Ağustos 02, 2015

Güncelleme Yapılıyor, Kapatmayınız

"Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine!"

Yeni terimler, yeni anlamlara gelen kelimeler giriyor hayatımıza her geçen gün. Toplum değişiyor, gelişiyor gireni ile çıkanı ile. Olumlu ya da olumsuz herkesin topluma bakışına göre. Sosyolojinin temel öğretilerindendir; hiç değişmiyor dediğimiz toplum dahi, kültürel girdisi-değiştireni olmasa dahi, değişir, çünkü çıktıları olur. İnsanları bir şeyleri unutur, alışkanlıkları değişir, eskilerin yaptıkları önemsenmez, yeniler başka türlü yapmaya başlar vesaire, ve toplum her durumda değişir. Ama hızlı ama yavaş.
İnsan da öyle. Ölene kadar güncelleme halindeyiz, o yüzden de kapatmamak gerekiyor. (Bu cümle anlamsız bir benzetme oldu bence başlıkla, aman olsun.)

Her gün kafamdan bir yazı konusu geçiyor buraya yazmak için; kitap, film, deneme, gündelik olaylar. Yazamıyordum fakat. Önce okumadığım 'blog'ları okuyayım öyle, diyorum mesela. Sizlere kızıyordum, ne çok yazıyorsunuz bea ya! Her gün, hah tamam bitirdim diyordum gene birileriniz bir kaç yazı eklemiş oluyordu. Geride kalanlar var mı artık bakamadım, bugün bitti. Sonra, kendi okuyacaklarım, çalışacaklarım vardı, onlar hala bitmedi ya, azaldı biraz. Sonra da, bazen yazmam lazım diyorum, diyordum, bazen de ne anlatacam bea ya, onca anlatan olmuş ne değişmiş ki... 

Haftaya okul açılıyor. Kendimi yeni döneme güncellemeye çalışıyorum.
Ne çabuk geçti tatil. Küçükken böyle dermiydim, yani ortaokul ya da lisede hatırlamıyorum. Demiyor olmalıyım, çok isterdim ben çünkü bir an önce başlasın, okula gideyim evden. Arkadaşlarım dalga geçiyor şimdi, bazıları yani. Bitirip iş peşinde koşacaksın sanki, nedir bunca telaş, aman bir derse de girmeyiver, diyorlar. Ama ben kim istiyorsa tavsiye ederim; iş hayatından sonra tekrar üniversite çok haz veren bir duydu. İşin özü; para kazanma telaşının ve mecburiyetinin olmaması bir bakımdan, öte yandan başka şeyler. Var tabii benim de maddiyat telaşım, sanmayın ha zenginim felan, fakat ilk üniversite yıllarım gibi değil elbet. Yirmi yıl sonra, öğrenmekten keyif aldığım bir bölümde yüksek lisans keyifli, verimli, onu diyorum. Ama zor ha. Bu tarafla ilgili daha var anlatacaklarım fakat tutmalıyım kendimi, uzun şimdi, başka yazıda.

Umutsuzum ülkeden yana. Bütün bu okul aşkımın beni saran enerjisine rağmen kendimden yana da. Bakıyorum da etrafıma, insanlar ne çok emin kendinden, dediklerinden, olmuşlardan, olanlardan ve olacaklardan. Oysa kime sorsan, şüphe tek gerçektir, der. Bunu ne anlıyorum ne saygı duyabiliyorum. İnsanlardan yana da umutsuzum. Görmemiş, bilmiyor olmanın lüksünü istiyorum bazen, utanmadan, şımarıklıkla."Matrix'i görmüş gibi hissediyorum, orada başka bir yerde başka bir dünya olduğunu biliyorum ve bu beni çok sinirlendiriyor. Çok canım sıkılıyor!... 

Sevmedim bu filmi, sanırım kitabı güzel, öyle hissettim. Fakat müzikleri dinlenilesi. 

26 yorum:

  1. Bazen Mars'tan gelmişim gibi hissediyorum :(

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar güzel insanın sevdiği şeyleri yapması :) küçükken ben de çok severdim okula gitmesini ama iş hayatında tam tersiyim okumak kesinlikle çok daha iyiymiş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, güzel bir şeymiş. Bu şansa sahip olamıyoruz çoğunlıkla işte...

      Sil
  3. Ülkeden yana umutsuz olmamamız için hiçbir sebep göremiyorum...

    YanıtlaSil
  4. geçen gün annemle eşimin sohbetine kulak misafiri oldum. annem benim için "yazık bu çocuğa, anasının karnından çıktığından beri ders çalışıyor." dedi gülerek. vallahi bu bitmek bilmeyen okullar, sınavlar falan bazen çok anlamsız geliyor bana. niyet gerek, motivasyon, sabır, emek gerek. sadece sevmek de yetmiyor ya en sinir bozucusu o. en azından benim için.

    bu arada başlıktaki alıntı için teşekkür ederim. çok güzel sözmüş. daha iki üç gün önce elimde rakıyla çekilmiş bir fotoğrafımı çok sevmiş ama ne yapsam bilememiştim. senden sözü kopyalayıp yapıştırıverdim fotoğrafın altına.

    o zaman, okuyamadıkça biriken blogların da şerefine. sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel söz değil mi? İnsan bir anda kahır atıyor sanki:-)
      Orası öyle tabii, zor okumak. Ben iş hayatında son zamanlarda öyle tükenmiştim ki, şimdi bu işleri çok seviyorum. Bir de bir mecbriyetim yok, istesem her an bırakırım keyfiyetim hoşuma gidiyor, daha bir sarılıyorum:-)
      Sevgiler,

      Sil
  5. Şu haliyle duyguların çok doğru hem ülke için hem de dünya...
    Zaman değişiyor işte ve bizlerde zamana uyum sağlıyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyum? Bilemiyorum Serkan. Nasıl bir uyum sağlayacağız?. Bugün "mad max-fury road"'ı izledim. Çoğu sahneyi atlayarak. İyice moralim bozuldu:-)

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. Bugün bir kamu kurumunda staja başladım Özgür Ceren, haftada bir gün gideceğim. Ben oraya her gün gitsem bir gün cinnet geçirirdim sanırım:-(

      Sil
  7. Ülke konusuna hic girmeyecegim. Icler acisi ve karamsarligin dibine vuruyoruz artik. Ne desek bosmus gibi geliyor...

    Bloglardaki yazilari bazen ben de öyle hissediyorum. Bazilari bazen her gün, hatta günde birden fazla yazi yayinliyor, yetisemiyorum. Bir de ben mutlaka her yaziya yorum birakmaya calisirim, bana yorum yapanlara mutlaka ben de ugrayip yorum yazmak isterim, takipci sayisi cogaldikca bunda cok zorlandigimi farkediyorum artik.
    Daha uzun araliklarla yazi girmeye karar verdim, yani haftada bir-iki yaziyi gecmesin istiyorum artik (bunlardan biri Nostaljik Pazartesi zaten)
    Hem yazi yaz, hem o yaziya yorumlara cevap ver, hem tüm blog listedeki bloglari dolas, yazilari oku, yorumla.... off, acaip cok zamanini aliyor insanin. Yani blog disinda da insanin yapmasi gerektigi ve yapmak istedigi bir sürü sey oluyor. Kesinlikle daha fazla takipcim olsun istemiyorum artik ben, gercekten basa cikamayacagim yoksa, isin tadi kacacak. Cidden bir cözüm bulmam lazim bu duruma..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloguna bırakılan yorumlara yanıt vermeme çözüm olabilir Ayşe. Onun yerine iade-i ziyaret yapıp yazarsın:)

      Sil
    2. Öğrenmekten keyif alınan bölümde yüksek lisans güzel bir çözüm olmuş. Boşluklar dolunca endişelenecek zaman da kısıtlı.
      Başarılar, kolaylıklar dilerim :)

      Sil
    3. Sevgilli Ayşe,
      Bir ara bazı blogları kayıtlayayım sadece onları okuyayım dedim ama, arada yazıp iyi bir şeyler yazanları da kaçırmak istemedim. Ben de epey debelendim bu noktada fakat her yazıya mümkün değil yorum bırakamam. Zaman öyle hızlı geçiyor ki, pek çok şeye de yetmiyor. Ben özet kısımlarını okuyorum artık, yazı ilgimi çekerse devamını tıklıyorum, etkilenirse ya da diyecek bir şeyim varsa da yorum yapıyorum. Ancak böyle. Diğer türlü daha da verimsiz oluyor hem...
      Neyse, sağlık ve güzellikle...

      Sil
    4. Sevgili Zeugma, teşekkür ederim. Meşguliyet güzeldir bence de.
      Sağlık ve sevgiyle,

      Sil
    5. Zeugma, aslinda iyi fikir. Yani anca öyle cözümleyebiliriz bu durumu, ama yorum yazanlara da cevap vermemeye birtürlü icim el vermiyor. Dur bakalim... bulacagim bir caresini. Blogumda bunu bir dile getirmem lazim yakinda, tesekkür ederim ilgin icin:)

      Aze,
      en iyisini yapiyorsun aslinda. Baska türlü basa cikmak gittikce daha da zor olacak yoksa... Tesekkür ederim.

      Sil
  8. Toplum değişiyor, dünya değişiyor, genler dahi değişiyor. Değişime ne kadar açık olduğun önemli işte.

    Ben insanlıktan ümidimi kestim, zika virüsünden ümitliyim. Çocuk doğurmayın diyorlar Zika virüsü yüzünden :)

    YanıtlaSil
  9. Ben de doğurmayacağım ama Zika virüsü yüzünden değil. Ya da doğursam mı? Ta benim çocuğum zika antivirüsünü bulacak kişi ise?! Böyle böyle doldu dünya:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ohh bi' de çocuğa bütün dünyanın yükü de yüklensin :)

      Sil
    2. Yüklensin işi ne:-)

      Sil
    3. İşi yok işte onu diyorum. İşsizlik olmuş yüzde bilmemkaç, etrafta işsiz güçsüz dolanacak sonra :)

      Sil
    4. Sana ne ya benim çocuğumdan, kağıt toplaycılığı ile hayatını kazanıp lab de gönüllü akıllı olarak zikaantivürüsünü bulacak.
      Bi' karışmasınıza siz,

      Sil
    5. Hem doğaya faydalı hem insanlığa... Tamam bu çocuk oldu, izim veriyorum :P

      Sil