Eylül 30, 2016

"Camdan Kalp"


Bir önceki akşam iyiydim, ama dün akşam hiç öyle olmadı. Bir soğuk; koca bir boşluk vardı evde. Yeleğimi giydim, zayıflamışım biliyor musun? Yeleği giyince anladım, desem daha hoş bir cümle olabilirdi sanki ama değil, tartılıyorum arada. İyi mi kötü mü bilmiyorum; bir sakız var evde bir de boş, kareli defter yaprağı. İkisi de faydalı şeyler. Sağol.

Çok öğreniyor insan, bazen istemediklerini bile öğreniyor. Bir bakmışsım kaçtığın insan oluvermişsin. Bir bakmışsın hiç farkettirmeden hayat, yaşamını sen yapmış. Hani; her gün gözüne sokulan bütün özlü sözler bir milim fayda etmemiş de yaşayarak öğrendiklerin olmuşsun. Öyle bir şey.

Babamla hatırladığım bir anımı sormuştun bana, söyleyeyim: İki ya da üç yaşlarında olmalıyım. Sabah erken saatler, annem uyuyor, ben uyanığım, hala öyle ya çocuklar; annelerini uyutup uyanık kalabiliyorlar. Babam işten gelmiş, iş dediysem alt kattaydı yeri. Kafamı kaldırıyorum odaya girince, muhtemelen gülümsüyorum. Öyle ya, hangi çocuk gülmez. Yatağa doğru eğilip kırmızı bir şey fırlatıyor bana. İçinden küçük paketler dağılan bir kutu; hala var o çikolatalardan. Babam öldü, dedem öldü, anneannem öldü hala üretiliyor o ya, şaşmalı mı bilmem. Hani şu bir kutunun içinde bir sürü paket olanlardan, hani tipitip sakızına benzeyen küçük paketlerin bir kutunun içine konmuş hali. Sen muhtemelen bilmezsin tipitip sakızlarını. 

Eylül 27, 2016

"İncirlerin Altına"

Bir Dostu Ölü Götürmek

Boş bulunup gülersen
Bir ölünü görünce 
Ocağa tütsü atarsın
Pencerene sürme çek

Ölünün babasıyla
Uzunca bir rakı iç
Anmadan eski günleri
Bırak biraz ay doğsun

Dört arkadaş bir olup
Tahta kutu içinde
Ölünüzü götürün
İncirlerin altına

Dönersen ıslık çalarsın
Yol uzun, su karanlık
Otur bir çardak altına
Bırak biraz yağmur yağsın

1979, Ergin Günçe


Gülseren Y., Yusuf G., Sibel K., Aynur E., anısına.

Eylül 19, 2016

Eylülün Kabahati

Hayata kızıp durmanın bir manası yok. Nihayetinde bize hiç bir şey vadetmedi.

Belki de eylüle kızmalı. Hep o varken oldu pek çok şey ne de olsa. Gülseren eylülde gitmemiş miydi. Anneannem, babam, benim çocuklarım ve Tarık Akan. Bilmem kaçıncı filmini izliyorum geri gelmiyor. Bendeki de  ne umutmuş kardeşim, dile dile bitmiyor!... Dediydin ya hani, 'keşke senin kadar umutlu olsam.' Olma. Umut pandoranın kutusundan çıkan son kötülükmüş, olma... Velhasıl, herkes eylülde gitmiş olduğuna göre, eylüldedir kabahatin aslı.

Sabah uyandım ölüm, akşam oldu bitmedi gitti, gün de haberler de... Dişlerim neredeyse bitmiş. Bir yıl çalışsam anca bir çene kazanacağım kendime, değer mi diye düşünmüyor değil insan... Kolum acıyor diğer yandan, iğneden herhalde. Ankara iyice soğudu, camı kapatmalı ya, kalkmaya mecal kalmamış. Hani el kol kalkmaz derler ya bir yerden sonra, öyle bir şey galiba. Bu, 'hasretinle yandı gönlüm', şarkısı nasıl bir şey böyle; sinirlerimi bozuyor, dinlemek de dinlememek de...

Filmler ve hayat gelmiyor mu sizin de aklınıza bugün? Birbirlerine benzetir kimileri ya, ne saçmadır. Bir kere hayatın ihtimalleri ile filmlerin ihtimalleri bir mi Alla'sen. Filmlerin insanları bellidir, yönünüzü nereye çevirirseniz çevirin değişmez, oysa hayatta her şey mümkündür, ölümdür tüm olasıkları sonlandıran. Sadece filmlerde daha kısa sürer ihtimaller, hayatta uzun. Olacak olan bir gün mutlaka olur, sadece zaman alır. Belki zamansallıkları benzer birbirlerine bu bakımdan. Ve zamanlı oldukları için kıymetlidir. Düşünün bir, bazı uzun filmlerde sıkılıyoruz, işte, hayat da gereğinden uzun olsaydı sıkılırdık, zaten üşengeç olan insan ırkı iyice tembelleşirdi. Diyelim sonsuz zamanım olsaydı,  ne sevmeye ne gülmeye ne de gidip görmeye zaman ayırırdık. 'Nasılsa bir gün yaparız', derdik. Gördünüz mü; ölüm bizi nasıl terbiye ediyor... Melih Kibar'da ne güzel işler yaptı, gitti...

Heidegger zaman; insandır, diyor. Yani aslolan zamanın kendisi değil, Dasein'ın zamanlılığı, zamansallığıdır, diyor. Gelecek kapalı bir kutudur, henüz yoktur ve tarihi mümkün kılan ölümdür, diyor. Bilemiyorum, henüz hem fikir değilim kendisi ile. Bana fazla kibirli geldi fikirleri, insanı pek çok şeyin, zamanın bile merkezine koyması misal. Yine de sabretmek gerek, hayat bitmeden anlaşılmaz hiç bir şey. Ne de olsa, ancak zaman neyin efsane neyin gerçek olduğunu söyleyebilir, öyle değil mi? Misal, üç kadeh şarap içtim, henüz yeterince saçmalamadığımı düşünüyorum, oysa inanıyorum ki saçmalayınca çok iyi bir yazı çıkacak ortaya. Çıkmadı gitti... Olmadı gitti... Biliyorum, benden sebep çoğu. Lakin, dayanamıyorum insanın kötülüğüne, hani dayanmak neyse de, kabullenemiyorum... Bu şarkı da güzel...

Biraz da masal yazayım, o daha keyifli...

Eylül 16, 2016

Tüh ki ne Tüh!

Bugün değildi be Ferit, bugün değildi... Daha çok vardı... Hele sana daha çok vardı...
Ah, hayat hiç iyiye gitmeyecek artık belli, Ah, gitti çocukluğumun mutluluğundan bir şeyler daha...
Ah, neşelerim, hüzünlerim, aşklarım, şarkılarım, gülmelerim, ağlamalarım...
Ah üzüldüm ne üzüldüm... Ah hiç tanımadan ne yakınmışız... Ah, görmediğine de yanarmış insan...


Allah gani gani rahmet eylesin... 

Eylül 13, 2016

Periler Ülkesine

video

Periler ülkesinden geçerken; yediğimiz içtiğimiz bize, gördüğümüz, anladığımız size. Arkası yarın... 

Eylül 04, 2016

Kuşlar Uçtu

Tam iş yerinden çıkacağım kapı çaldı. Bir adam; sarışın kızıl arasında, uzun boylu, yeşil, kendine yakışan bir tişört ve haki renkli standart bir şort giymişti. Şık görünüyordu. Yanında genç bir kadın vardı;  esmer, hafif çekik gözlü, zayıf, beyaz bir tişört alelade bir pantolon giymişti. "Geç ya da gel böyle", gibi bir şey diyordu adam kadına ben kapıyı açtığımda. Bunu deyişinden mi biraz, hal tavır  görünümlerinden mi bilmem, kız, babasına hiç benzemiyor, diye geçirdim içimden ben. "Buyurun", dedim sonra da."Çevirmenlik ofisi mi?, dedi önce, sonra,  "Merhaba, biz evleniyoruz, eşim Kazak, bu belgelerinin tercüme edilmesi gerekiyor." dedi.
***
Saate baktım, geç kalmıyordum, normal bir hızla bindim trene. Son hastaydım randevu verilen, geç kalırsam bir kaç hafta daha beklemem gerekecekti. Yer vardı, oturdum. Karşımda genç bir kadın vardı; otuzlarında ya var ya yoktu. Pastel, toz pembesi bir göz farı sürmüştü, griye çalan bir kalem çekmişti farın üstüne, tıpkı gözlerinin rengi gibi. Açık mavi, karanlıkta gri olacak olduğu belli iri, hafif dışa çıkık gözleri vardı. Çok güzeldi.  Yanında, tanıdığı olmadığı aşikâr bir erkek oturuyordu. Adam kördü.
***
Hastanenin kapısından girdim. Genç bir erkek yanındaki kadının yanağını sımsıkı öptü, güldü sonra. Kadın da gülüyordu. Bir şeye seviniyor gibiydiler. Bir şey dedi kadın, "ağzını burnunu kırarım"' dedi erkek gülerek. Kadın da gülümsüyordu.
***
Hastaneden çıktım.  Bir kuş bir dala konmak için uçuyordu. Bir başka kuş da aynı dala doğru geliyordu. İkisi de daldaydı, ama birbirlerini görmediler. Kuşlar uçtu, hayat kısaldı. Bir acı bir başka acı buldu kendine, kendini sökmek için. Olmayan bir yaş aktı görünmeden kimseye; daha ıslak, daha sıcak, daha tuzlu. Bir tren hızlıca geçti. Bir adam indi trenden, aynı trene bindi bir kadın. Birbirlerini görmediler. Bir keski indi göğüse doğru, ne kan akıyordu ne de bir iz kalmıştı görünürde.
***

Eylül 01, 2016

Oha!

Başka söyleyecek sözüm yok.

Necmiye Alpay bugün, dünya barış gününde, barış çabaları sebebiyle tutuklanmıştır.

Dünya Barış Günü kutlu olsun. Kim kaldıysa.!