmeyi kesmemeli insan.

14 Ocak 2011

Hançerin Sapı

Haksızlık etme
Diyorum kendime;
Onurlandırıldın da,
Kınandın da sen.
Kendini kül dolu
Bir küpe gömdün.
Tersyüz ettin
Sevgini eskidikçe.

Güzel günler yaşadın.
Çiçeklerin oldu,
Bir evin örneğin;
Güneş gören,
Dağlara dönük balkonu.
İşte bu yüzden
Ağlarım ben
Kestaneler çatlarken.

Sabahın buğusu
Gözlerimi yaşartıyor,
Boynuma dolanıyor
Akşam zinciri.
Dağlardır beni avutan.
Söyleyin bana
Gözünüzü kırpmadan;
Sizce dönek midir zaman?

Eşkıyalar dağları
Anlayamazlar.
Çünkü suçtur onları
Dağlara çıkartan.
Darasıdır suç oysa
Yaşadığımız dünyanın.
Dağlar sizi
Pekmez ile kararım.

Öyle yaralıyım ki;
Ölmem ben artık.`
Ölmem ya kanarım,
Kanarım seve seve.
Haksızlık etmem
Suya ekmeğe
Hiç bir anahtar
Dönmese de kilidimde.
......

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum de sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar,dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor,
Hızar sesleri geliyor
Dörtbir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Bu yıl da
Kalıcıyım burda
Verilmiş sözüm var.
Bensiz yapamaz
Lapa olur pirinç kar.

Elimden tutmuş
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince
Sen geliyorsun aklıma.
......



Haksızlık etme
Diyorum kendime.
Kılavuzun oldu rüzgar,
Su gibi dostun.
Eğer dumanlıysa
Kavruk dağlar;
Bil ki gülün ahı,
Hançerin sapı var.
......



Metin Altıok.

19 Temmuz 2010

Sarıl Bana

Metin Altıok
Metin Altıok ; 1941 Bergama , İzmir'de doğdu. Karşıyaka Lisesini  ve  Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Felsefe bölümünü bitirdi.Felsefe grubu öğretmenliği ve çeşitli liselerde felsefe öğretmenliği yaptı.Şairdir.Aydındır.İşçi Partisi üyesidir. 02 Temmuz 1993 Sivas - Madımak oteli  katliamında ağır yaralanmış, 09 Temmuz 1993'te ölmüştür.(kaynak:wikipedia.tr)
Ataol Behramoğlu, Büyük Türk Şiiri Antolojisi'nde şairin şiirini şöyle anlatır : M.Altıok'u şiirleri 70'li yıllarda yayınlanmasına karşın, şiirlerinin kaynakları bakımında  60'lı yılların geç ürün veren bir şairi olarak nitelemek gerekir. Bu kuşağın en romantik, duygucu şairleri arasındadır. Dili yalın. Benzetme yapmayı, anlaşılması güç olmayan simgeleri kurmayı sever.
Metin Altıok 'Şiirin İlk Atlası' kitabında şiiri şöyle tanımlıyor : Şiir bilgisinin en önemli özelliği bu bilginin genel bir bilgi olmamasıdır. Çünkü şiir devingen ve değişken, her seferinde tek ve özgün olan çok özel bir varoluş biçimine sahiptir. Bu özellik başka şairlerin şiirleri için olduğu kadar aynı şairin şiirleri için de geçerlidir. Şiirle her karşılaşmamız bir öncekinden farklı, yeni bir karşılaşmadır.(kaynak:antoloji.com)

"Yel ve Gül" kitabı kendi seçtiği şiirlerinden oluşur. Karıştırırken Süveyda  (1991)  kitabından alıntı  "Sarıl Bana" yı ne kadar sevdiğimi ve nasıl güzel olduğunu hatırladım...İnsan sevdiği şeyleri de unuturmuş...

Sarıl Bana

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayaım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.

Annenin bıraktığı yerden sarılmak ! İnsanoğlunun bir çok savaşının kaynağı olan olan kaybetme duygusu, güdüsü  taa annenin elimizi bırakmaya başladığı yaşlardan başlar. İş dünyasındaki  bir çok iktidar savaşının, giden sevgiliye duyulan şiddetli özlemin, kaçan sevgilinin ardından şuursuzca koşmanın, rekabetin, bir dostu kazıklayabilmenin kaynağı üç yaş civarlarında yaşanan bu sürecin nasıl yaşandığı ve sonuçlarıyla ilgilidir.
Sevmenin tarifi bu olsa gerek...!

Bir de "Hesaplaşmalar" bölümünden  "Sevmiyorum Seni" en sevdiklerimdendir ;

Sevmiyorum Seni

Şimdi benim buzdan bir döşekte
Üç büklüm olmuş zavallı sevdam,
Üşüyorsa ölesiye yalnızlıktan;
Bil ki senin hep böyle güvensiz,
Yaşamdan korkar oluşundan

İşte bunun için sevmiyorum seni.

Şimdi benim bir han avlusunda
Hiç bitmeyecek umutsuz kavgam,
Soluyorsa başı önde yorgunluktan;
Bil ki senin hep böyle umarsız,
Yarını göze alamayışından.

İşte bunun için sevmiycem seni.

M.Altıok