Manchester by the Sea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manchester by the Sea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Temmuz 2019
11 Mart 2017
Umar
Elimde tuttuğum kanlı yumak hala ılıktı. Soğumuyordu bir türlü ne yapsam ve bu beni daha da sinirlendiriyordu. Sıksam da sıkmasam da kan, serçe parmağımla yüzük parmağım arasından geçiyor bileğime doğru akıyordu. Az hissedilir ama hissedilir bir hareket hala vardı avucuma değen. Küçük, titreyen bir serçenin kalbi gibi, uyurkenki hali gibi, sakin, yavaş ve geri kalanlardan uzakta, öylesi daha güzel gibi. Olmuştu işte, böylesi daha iyiydi, evet evet daha iyi olacaktı. Kolumu dirseğimden bükmüş, elim havada gözlerim yerdeydi. Hemen ayağımın yanındaki yaprak motifine bakıyordum. Bir yaprak bir kalbe benziyormuş epeyce, şimdi farketmiş gibi bakıyordum. Ağaçların yapraklarının çıkardığı sesin kalbime o kadar yakından değmesi bundan sebep miydi, aklıma geldi birden bu soru. Ama düşünecek halim de yoktu şimdilik. Bu soğumayan kan akıp duruyordu hala.Tanrı biliyor ya çabalamıştım, uğraşmıştım, sonunun böyle olmamasını istemiştim. Bu soğumayan ılık, tenimde yine de ısınan kan akıp duruyordu hâlâ.
06 Ekim 2016
Kederin Sinema Hali: "Manchester by the Sea"
"Olabilir ama ilginç değil, diye yanıtladı Lonnrot. Diyeceksin ki, gerçeğin ilginç olma zorunluluğu hiç mi hiç yoktur. Ben de sana diyeceğim ki gerçek, bu zorunluluktan sıyrılabilir, ama varsayım asla. Senin önerdiğin varsayımda rastlantı payı pek fazla."
-Ölüm ve Pusula, Jorge Louis Borges
Bir ihtimal de, oradaki kederin tarifini bize bırakıyor. Fakat her durumda sinemayı sanki bize baktırarak kurguya değil gerçeğe odaklanmamızı sağlıyor. Ben buna bayıldım açıkçası... Yönetmen bunu harika yazmış ve kurgulamış, oyuncular harika oynamış.
Senaryo ve Yönetmen: Kenneth Lonergan
Oyuncular: Casey Affleck, Lucas Hedges, Kyle Chandler, C.J. Wilson,
2016, USA.
*Filmin adının Yaşamın Kıyısında olarak çevrilmiş olması tamamen içerikten bir çıkarım olmuş ve bence fazla klişe ve bu yüzden de olmamış. Filmin adı, Birleşik Devletler'in doğusunda bir kasabanın adından geliyor. Aynen kullanılmasının ne sakıncası vardı anlamadım.
Sinema nedir? 19. yüzyılın sonlarından beri hayatımızda olan bu sihir ne menem bir şeydir? Bir kurgudan ibaret olduğunu bile bile, görerek duyarak ve dahi hissederek baktığımız o insanların yaptıkları gerçek midir ve ne kadar gerçek olabilir her şeyden önemlisi? Gerçek ve kurgu birbirinin zıddı gibi görünseler de asla birbirlerinin yerine geçemezler. Gerçek, olduğu gibidir, kurgu, yapılmış olan. Hayallerimiz dahalarla yüklüdür; abartılı, renkli, şaşalı, mutlu ya da kimi zaman acı verici, kederli. Kurguya baktığımızda orada olanın son tahlilde olmayan olduğunu biliriz. Gerçek olanın o anda, o canlılarla, o mekanda olmuş-bitmiş-yaşanmış ya da yaşanıyor olduğunu anlarız.
İyi bir sinema filminden beklenen gerçeğe ne kadar yakın olduğu mudur öyleyse? Bir sevinci, acıyı, özlemeyi, sevmeyi, bir bakışı, bir anlamı, bir kadının dokunuşunu, bir erkeğin korkusunu, bir çocuğun gizini en iyi anlatabilen film midir, iyi sinema sizce de? Hayır, sinemanın sihri gerçeğe yaklaşmasında değildir. Bana sorarsanız hiç bir şey gerçek kadar kusursuz olamaz. Sinema, bizim, inanmak istediğimizi gösterebilme ve inanmak istemediklerimizin "yalan" olduğunu "bildirme" yetisine sahip olduğu için özeldir bana göre. Uçan periler, aniden açan çiçekler, uzay kahramanları, katiller, korkunç ölümler, ortaya çıkan cinayetler, sonsuza kadar gizlenen sırlar, mucizeler, olağan yaşamlar, küçük sevimli hikayeler, uzaktaki kasabalar, büyük şehirlerin zengin insanları, kaf dağının ardındaki her şeyi gösterebilir sinema bize...
İyi bir sinema filminden beklenen gerçeğe ne kadar yakın olduğu mudur öyleyse? Bir sevinci, acıyı, özlemeyi, sevmeyi, bir bakışı, bir anlamı, bir kadının dokunuşunu, bir erkeğin korkusunu, bir çocuğun gizini en iyi anlatabilen film midir, iyi sinema sizce de? Hayır, sinemanın sihri gerçeğe yaklaşmasında değildir. Bana sorarsanız hiç bir şey gerçek kadar kusursuz olamaz. Sinema, bizim, inanmak istediğimizi gösterebilme ve inanmak istemediklerimizin "yalan" olduğunu "bildirme" yetisine sahip olduğu için özeldir bana göre. Uçan periler, aniden açan çiçekler, uzay kahramanları, katiller, korkunç ölümler, ortaya çıkan cinayetler, sonsuza kadar gizlenen sırlar, mucizeler, olağan yaşamlar, küçük sevimli hikayeler, uzaktaki kasabalar, büyük şehirlerin zengin insanları, kaf dağının ardındaki her şeyi gösterebilir sinema bize...

Yaşamın Kıyısında* olarak türkçeye çevrilmiş Manchester by The Sea filmi de olağan insan hikayelerinden biri. Abisinin ölümü üzerine yeğeninin sorumluluğunu üstlenmeye zorlanan Lee, çevresindeki bir kaç kişi, yeğeni Patrick ve onun çevresi hakkında bir dram anlatısı. Lee, bulunduğu şehirden ve işinden ayrılarak, eskiden yaşamış olduğu abisinin kasabasına geri döner. Film ilerledikçe iç içe geçmiş hikayeler olduğunu, karakterleri bize anlatan gördüğümüz yüzlerinin altında onları oluşturan başka dramlar, başka hikayeler olduğunu görürüz. Lee ve Patrick'in davranışları sıradan, birbirini seven amca-yeğen ilişkisi. Komşularının, arkadaşlarının nezaketi, sıcaklığı, bir yakınını kaybetmiş sevdiğimiz için beklenen insani davranışlar.

Film bize, bizim başımıza gelse çok daha farklı yaşayacağımızı düşündürten sahneler sunuyor. Oğulun babanın ölümünü karşılaması, amcanın ölümle yüzleşmesi, birlikte geçirilen zamanlar diyebileceğim, filmin büyüsünü bozmak istemediğimden detaylandırmadığım, zor sahneler. Kederin, acının ve üzüntünün yüzünü beklediğimiz pek çok sahnede bize göstermekten imtina ediyor. Cenaze sırasında, amcanın kendi geçmişindeki anılarında, yas dönemlerinde ve gündelik hayat devam ederken hatırlananlarda.
Özenli ve bilinçli bir şekilde sinemanın sınırlılıklarını unutmayarak bize sinema seyrettiren, filmin kendini kendisiyle sınamasına izin veren, karakterin başına gelen olayın kederinin kurguyla anlatılamayacağının altını çizen bir film Manchester by the Sea... Bu filmi özel yapan budur kanımca.
Özenli ve bilinçli bir şekilde sinemanın sınırlılıklarını unutmayarak bize sinema seyrettiren, filmin kendini kendisiyle sınamasına izin veren, karakterin başına gelen olayın kederinin kurguyla anlatılamayacağının altını çizen bir film Manchester by the Sea... Bu filmi özel yapan budur kanımca.

Senaryo ve Yönetmen: Kenneth Lonergan
Oyuncular: Casey Affleck, Lucas Hedges, Kyle Chandler, C.J. Wilson,
2016, USA.
*Filmin adının Yaşamın Kıyısında olarak çevrilmiş olması tamamen içerikten bir çıkarım olmuş ve bence fazla klişe ve bu yüzden de olmamış. Filmin adı, Birleşik Devletler'in doğusunda bir kasabanın adından geliyor. Aynen kullanılmasının ne sakıncası vardı anlamadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
