Gülseren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülseren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2017

"Hangimiz Önce Ölecek"

Hangimiz Önce Ölecek

Her yokladığında şiddetle savuşturduğumuz
Tetik bekleyen soğuk sancı:
Kim önce ölecek içimizden?

Kendi zehiriyle mühürlü soğuk ter
Sustukça çözülen soru
Zamanının sağlamlaştırdığı saydamlıkta
Arkadaşlar: hayat akrabalığı

Rastlantıların gizli yasası:
Seçimden zorunluluğa evrilmiş
Gizli kader ortaklığı

Yanyan çatılmış haritalar
Birlikte geçilmiş yollar
Zamanla adına dostluk denilen
Sayıma gelmez nice ayrıntı

Hangimiz ölecek ilk
Ve ardında kalanlar
Nasıl var edecek onun yokluğunu?

Hepimizin kalbini birbirimizden habersiz yoklayan
Dilsiz kurşun, uğursuz kuşku:
Önce kim ve sonra nasıl
Sürdürecek eksilmiş toplamı
İçimizden biri ölmeden bilmek
Yokluğunun nasıl bir hayat yaptığını

Hayat eksiltememişken bizi birbirimizden
Ölüm hangimize verecek sırasını? "

-Murathan Mungan

2.11.2017

27 Eylül 2011

" 27.09.2007 "

" Bu ömrü nasıl bitirdik bilemedim yavrum. Nasıl ettik, n'aptıkta  bitti bu koca ömür anlamadık."  Anneannem derdi zaman zaman böyle. İki yıl önce bu günlere yakın bir zamanda bitirdi ömrünü.  O son günlerinde artık hiç konuşmazken, bizleri tanıdığını bile hiç belli etmezken öleceğini düşünüyordu eminim. Nasıl bir duygudur acaba; insan yine de emin olabilir mi yakında bir vakit öleceğinden...
Babaannemede " Nasılsın" desem, çoğu zaman böyle der: " Heey gidi kızım heeey, ömür geçti,  nasıl olalım! " Etrafımdaki hangi yaşlıya sorsam çoğunlukla ömrün nasıl geçtiğini bilemediklerini söyler. Vardır elbet mutlu zamanları, acılı zamanları, dolu dolu hatırladıkları zamanları ama hep kısadır, uzaktadır ve  anlaşılamıyordur hangi aralıkta geçti...Az çok ta kendimden bilerek eminim ki artık : Ömrün nasıl geçtiğini hiç anlayamıyor insan...
Sadece şimdiki zamanın bir anlamı var, bu çıkıyor ortaya. Geçmiş;  hatırlaması anlamsız olacak kadar kısalıyor, uzun bir zaman dilimi değil yaşanmış olan, unutmadığınız bazı anların görüntülerinden ibaret kalıyor. Gelecek ise zaten yok.

Zamansız ölüm; insanı en çok yaralayan... Birazdan ölmeyeceğimden emin olmadığım ben dahil sizler de hiç aklınıza getirmiyorsunuz bu yazımı okurken belki de çoktan ölmüş olabileceğimi...
Birinin anneannesi, dedesi öldüğünde ilk sorulardandır : "Hasta mıydı ? -Kurtulmuş o zaman. Çok mu yaşlıydı ? -Acı çekmemiş o zaman."  Teselli;  böyle sanılır. Dünyayı bugününe getirmiş insan aklının aklına gelen o dur o an. Yine de haksızlık edilmemeli, insanın kendisi bile geçirir aklından birazdan ölebileceklerini ve hatta acı çektiklerinde dileyebilir de, dilenebilir ölüm...

Bugün düşünüyorum da insan hiç inanmıyor yakınlarının ölmüş olduğuna. İnanç değil yerleşen şey. Hele de hiç aklınıza getirmediklerinize...
Ömür nedir ki öyleyse ? Eğer yetmiş üç yıl yaşamış olan anneannem için yetmiş gün bile değilse ömrünün hatırlanan zamanı, ömrüne biçtiği hayattan aklında kalanlar yetmiş gün bile etmiyorsa, HİÇ' tir ömür...Hiç...
O nedenle de çok ta yersiz değildir bir kaç dakikalık "hayat" için ömürden vazgeçmek...Bir kaç dakika da olsa, yetmiş yıl da olsa o kadarsa geriye kalan; bir kaç dakika ise, neden olmasın...

Hayat içinde doldurduğumuz yerden gittiğimizde ne oluyor o yere hiç anlamasam da,  doldurmasak da o boşlukları başka şeylerle, o boşluklarla yaşamaya nasıl alışıyor insan en şaşırtıcı şeylerden biridir bana göre.

Sevdiğin şarkıları dinledim, sevdiğin filmlerden pasajlar izledim, yüzünü düşündüm, kısacık saçlarını, uzun ya da küt saçlarını, güzelliğini, kahkahanı, ranzadan yere nasıl atladığını, sırt çantanı, hızlı hızlı yürüyüşünü, " konuşmak ister misin" demeni, haşhaşlı ekmeğini, ev yapımı biber salçanı, sigara tablanı, çakmağını hatırladım.Gülümsedim, gülümsedim, gülümsedim...
Bıraktıklarını düşündüm, daha bırakmayı planladıklarını, ömrünü,  hayatını düşündüm. Kısa ömründen kalan hayatını...
Arkadaşımdın, arkadaşımsın...Seni anlatmayı planladım ama olmadı...Geçmişte de denemiştim yine olmamıştı. Yok, yazamıyorum ben seni, olmuyor. Duyabiliyor musun ? Yazmamalı mıyım ? Belki. Sen isterdin sanki, sen severdin yazmayı sanki...O kadar hızlı gittin ki, o kadar sessiz gittin ki hiç soramadık sana? Hiç bir şey soramadık sana...

Başka zaman. Belki seneye. Hani o uydurduğumuz zaman kalıplarından ; sene-i devriyende belki...

Öğrettiklerinden, sevdirdiklerinden :    


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=241234

27 Eylül 2010

Zaman...Ölüm...

Adi bir orospu gibi zaman... Herkesi herkesle aldatan bir sadakatsiz... Ensenize silahın kabzasını indiren bir kalleş gibi... Arkadan vuran, gözünüze bakmaktan korkan, geçip giden eski bir tanıdık gibi... Yüzünüze vura vura, ruhunuzu çala çala iflah olmaz bir yalancı... En güvendiğiniz dostunuzun, en yapmayacak dediğiniz sadakatsizliği yaptığını duyduğunuz an gibi zaman... Çocuğunuzun katiliniz olması, yaşam verdiğinizin yaşamınıza son vermesi gibi... Yaşam bulduğunuzun yaşamanızı vermemesi gibi zaman... Boğazınıza oturan bir yumru gibi zaman, burnunuza değen, gözünüzden akmayan yaş gibi... Öyle derin bir bıçak yarası...
Geçtiğiniz sokaklardan neredeyse yirmi yıl sonra geçerken geçen yirmi yılda neler olduğunu hatırlamıyorsanız eğer, hatırladığınız topu topu yirmi dakikayı geçemiyorsa böyle bir şey zaman... Yapacak hiç bir şey bırakmayan tek şey zaman... Acıyı veren zaman. Acıyı alan zaman... Anlatamıyorsunuz, engel olamıyorsunuz, tutanamıyorsunuz, inanamıyorsunuz... Ne zaman başladığınızı bir türlü hatırlayamıyorsunuz ama giderek yaklaşıyorsunuz sona...
"Ölüm"... Ölüm yüzünden dünya yaşanmaz bir haldedir... Ölüm var olduğundan insanlar bu kadar pervasız, bu kadar adi, bu kadar cesur ve cüretkardır... Zaman yandaştır ölüme... Acısını alır, kolaylaştırır, bitmez denilen her anı biter kılar, yıllara dönüştürür ve ölümle el ele yönetir dünyayı... Zamanın nasılsa geçeceğini, ölümün nasılsa geleceğini bilen insanların arınmak istediği, pişmanlık duyduğu sanılır. Oysa tam tersidir. İnsan yaşlandıkça bütün inançlarını, sorunlarını askıya aldığını fark eder. Tek bir gerçek vardır: Ölecektir... Ve ikinci bir şansı olmayacaktır. O zaman aldatabilir, verdiği sözlere ihanet edebilir, her şey için kendini affedebilir, tecavüz edebilir, çalabilir, öldürebilir... Çok geç olmadan istediklerini elde etmeye çalışır... Tanrı beklemeyebilir...
Ölüm var olduğu için insanlar utanmayabiliyor, ne olur ki intiharı seçer olur biter...Ölüm var olduğu için insanlar rahatça uyuyabiliyor, ne olur ki öldürürsün olur biter... Ölüm var olduğu için dünya bu kadar gerçek dışı, o kadar hayal ürünüdür...
Üç kısa yıl önce bugün şu anda çoktan ölmüştü Gülseren...

02 Eylül 2010

Gidenler...Kalanlar...

Eylül ayını sevmiyorum. Çok ölüm var.
Yılları hatırlamam genelde nedense, ama ayları ve günleri unutmuyorum...O yüzden Eylül günlerini Eylül gelmeden düşünüyorum...
Ölüm acısının evreleri varmış; öyle der bir dostum.O evreleri geçip geçip bir daha geliyor insan bazen...İnsan unuturmu ölmüş olduğunu andığının, unutuyorum ben bazen, hatırladığımda öldüğünü yine inanmıyorum yine inanamıyorum...
Gülseren ;  En güzeli değildi kadınların, çok güzeli de değildi, başkasına sorsan güzel bile değildi belki ama güzeldi bence...Belki iyi değildi, kaprisliydi, sinirliydi, alıngandı, agresifti, soğuktu onlara göre ama benim arkadaşımdı ve hiç te öyle değildi...Kanlı canlı yürüyen, konuşan, gülen, koşan birinin "yok" olmasının anlaşılmasının beklenmesi çok acımasızca...Hiç bir şey farketmedi "dünya" için, ha bir eksik ha bir fazla. Yine dönüyor yine dönüyor...Biliyorum, birileri için çok şey farketti ama sadece O'nun için herşey değişti...Artık yaşamıyor...
Selamlar olsun O'na...
İnsanın yaşam karşısında hep kaybedecek oluşunun keskin netliği ve bunun can yakıcı bilinemez zamanlaması ! Buna rağmen yaşama tutkuyla bağlanabiliyor olmamız gücümüzden mi güçsüzlüğümüzden mi, inadımızdan mı umarsızlığımızdan mıdır anlayamıyorum...

Diğer bir dost göndermişti :

" Hangimiz Önce Ölecek".

"Her yokladığında şiddetle savuşturduğumuz 
Tetik bekleyen soğuk sancı:
Kim önce ölecek içimizden?

Kendi zehiriyle mühürlü soğuk ter
Sustukça çözülen soru
Zamanının sağlamlaştırdığı saydamlıkta
Arkadaşlar: hayat akrabalığı

Rastlantıların gizli yasası:
Seçimden zorunluluğa evrilmiş
Gizli kader ortaklığı

Yanyan çatılmış haritalar
Birlikte geçilmiş yollar
Zamanla adına dostluk denilen
Sayıma gelmez nice ayrıntı

Hangimiz ölecek ilk
Ve ardında kalanlar
Nasıl var edecek onun yokluğunu?

Hepimizin kalbini birbirimizden  habersiz yoklayan
Dilsiz kurşun, uğursuz kuşku:
Önce kim ve sonra nasıl
Sürdürecek eksilmiş toplamı
İçimizden biri ölmeden bilmek
Yokluğunun nasıl bir hayat yaptığını

Hayat eksiltememişken bizi birbirimizden
Ölüm hangimize verecek sırasını? "
M.Mungan

23 Mart 2010

Gereği Düşünüldü;...

Gereği düşünüldü dedi Hakime hanım;" ...şahıslar asli suçlu bulunarak TCK'nın ...maddesine göre alt sınır gözetilerek üç yıl hapsine,...şahıs tali suçlu bulunarak iki yıl hapsine karar verildi. TCK'nın...maddesine göre suç 1/6 oranında indirildi, şahısların iyi halleri, mahkemeye gelmeleri, ikametgahlarının sabit olmaları nedeniyle ve aynı suçu tekrar etmedikleri görüldüğünden cezanın paraya çevrilmesine, günlük yirmi TL'den hesaplanan onsekizbin TL'nin yirmidört taksitte ödenmesine, diğer şahıs için yirmiikibin TL'nin on taksitte ödenmesine, kararın temyiz hakkı saklı kalmak üzere karar verildi. Tutanağı bastıralım, taraflara verelim kızım."
Taksirle adam öldürmenin ikibuçuk yıl sonra gelen adaleti budur. Hakkında açılan davanın her duruşmasına gidersen, hep aynı evde oturursan, daha önce aynı nedenle kimsenin ölümüne sebep olmadıysan tedbirsiz davranabilirsin ve  kişi kötü kullanılan, bakımını yaptırmaktan çekindiğin ekipmanın kırılması sonucu ölse bile ceza almazsın. Hatta aldığın-alacağın ceza bakım ücretinden daha düşükse neden bakım yaptırasın ki! Suç, bilinçli taksir olarak değerlendirilip kasıtla adam öldürmekten yargılansanız bile alacağınız ceza budur. Annesinin ölümünü düşündüğünde bir çocuğun anımsayacağı adalet budur. Kızının ölümünü düşündüğünde bir annenin unutmayacağı adalet budur.
Şaşırmıyorum. Şaşırmak, hala şaşırmak aptalca ve çocukça olur, beklemiyorduk demek yalan olmaz ama yine de şaşırmıyorum. Bu karardan kendini hiç sorumlu tutmayan hakim, savcı, avukat ve diğer hukukçulara rağmen yapılabilecek ne varsa o yapılacaktır. Öfke bile duymuyorum, dosyalara yeni bir tanesi daha eklendi o kadar. Yasa adalet demek değildir, yasaların adil olmayanlar tarafından konulması sonucun parodisini zaten açıklıyor. Emri vermek başka keyif almak başkadır! Yasayı uygulamak başka taraf olabilmek başkadır! 

18 Ocak 2010

Sadece olacak olan mı olur ?

Hayatı boyunca tedbirli yaşadı.Tedbirsizlikten öldü.

Geç kalmaması gerektiğinde saati kurar, saati tencerenin içine koyar, tencereyi yanı başına koyardı.Gideceği yerin otobüs haritalarını çıkartırdı, hangi otobüs ne zaman geçiyor, en son otobüs kaçta? Hep sırt çantası taşırdı, içinde bir küçük su, bir kitap ve üşüdüğünde sırta alınacak bir hırka...Bir kadındı, bir kardeşti, bir ablaydı, bir evlattı, bir anneydi.10 yaşındaki oğlunu, henüz altı aylıkken giden babasına bıraktı.Son aradığında birazdan çıkacağım dedi.Hayatı boyunca tedbirli yaşadı,tedbirsizlikten öldü.Herşey olması gerektiğinden midir ölümün?
Ha bir eksik ha bir fazla dünya.Kimin için farkediyor ? Senin mi, bıraktıkların için mi ? En çok bir yıl mı sürüyor ölüm acısı ? Yaşayacakların daha mı zordu yaşadıklarından ? Ondan mıdır bizden önce gidişin ? Manikmiydin, depresif mi tam o anda ? En son kime, ne dedin ? Ne düşündün ? Herşey olması gerektiğinden midir ölümün ? Selam olsun sana bıraktıklarından. 27/09/2007 18:01,daha ötesi olmadı G.Y.için...

Yol Arkadaşım...

Yol arkadaşım gördün mü,
Duydun mu olup bitenleri?
Kıskanıyor insan bazen,
Basıp gidenleri
Yalnızlaşmışız iyice
Üstelik de alışmışız
Hiç beklentimiz kalmamış
Dosttan bile
Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı “vefa”
Kutsal kavgalardan bile
Kaçan kaçana
Anlaşılır gibi değiliz
Tek bedende kaç kişiyiz
Hem yok eden, hem de tanık
Ne esaslı karmaşa
Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gittiğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer?
Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok
Sen esas alemi seçtiğinden beri
Ben o saniyede bittiğimden beri
Dünya bildiğin dünya, dönüp duruyor işte
Uzun uzun konuşuruz birgün son İstanbul beyi
Yol arkadaşım, nerdesin?

S.Aksu

Söz vermiştin oysa yeni evimi görmeye gelecektin, söz vermiştin