Haziran 25, 2016

Yeşil Bir Ağaçtı Geçmiş: III

- Canan.
- Ç.
- Memnun oldum. Hoşgeldin.
- Memnun oldum. Hoşbulduk.
Deniz kıyısında ahşap iki katlı, eski, cumbalı İstanbul evlerindendi. Değer ile Canan zar zor ikna etmişlerdi ev sahibini, kesinlikle nişanlıydılar, kesinlikle evleneceklerdi.

O kadar pis bir evdi ki, ancak "aşk" bir kadını orada tutabilirdi. Ahşabı eskimiş, ne kadar silseniz renk değiştirmeyen döşemeleri, sürekli dökülen pervazları ve sadece musluğun bulunduğu bir mutfak vardı. İnsan yirmilerinde "aşk" diyebiliyor birçok şeye; kalbinizin yerinden çıkacak gibi atması, gelmeyeceğini söylediğinde boğazınızın kuruması, birden tüm dünyanın kararması, hayatınızın bundan sonrasının karanlıkta geçeceği sanrısı. Aşk hep sonsuza dek sürecek gibidir başladığında. Her bittiğinde de bir daha başlamaz gibi. Değer' i ilk gördüğünde bir kere çok yakışıklı olduğunu düşünmüştü, sonra çok yetenekli olduğunu. Çok az kadın bir erkeğe sadece yakışıklı olduğu için âşık olabilir. İnsanlar böyledir, kimse kimseye güzel ya da yakışıklı olduğu için âşık olmaz. Bir etkendir, bir çağrışımdır, bir etkilenim ama "aşk" gibi güçlü ve derin bir duyguyu kişide tutacak kadar güçlü ve önemli değildir güzel görünmek. İnsanlar hayranlık duyduğundan çekilirler birbirlerine daha çok. Bir ses, bir koku, bir kelime, hayatta kalma tercihleri ve seçimleri kişiye hayran olmamızı sağlar, sonra güzel buluruz veya önce güzelliği ile onla ilgilenmeye başlarız. Böyledir bu, böyle olmuştur. Değer ile de böyle olmuştu. Çok güzel resim yapıyordu. Önemli iki üniversitenin resim ve heykel bölümlerini ayrı ayrı kazanmıştı. Ama o kadar tembeldi ki ne yaparsa yapsın yeteneği bir işe yaramamıştı. Hiç bir şey yapmazsanız yetenekli de olamazsınız. Üretkenliği getirmedikçe yetenek nedir ki? Böyle başladı velhasıl, çok daha kısa sürebilirdi ama sürmedi. Hayranlık ve on dokuz yaşında sahip olunabilecek tüm cehaletin cesareti ile uzun zamandır İstanbul'da bulunan bu yakışıklı adam bir kaç kez aldatsa da Canan'ı olması gerekenden daha uzun sürdü ilişkileri. Oysa bir kere aldatan her zaman aldatır. Değer böyle biriydi işte, aldatmaması mümkün değildi. Yıllar içinde düşünmüştü Canan, insan yetenekli bir resim öğrencisi ile birlikte olur da hiç kara kalem bile bir tablosu olmaz mıydı? Yoktu işte. Bazı eskizleri oldu ama Canan için çizilen bir tablo olmadı hiç. Bir kaç kez istemişti yağlı boya bir tablo. Karikatür çizmeyi daha çok seviyordu, tüm hocalarından uyarı alsa da ısrarla karikatür çiziyordu ama Canan'ın bir karikatürü bile olmamıştı işte. Söz de vermişti yağlı boya tablo için ama tutmamıştı sözünü işte. Yıllar içinde Canan kendisine verilen sözlere ne kadar takıldığını düşünecekti, oysa Canan'da pek sözünü tutanlardan değildi. Belki de kendi tutamadığı için "söz verdim" O'nun için pek kıymetliydi.

Siyah kot pantolon, üzerinde bir kazak vardı. Değer ayaktaydı, Ç.'nin biraz orada kalacağını söyledi. Canan gülümsedi. Canan yurttan fırsat buldukça oraya gelirdi, Ç.' de genelde orda olurdu. Sessizdi. Kitap okur, Değer'le sohbet ederdi. Kendisi ile sohbetlerini pek hatırlamıyordu. Kendisine kızdığını hatırlıyordu genelde. Belki de Canan'da sohbet etmek için Ç.' yi görmüyordu ya da vakit olmuyordu. Ç.' nin de O'nu pek gördüğünü hatırlamıyordu.

- Biraz da kitap okusan, gevezelik yerine...
- Okuyorum ya!
- Paris Düşerken'i oku mesela. İyidir.
- Okurum.

Tam on üç yıl sonra okudu o kitabı Canan. Üstelik raftan alırken Ç. oku demişti, okuyalım bakalım dedi. Son sayfayı kapattığında " çok güzelmiş, yazık bunca zaman okumamışım" dedi. En çok bürokratın kızının cesaretini sevmişti, kendi korkaklığından ötürü olsa gerek, o zamandan on üç yıl sonra Ç.'nin cumbanın içinde elinde o kitap kıvrılışını hatırlamıştı.

Ç.'yi hep sevdi. Sorsalar bir nedeni yoktu, belki de sevmemesi için bir neden olmadığından severdi, Ç'ydi sadece O. Siyah ensesine gelen saçları, beyaz teni, zayıf kemikli yüzü, genelde öne eğik başı ile Ç. idi O. 1.70 boylarındaydı ama hafif kambur bir duruşu vardı. Zayıftı, hiç şişmanlamayacağını düşündürten incelikteydi. Çirkindi. O'nun gibi el sıkan birini hiç tanımayacaktı. Düşünürken parmaklarnı sıkar sıkar gevşetirdi, özellikle de endişeli olduğu zamanlarda ellerinden anlardınız gerginliğini. Çok uzun zaman sonra aynı ellerin nasıl da gerildiğini görünce yüreğine koca bir taş düştüğünü sanacaktı Canan. Nasıl acımıştı içi...

Bizler hala ilk gördüğümüz insanları üç cümleden sonra tanıdığımıza kanaat getiriyoruz, bir insanı tanıma zahmetinin ağırlığı her zaman fazla geliyor onu bir kaç cümle ile özetlemekten.

Bunlar; Canan'ın günlüğünden şöyle bir karıştırıp aldığım anılardan bir kaçı. O' nunla bunları bildiğimi hiç paylaşmadım. O' nu Değer'le ben tanıştırmıştım, bazen pişman oldum bazen Değer'le tanışmasının nedeni muhtemelen Ç. olmalı dedim bazen de kimbilir ki dedim. Artık günlüğünü ben anlatmak istemiyorum. O anlatsın... Şunu da belirtmek gerekiyor tabi, bu hikâye tamamen anlatılmış olmak için anlatılmaktadır. Sırf başka bir hikâye gelecekte daha güzel anlatılabilsin yazılabilsin diye...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder