23 Mart 2016
20 Mart 2016
Ha Shakespeare Ha Sen
"Onun onulmaz bir korkak olduğunu o an anladım. Geveleyerek kendine dikkat etmesini söyledim ve dışarıya çıktım. Korku içindeki bu adam, korkak sanki benmişim, Vincent Moon değilmiş gibi sıkıntı veriyordu içime. Tek bir insanın yaptığı, sanki bütün insanlar tarafından yapılmış gibidir. Bu nedenle, cennet bahçesindeki söz dinlemezliğin bütün insanlığı kirletmesi haksız sayılmaz; gene bu nedenle tek bir Yahudi'nin çarmıha gerilmesinin insanlığı kurtarmaya yetmesi de haksızlık sayılmaz. Belki de Schopenhauer haklıydı; ben bütün öteki insanlarım, her insan bütün insanlardır. Shakespeare bir anlamda o sefil John Vincent Moon'dur."
- Jorge Louis Borges, Kılıcın İzi
17 Mart 2016
İnsanlar da iyi...
Bugün merdivenlerde kör bir kadın ile karşılaştık. Ben iniyordum o çıkıyordu. -Ayağımı yere sert basarım ben, önce topuğumu basıyorum galiba.- Bugün de topuğumu yere basmamla onun çığlık atması bir oldu. Özür diledim, korkutmak istemedim, üzgünüm dedim. Gülümsedi, bugünlerde daha hassasım seslere karşı, sorun değil, bombadan herhalde, korkuyorum, dedi...
14 Mart 2016
İyiyim iyi, bir şey yok.
Bugün Ankara'da bir aracı bomba ile patlattılar.Yakınında bulunan insanları öldürmek için.
Hatta, belediye otobüsüne yakın patlattılar aynı anda daha çok insanı öldürebilmek için.
Ben iyiyim.
37 insan öldü. Onlarcası da hastahanede.
2003 yılında da çalıştığım binaya bombalı araçla saldırı olmuştu. O zaman da bir şey olmamıştı eh, şimdi yazdığıma göre.
Bir zaman aralığı belirlemeli diyorum. Mesela, şu kadar süre buraya yazmazsam bilin ki artık iyi değilim. İyilik meselesi de değil, bir şey değilim artık, yani yokum kısaca. Nasıl mı yok, yok işte, bildiğin yok. Düşüncem bu meseleyi, yani süreyi. Netleşince yazarım buraya. Bize ne de diyebilirsiniz tabii, olsun ben düşüncem.
Bir şey daha geldi aklıma o gün de düşünüp anlamadığım; şu aşağıda gördüğünüz resim binanın önü, -valla dışarı çıkınca bana bu kadar kötü görünmemişti, ben öne değil binanın arkasına doğru koşmuştum gerçi-, neyse konuyu dağıtmayalım. Dediler ki o zaman haberlerde; binanın önünde yirmi dört araç yanmış. On bir kişi ölmüş.
Ölenlerin üçü içeriden onu biliyorum, ya geriye kalan sekiz kişi, onlar nereden. Yanan yirmi dört araçtan mı, ışıklarda bekleyen yayalardan mı, caddede o an bulunan insanlardan mı.
Öyle işte.
11 Mart 2016
05 Mart 2016
Sevgi
"Sen öğretmenini sevmiyor musun?"diye sordu bu sene ilkokula başlayan küçük kız dördüncü sınıftaki kuzenine. Kuzen ödevlerini yapmak istemiyordu, küçük yapıyordu. Adamın küçük oğlu babası ile küsmüş. Küs oğlunu bir gece, hayatından endişe ettiği için, bir kaç kez aramış babası. Oğlu ve eşi bir müddet sonra cevap dönmüş; mesajla. "Biz iyiyiz." yazmışlar. Yüzüme baktı gözleri nemli; "belki ben iyi değildim, öyle değil mi", dedi. Karısı geçen yıl vefat etti adamın. Ölmeden kısa süre önce küs oğlanın karısıyla büyük oğlanın düğününde kavga etmişler. Ertesi akşam, üst katta uyuyan küs oğlan çok öksürmüş, sabaha kadar yatakta oturmuş anne. Sabah gelin evden çıkmış annesi küs oğlanın yanına... İlkokula başlayan küçük kızın bir küçüğü, dört yaşında, annesinin memesinin yeni doğan tarafından işgal edilmesini hazmetmeye çalışıyordu. "Okulda neler yapıyorsunuz?"dedim. "Yüzümüzü boyuyoruz, kedi resmî yapıyoruz, kağıttan yuvarlak kesiyoruz, boyuyoruz." "Ne renk boyuyorsunuz?" "Meme rengi," dedi ciddiyetle. "A, öyle mi, ilginçmiş. Ee, yazın plaj ne güzel oluyor değil mi?" dedim ben de aynı ciddiyetle. "Evet, ben kumdan meme yapacağım yazın." diye devam etti ortanca. "İyi peki, hadi uyuyalım. Kucağıma gelcek misin?" "Tamam, uyuyalım. Ben de memeyi uyutayım; uyusunda büyüsün meeme, uyusunda büyüsün..."
02 Mart 2016
Posta!
02 Haziran 1958
Doçentim;
Mektubunuzu aldığım gün "İnce Memed"'in üçüncü baskısı çıktı. Bu da bir iki ay içinde biteceğe benziyor. Benim bugünlerde çok işlerim oldu. Bu yılki Yunus Nadi mükafatı romandı. Kırk roman geldi. Çoğu güzeldi. Ben okudum. İçlerinde o kadar güzeller var ki, hele birkaç köy romanı var ki, şimdiye kadar böylesine iyileri bizde yazılmadı desem yeridir. Juri 28inde toplanıyor ayın. Bana gelince benim yeni roman ilerliyor. Büyük işe giriştim. Onun için umudum büyük değil. Bir denemede böyle olsun... Derken ömrüm denemelerle geçecek. Yok, bundan sonrası doğru düzgün roman olacak. "Sazlık" yahut "Akçasazda Bir Tümsek" üç cilt. Kocaman, yani destan. Şu burnumun büyüdüğüne gelince, atıyorlar. Büyüdü ya, o kadar değil. Neden öyle diyorlar biliyor musunuz? Eskisi gibi meyhanelere gitmiyorum. Kapı kapı değneklemiyorum. Vaktim yok. Kimseyi evime çağırmıyorum. Evimin adresini çok kimseye vermiyorum. Siz burada olsanız bu hal hoşunuza giderdi ama çoklarının hoşuna gitmiyot. Bence bu burun meselesi değil, vakit meselesi... Neyse onlarla uğraşacak değilim. Sizleri çok özledim. Dünya gözüyle bir daha görsem, diyorum. Başka bir şey istemiyorum. Bir yanımda ıpıssız bir boşluk var. Ne yapacağımı bilemiyorum. Artık ilk defa, doğru dürüst bir şeyler yazabileceğimi hissediyorum. Çok selam. Baki selam.
Hiç sormadım tercüme kolay oluyor mu? Bana uzunca yazsanız ne olur?
Göğçeli
Sözcükler dergisi özel sayısı: Edebi Mektuplar. s.55, Mayıs 2015, Yaşar Kemal'den Güzin Dino'ya* mektup.
Güzin Dino, çevirmen, yazar. Ressam, karikatürist, yazar, yönetmen Abidin Dino'nun karısı. Hani şu, mutluluğun resmini çizmeyen ressamın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


