Ocak 13, 2017

Bir Sarı Çiçek: "İşe Yarar Bir Şey"

28.11.2017

Çello çalan bir kadın kadar güzeldir çello dinleyen bir kadın. Okurken dinlemeniz tavsiyedir: Hildur Gudnadottirden 'Strokur.'
  

"İlk cümle Allah vergisidir,"  diyor filmde Leyla. Avukatlık yapan bir şair. Şairler kendine şair demezmiş, ki kişisel tarihlerine bakıldığında geçinebilmek için başka işler yaptıkları malumdur. Bu konuda Sait Faik'in inadını hatırlıyorum. "Yazmak başlı başına bir iştir", mi "iş olmalıdır" mı, öyle bir şey demiştir. O da pek tabii ailesinin mal varlığı ve annesinin desteği ile idare ediyordu.


Bir ara filmde, Arjantinli yazar Julia Cortazar'ın Bir Sarı Çiçek öyküsü anlatılıyor. Ne yazık başını hatırlamıyorum ama ölmek üzere olan bir canlıyla (insan mıydı hayvan mı, onu da hatırlamıyorum) bir küçük sarı çiçek bir gün göz göze geliyorlar. Çiçek uzun uzun canlıya bakıyor o ölmeden önce. Aslında hatırladığım tek şey bir küçük sarı çiçekle gözgöze geldiğimdi benim de. Film başlı başına bu esasla örülü. Doğumumuzdan ölümümüze kadar bizi hayata bağlı tutabilecek, bulduğumuz, var olduğunu sandığımız, yarattığımız ya da kaybedince yeniden aradığımız sarı çiçeklerle... Bir yolculukla başlayıp, geri dönüş yolunun başında bitiyor film. Tren, yol, kadınlar, kadınların hikayeleri, hayatında artık bir sarı çiçek olmadığına ve olamayacağına kanaat getirmiş olan Yavuz ve yol boyunca onlara eşlik eden 'strokur' şarkısı... 'Strokur' Danimarka dilinde dokunmak anlamına geliyor. Besteyi yapan ve muhteşem yorumlayan Hildur G., en son Reha Erdem'in Jin filminin de müziklerini yapmış ve Frankfurt film festivalinde en iyi müzik ödülünü almıştır.


Sinemadan çıktığımda, üç yıldır Kızılay'ı ilk defa sevdiğimi düşündüm. Uçan bir poşet geçti gözümün önünden, bir adam bir kadının kolundan sıkıca tuttu, iteleyerek öteledi, bir çocuk mendil uzattı, bir taksici kapısını çarptı, kokoreç kokusu genzimi yaktı, sigarasının dumanı burnumu deldi geçti birinin. Mavi, sarı, yeşil ışıklar, kadın, çocuk, adam, kısa, uzun, şişman ve zayıf insanlar. Taşları kırılmış kaldırımlar, üstüme yürüyen otobüsler, çöp yığılmış, kirletilmiş duvar dipleri, kahkahalarla gülenler ve kızgınca küfredenler. Ve aklımda yine de hep, eğer dinliyorsanız 'strokur' çalıyordu. Yaşam dedim, işte o ihtimaller dünyası yaşamı her ne ise, o kılan. Uyanılan her gün, hesaplanan tüm kesin sonuçlarına rağmen koca bir belirsiz ihtimaller zinciridir. "Ne de olsa insan yalnız, ölmek zorundadır." (M. Heidegger)


Finali epeyce düşündüm. Olmasını istediğim ile olmasından korktuğum arasında gidip geldim. Sonra Yavuz'u düşündüm. Ben, onun adına nasıl düşünebiliyordum ki... Tanımıyordum bile kendisini. Yaşam dediğimiz neydi? Yönetmen Pelin Esmer bunu soruyormuydu filmde bilemiyorum, fakat, neydi yaşam? Katılmak mı, seyretmek mi? Her zaman birinden biri olmak zorunda mı? Yavuz katılamadığı için mi terk etmek istiyordu? Yaşama katılmak dediğimiz neydi ki?


Filmi görmeye gitmemde en büyük pay Başak Köklükaya'nın güzelliği ve oyunculuğudur... Bir kadın olarak bir kadının güzelliğinden bahsetmem tuhaf mı geliyor? Bence güzellik kişiyi olduğu bütünle duyumsamakla ilgili. Estetiğin insanda yarattığı hazla ilgili ve bu güzel bir his. Kendisini Çağan Irmak'ın Mustafa Hakkında Her Şey filminden beri takip ederim. Nasıl güzel bir kadın! Pelin Esmer'i ise bu filmle keşfettim sayılır. Ardından Gözetleme Kulesi filmini izledim. Her iki filmindeki kadınları üzerinden anlattığı hikayeye, sunumun netliğine ve paklığına hayran oldum. Her iki filmde de oldukça ağır konuları işlemiş olmasına rağmen, hiç dramatize etmeden anlatmayı başarmış. Bizim Türk sinemasında maalesef, genel insanımızın halinde de var olan, bir "her şeyi bilme" ve dolayısıyla "her şeyi anlatma" telaşı var. En iyi örneği, Mahsun Kırmızıgül'ün Güneşi Gördüm filmidir. Fimde, hem göç, hem terör, hem yoksulluk, toplumsal cinsiyetçilik ve dahası homoseksüellik temaları işlenmişti. Kendi başına ben şahsen izlemekten çok rahatsız olmasamda, hatta beğensem de, böyle bir anlatı sinemada bir şeyleri bozuyor. Sanatın sunumunda bozuyor aslen. Gerek yok. Milyonlarca insan milyonlarca konunun içinden birini anlatabilir. Siz bir karıncanın bir günlük yiyecek bulma telaşını film konusu yapabilirsiniz. Bu sizin bütün hayvanları tanıdığınızı göstermez  ve sizi diğer hayvanların gözünde cahil yapar belki fakat karıncalar için bir bilen/sanat yapan olursunuz... İlla kısaca söylemek gerekiyorsa, İşe Yarar Bir Şey, sarı bir çiçeğe bakabilmeyi anlatıyor.

Bu arada, senaryo Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı ortak çalışması olduğu için film boyunca Barış Bıçakçı'nın şiirleri, sözleri geçip gidiyor. Filmin içinde Leyla'nın çok güzel okuduğu, kendisi için yazılmış bir Barış Bıçakçı şiiri de aşağıda.


BİR KİTABIN SAYFALARI

Baktım rüzgarsın sen.
Baktım çamaşır ipini zorluyorsun
Hepimizin derdi güzel yaşlanmak sevgilim
Baktım bir kitabın sayfalarını çeviriyorsun.
Ayağına terlik giy, bildiğimiz şeylerin taşında,
Yalın ayak geziyorsun.
Biz satranç oyuncusuyuz sevgilim,
Üzerimizde kara bir leke
Biz satranç oyuncusuyuz.
İnanmıyoruz ceketlerin düğmelerine,
İnanmıyoruz takvimleri savurarak gelen geleceğe
İşte yitirdik bütün taşlarımızı
Darmadağınık oyun tahtası.
Bir tek şahımız kaldı sevgilim
O da evli iki çocuk babası.
Kelimeler önümüze çıkıyor sevgilim
Uykumuzu bölüyor burdan çocukluğumuza kadar,
Burdan çocukluğumuza kadar bir telaş…
İçi boş kuşları kovalıyoruz,
Hep bir sebep arıyoruz herkese küsmek için.
Hemen o cumartesi buluyoruz, hemen o pazar.
Yaşamak, çukur yerlere doluyor diyorlar,
Bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan.
Ama yıkıldığımız yeter sevgilim.
Biraz da kekik toplayalım.
Kıymetini bilmediğimiz şeyler var.
Yaşamak bir at gibi huysuzlanıyor kapımızda sevgilim.
Geçen günlere üzüldük.
Tamam yola düşelim.
Düşelim, başka günlerin duvarı daha sağlam,
Düşelim, başka günlerin sokağı daha neşeli,
Başka günlerin kadınları, erkekleri tam bir kahraman.
Tül perdeler uçuşurken başka evlerin pencerelerinde,
Bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman.
Ama baktım, sen rüzgarsın sevgilim.
Kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun.
Başucunda bir bardak su,
Beni başucunda bir bardak su gibi avutuyorsun.

-Barış Bıçakçı

6 yorum:

  1. Yazılarını okumak çok keyif veriyor bana. Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. Şiddetle tavsiye ederim Narda. Anladığım kadarıyla sen de çok seversin...

      Sil
  3. Ah, çok teşekkür ederim. Ne güzel bir kompliman. Ben çok yoğunum bu aralar, çok okuyamıyorum 'blogları', sadece yazabiliyorum. En kısa zamanda bakacağım ben de sevdiğim 'bloglara'. Hoşça kal:-)

    YanıtlaSil
  4. İzleyeceğim. Yazınızı okuduktan sonra filmi internette araştırdım. Yazdığım ve henüz yayımlamadığım bir öyküyü anımsadım. Öykünün kahramanı yıllar sonra mezun olduğu üniversiteden arkadaşlarının düzenlediği baloya gidiyor, orada yılllardır görmediği bir arkadaşıyla karşılaşıyordu. http://mabelard.blogspot.com.tr/2015/01/unutulanlar-hatrlama-fasl.html
    Buraya küçük bir bölüm eklemiştim.

    Şiirin finali çok etkileyici.

    İyilikle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin öykünüzün bölümü de etkileyiciymiş. Ayrıca ne kadar da senaryoya benziyor, ilginç:-)
      Bence siz de seversiniz filmi. İyi hissettiren bir film, konusuna rağmen. Sanırım özü de bu ya...
      Ben çok anlamadım şiirin finalini desem. Genel olarak sevdim ama anlayamadım sonunu. Belki sonra anlarım:-)
      Selamlar, teşekkürler.

      Sil