Haziran 13, 2017

Dürnev'in Son Gün -II

Kazaydı. İki doğrudan şahit, yara izleri, polis kayıtları, ambulans, hastane hepsi normaldi. Her gün kaç kez olan, kaç yaşamı bitiren kazaydı işte. Yedisi olmuştu. Evinde mevlit vardı Dürnev'lerin. Ben gittiğimde bitmek üzereydi. Galiba bilerek geç gitmiştim. Kuran-ı Kerim tamamda, o sonrasında ilahi okuyup ev ahalisini ağlatma ritüellerine katlanamıyorum ne yalan söyleyeyim.

Kimse kimseyi rahat bırakmıyor sanki. Ağıtlarımızdan gösteri çıkarmak mutluluklarımızla caka satmak... Derin bir soluk alıyorum istemsiz. Ben mi insanın değişmesini umuyorum yine de bilmem ki... Kendime gülmem gerek.

Biraz dua edip Adem'e bakındım. Balkonda sigara içiyordu. Ağzında dururken biri paketten bir tane daha çekti. Kauçuk ikinci kata uzamıştı neredeyse. Yapraklarının gölgesi vuruyordu olduğu yere, yüzü daha bir kararıyordu bu yüzden. Gözlerindeki ışıltı kayıptı. Boğazındaki yumruyu alıp götürecek bir hıçkırıkta gizliydi her şey, ama gelmiyordu, belli. Belki geceleri, umarım geceleri ağlıyordur. Aklımın çalışması neyle meşgul olsam aynı kalacaktı galiba. Geceleri ağlayan bir adam için düzelir mi ki gündüzler, bilmiyorum. Saçma sapan şeyleri mi sorgular olmuştum ne! Bazen çiçeklerin neden sabahtan akşama açtığını bile sorguluyordum. Hayır, akşam gayet yeşil suladım, ayrıldım başınızdan. Ne oldu da sabah tomurcuklandınız, böyle kahve kahve şişti buralar, ağzıma kadar geliyordu bunlar da gülmekten söyleyemiyordum.  Sonra gidip Halim'e de anlatıyorum bazen bunu. O hiç bir şey demiyor. Eskiden de demezdi aynı. Sabiha hanım, salonda anlatırsınız ne diyecekseniz, savcılık varsa savunma makamı da var. Bir sizi dinleyecek değilim, derdi. Başını yerden kaldırdı ayak sesimle. "Gel savcı hanım, hoş geldin, otur şöyle?" dedi. "Sağol Adem. Çocukları göremedim, bir yere mi gönderdin?" "He, savcım. Küçük baldız var benim. Çalışmıyor, evde. Biraz bizde kalsınlar, evin kalabalıklığı gidene, neyi nasıl yapıcaz anlayana kadar, hem anneannelerine iyi oluyor", dedi. Bugün bile getirmedi hatta. Ben de bir şey demedim. Kız çok soruyor, perişan. Biz de faydalı olamıyoruz ona." "Zor, Adem, çok zor. Allah sabırlar versin. Çok severdim Dürnev'i. Çok iyi bir kadındı. Allah bizden çok sevdi de erken aldı demek. Allah rahmet eylesin." "Amin savcı hanım."

Dizimi balkon demirine dayadım. Ne zamandır ağrıyordu yine. Soğuğu hissedince ağrının ateşi azalıyordu. Elimi dizime koydum, aşağı baktım. Kokuya doğru eğildi gövdem sanki. Aşağıda güller açmıştı. Mayısı bitirmiş Haziran'dan gün alıyordu onlar da. Onlara aylar, bize yılların geçtiği gibi mi geliyor acaba... Biz insanların bazı şeyleri bilemeyişine seviniyorum artık... Bilmemek uzak tutuyor. Üç katlı apartmanın ikinci katındaydık. "Duyduğumdan beri merak ediyorum Adem. Sana da soramadım hemen. Dürnev dikkatli bir kadındı. Işıklardan bile karşıdan karşıya geçmeye çekinen biriydi biliyorum ben, değil mi ki yaya geçidinin olmadığı yerden geçsin. İlginç geliyor bana. Ya da üzüntüden bilmiyorum artık..." "Ben de çok anlamıyorum ama böyle işte savcı hanım. Çarpan adam oralarda çalışan bir esnaf. Karaköy kalabalık yer. Adam yetmiş beşle bile gitmiyormuş. Ama kötü çarpmış zahar. Kenara düşm... Tam o Perşembe Pazarı yoluna girerken işte, biliyorsun. Tünel tarafından hızlıca gelmiş ve yola neredeyse atlamış, etraftakiler öyle demiş hep. Polis şoförü bir iki gün tuttu bıraktı zaten. Tutuksuz yargılanacak ama alt geçit var, ilerde kırmızı ışık yanıyor filan. Neredeyse sıfır suçlu adam. Abla ben senden bir şey isteyecem aslında?" "Dur ben önce bir şey diyeceğim Adem. Ben de bir oraları dolaşayım, soruşturayım ister misin? Mesela, o gün bir işi filan var mıydı Dürnev'in. Niye gitmiş Karaköy'e?" "Hiç bilmiyorum. Genelde bana der, arar söyler ama bir şey demedi. Tek bildiğim sabah çok erken çıktığı." Tamam Adem. Ben, herhalde biraz eski alışkanlık, içime sinmiyor bu durum. Bir bakmak istiyorum izninle." "Ben de onu diyecektim savcı hanım aslında da çekindim. Ben de istiyorum biraz daha öğrenmek, nasıl olmuş, neden öyle yola atlamış."

"Sen çok ölüm görmüşsündür abla. Ben neredeyse görmedim. Babamın babasını hatırlıyorum bir, yıkıyorlarmış caminin yanında bir yer vardı. Babaannem sırtımdan itekledi, git bak olum dedene bak gidiyor, gör bak, diyerek. "Nereye gidecek yaşlı adam öff Babaanne", diyecektim hani neredeyse de, bakmıştım ağlıyordu, bir şey demeden dediğini yapmıştım. On iki yoktu yaşım. Üç adam ayakta, dedem upuzun yatıyordu. Böyle çırılçıplak hani. Adamlardan biri başından su döküyor, diğerleri ayaklarından, diğeri de suyu aşağı yukarı dolaştırıyordu. Ben hayatımda öyle üşüdüğümü hatırlamıyorum abla. Dudakları mosmordu ya, sanki soğuk dudaklarımdan başlamış, ayaklarıma varmıştı birden. Bembeyazdı baştan aşağıya. Pörsümüş derisi, sarkmış karnı, böyle ne yana baktığı belli olmayan elleri değildi beni korkutan. Yoktu abla, dedem yoktu! Orada yatan yüzü, burnu, alnı ilk defa görüyordum ben. Sanki cami avlusundan değil de hiç bilmediğim bir evin kapısından içeri girmiştim. O yokluk, o görmeyiş var ya, bana, dedemle bütün anılarımı o gün bugün anlayamadığım bir boşluğa çevirmişti. Bütün sesi, bütün hareketleri kendimi de izlediğim bir sinema filmi gibi olmuştu. İşte şimdi Dürnev'i düşündükçe bundan korkuyorum çok. Yıkarken beni yanına almadılar. Neymiş namahrem olurmuş artık! Af edersin, bilmem neyiniz batsın dedim içimden. Ben bakacaktım abla. Ben biliyorum Dürnev hala oradaydı. O dedem gibi bedeninden çıkıp gitmemiş olacaktı. Onunla olan her şey benle, bende, biliyorum ama bakamadım işte... Şimdi, bazen evi dolaşıyorum. Çocuklar da yok ya, böyle oturduğu koltuğa oturuyorum, sen yabancı değilsin abla, mutfağa giriyorum, musluğa dayanıyorum, elimi ıslatıp onun yaptığı gibi havluya silerken bana, masaya doğru bakıyorum. Sonra ben, ben oluyorum musluğa doğru bakıyorum onu görüyorum, seviniyorum. Ama korkuyorum. Gidiverecek, olmayacak, o dedemin boşluğu, geri gelecek diye ödüm kopuyor. Bir göreydim yıkarlarken, bakaydım ki orada daha, içim ağrımayacaktı bu kadar sanki abla...

Adem hala yere bakıyordu. Bana anlatmadığı çok açıktı anlattığı ne varsa. İnanmaya ihtiyacı vardı, inandırılmaya ölüme... İnsan uyabilen bir varlık. Uyarlanabilen. Evrilebilen. Evrilen. Oysa duygularla olan bağı asırlardır aynı. Pandoranın kutusu açıldığından beri hepsi aynı.

Hiç bir şey demeden çıktım. Bir iki komşuya başımla selam verip, Barbaros bulvarına doğru yollandım.
devam ediyor. 

2 yorum:

  1. Bekliyorum devamını...Kalemine sağlık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun. Yazdım bitti:-) Zormuş ama biliyor musunuz..Sevgiler,

      Sil