Temmuz 25, 2016

Yeşil Bir Ağaçtı Geçmiş: XI

- Görüşürüz.
- Görüşürüz.

O sabah o köşeden ayrıldığımda uzun bir yürüyüş olacağını biliyordum daha başından. Ayakların geri geri gitmesinden bilir kişi o yol yürüyerek bitecek bir yol değildir gayri...

İşe gidiyordum. Öyle odaklanmıştım ki o sabah işe gitmeye, arkamdan baktığını düşündüğüm ama dönüp de bakmadığım gözlerine böyle yakından, böyle içine bakabilmek için bir buçuk yıl beklemiştim oysa. O sabah "istemiyorum" demiştim. Bu kadar, istemiyorum. Neyi istemiyordum ki oysa; Ç'nin beni sevmemesini mi? Ne yapmıştı ki Ç bana? Niye sevmesin di? Hem biri sevme deyince sevmeyebiliyor muydu insan? Sağdaki simitçiye takıldı gözlerim; alsam mı dedim önce sonra hele bir iş yerine varayım da dedim kendi kendime...

Geçemez denilen dört buçuk yılı düşünmüştüm; zaman nasılda göreceliydi, Ç'nin dört buçuk yılını, kendi dört buçuk yılımı düşündüm. Zordu Ç için, belki "zor" azdı anlatmak için, hem de çok az. Acaba bugünkünden daha az mı üzmüşümdür o zamanlarda? Yok dedim içimden, bugün daha azdır üzmüşlüğüm, o yıllarda güneş yoktu, yağmur yoktu, yeşil yoktu, yardım edecek kimse yoktu. Sanırım şimdi daha azdır verdiğim hüzün. Böyle düşündüğümü hatırlıyorum o zaman ama şimdi ne kadar da saçma düşünmüş olduğumu düşünüyorum. Kim kim için neyin daha acı ya da üzüntülü olabileceğini gerçekten bilebilir ki, nereden bilebilir ki? Bilemez... Sadece böyle vicdanının kaynayan sularını durgunlaştırabilir biraz, kendince, kendini kandırdığınca...

Henüz açılmamıştı kitapçılar, camları silen bir kaç kişi bir de kuşlar vardı köşelerde. İlk görüşümü hiç hatırlamıyordum O'nu düğün gecesinden sonra. İlk kim kime ne demişti? O zaman da şimdi de hiç bir şey hatırlamıyordum... Sonra söylenenler o kadar çoktu ki, hiç bir önemi yoktu belki de ilk cümlenin. Hayatımda kimseye bu kadar çok anlatmamıştım. Salı günleri demiştim, her salı geleceğim seni görmeye, biraz tutmuştum sözümü biraz tutamamıştım. Ne gel demişti Ç, ne de gelme... Saçımı kestireyim mi demiştim bir keresinde "Ben ne bileyim" demişti. Bir keresinde "korkuyorum" demiştim, "Kimden, söyle bana" demişti... Saçımı kestirmiştim ama korkmamıştım.

Bir keresinde, Ç 'yi sormuştum; buradaydı ama gitti demişti arkadaşı. "Nereye gitti ki" demiştim panikle "Nereye gidebilir ki" demişti gülerek, buralardadır... Saatlerce beklerdim, sabah ezanı okunmamış olurdu beklemeye başlamadan önce, en sevdiğim şeyden; uykudan, öyle hızla kopardım ki o sabahlar, ya bir çocuk uyandırabilirdi beni ya da Ç, öyle derdim o zamanlar. Bekledim çok demeye, çok uykum var demeye utanırdım, utanmalıydım da. Okurdum, insanlara bakardım, bakardım... Sonra ne anlatırdım hiç hatırlamıyorum. Toplasam bir gün etmezdi hatırladıklarım, oysa insan bir buçuk yıl ne anlatır birine... İki mi, üç mü, yoksa bir yıl mı ? Bazen bunu da karıştırıyordum. Hep bir hüzün vardı gözlerinde, yüzünde masumiyet, ellerinde; niye en çok ellerini merak ederdim hatırlamıyorum? Belki öylesine, belki öyle sallardı sağa sola konuşurken ondan, elleri çok vardı gözlerimin önünde. Terini hatırlıyordum ellerinin, sıcaklığını, yıllar sonra bile duyumsamak bunu! Taşıması zor bir anı. 

Serin bir sabahtı, bu caddenin en güzel zamanıdır sabahları, az insan, henüz kokmaya başlamamış yıkanmış sokaklar, kapısının önünü yeni süpürmüş dükkan sahipleri gürültüyle konuşuyorlar, arada gülüşüyorlardı... Tuhaf bir şey eksikti hatıralarımda gözümün önünde: kahkaha. Hiç kahkasının sesini hatırlamıyordum. Ne o günlerde ne sonra ne önce... Gülümsemesi vardı ama kahkahası yoktu. İnsan hiç gülmez miydi? Ç kahkahasızdı benim için. Sanki yeni fark ediyorum ben bunu, ne enteresan; daha önce düşündüğümü hiç hatırlamıyorum. Acaba çok duymuştum da şimdi mi böyle tuhaf, saçma bir hisse kapılıyorum hani, sırf son günlerde güleç görmedim diye...

Ne acıdır bir insan için bir insanı kahkası olmadan hatırlamak! Ya da ne hazindir öyle zamanlarının yandaşı olamamak...

Deli ile dahi arasındaki ince çizgi gibiydi Ç'nin dostluğu ile aşkı...Bazen deli bazen dahi olduğu insanın... Nedensiz, sanki hiç düşünmeden başka bir zamana geçmiş gibi, "yapamam" demiştim işte. Yok, olmaz, nasıl yaparım ki? Korkuyorum, ben olmazsam ailem olmaz, onlar yapamaz diğeriyle demiştim. Ç o zaman "Neden korkuyorsun, söyle bana" diyememişti.

Daha yol yarı bile olmamıştı ama ayak bileklerim ağrıyordu, sanki altı saattir yürüyordum iki kilometrelik yolu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder