Eylül 19, 2016

Eylülün Kabahati

Hayata kızıp durmanın bir manası yok. Nihayetinde bize hiç bir şey vadetmedi.

Belki de eylüle kızmalı. Hep o varken oldu pek çok şey ne de olsa. Gülseren eylülde gitmemiş miydi. Anneannem, babam, benim çocuklarım ve Tarık Akan. Bilmem kaçıncı filmini izliyorum geri gelmiyor. Bendeki de  ne umutmuş kardeşim, dile dile bitmiyor!... Dediydin ya hani, 'keşke senin kadar umutlu olsam.' Olma. Umut pandoranın kutusundan çıkan son kötülükmüş, olma... Velhasıl, herkes eylülde gitmiş olduğuna göre, eylüldedir kabahatin aslı.

Sabah uyandım ölüm, akşam oldu bitmedi gitti, gün de haberler de... Dişlerim neredeyse bitmiş. Bir yıl çalışsam anca bir çene kazanacağım kendime, değer mi diye düşünmüyor değil insan... Kolum acıyor diğer yandan, iğneden herhalde. Ankara iyice soğudu, camı kapatmalı ya, kalkmaya mecal kalmamış. Hani el kol kalkmaz derler ya bir yerden sonra, öyle bir şey galiba. Bu, 'hasretinle yandı gönlüm', şarkısı nasıl bir şey böyle; sinirlerimi bozuyor, dinlemek de dinlememek de...

Filmler ve hayat gelmiyor mu sizin de aklınıza bugün? Birbirlerine benzetir kimileri ya, ne saçmadır. Bir kere hayatın ihtimalleri ile filmlerin ihtimalleri bir mi Alla'sen. Filmlerin insanları bellidir, yönünüzü nereye çevirirseniz çevirin değişmez, oysa hayatta her şey mümkündür, ölümdür tüm olasıkları sonlandıran. Sadece filmlerde daha kısa sürer ihtimaller, hayatta uzun. Olacak olan bir gün mutlaka olur, sadece zaman alır. Belki zamansallıkları benzer birbirlerine bu bakımdan. Ve zamanlı oldukları için kıymetlidir. Düşünün bir, bazı uzun filmlerde sıkılıyoruz, işte, hayat da gereğinden uzun olsaydı sıkılırdık, zaten üşengeç olan insan ırkı iyice tembelleşirdi. Diyelim sonsuz zamanım olsaydı,  ne sevmeye ne gülmeye ne de gidip görmeye zaman ayırırdık. 'Nasılsa bir gün yaparız', derdik. Gördünüz mü; ölüm bizi nasıl terbiye ediyor... Melih Kibar'da ne güzel işler yaptı, gitti...

Heidegger zaman; insandır, diyor. Yani aslolan zamanın kendisi değil, Dasein'ın zamanlılığı, zamansallığıdır, diyor. Gelecek kapalı bir kutudur, henüz yoktur ve tarihi mümkün kılan ölümdür, diyor. Bilemiyorum, henüz hem fikir değilim kendisi ile. Bana fazla kibirli geldi fikirleri, insanı pek çok şeyin, zamanın bile merkezine koyması misal. Yine de sabretmek gerek, hayat bitmeden anlaşılmaz hiç bir şey. Ne de olsa, ancak zaman neyin efsane neyin gerçek olduğunu söyleyebilir, öyle değil mi? Misal, üç kadeh şarap içtim, henüz yeterince saçmalamadığımı düşünüyorum, oysa inanıyorum ki saçmalayınca çok iyi bir yazı çıkacak ortaya. Çıkmadı gitti... Olmadı gitti... Biliyorum, benden sebep çoğu. Lakin, dayanamıyorum insanın kötülüğüne, hani dayanmak neyse de, kabullenemiyorum... Bu şarkı da güzel...

Biraz da masal yazayım, o daha keyifli...

4 yorum:

  1. Gayet güzel yazmışsınız. Bir çırpıda okudum. Kaleminize sağlık. Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Teşekkür ederim. Sevgiler benden de.

      Sil
  2. Hiç kabullenmemeli , inadına umut edilmeli ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak bunu severim ben. Umut benim işim:-))

      Sevgiler,

      Sil