Mart 29, 2015

Geri adım

Bazen ileri gideriz bazen geri. Bazen dururuz hatta. Oysa hayat hep ileriye akar... 




Mart 26, 2015

Sayıklamalar XVI

Psikiyatrinin söylemine göre, "Duygularım, düşüncelerim ve davranışlarım arasında bir uyum var ise mental olarak sağlıklıyım", diyebiliriz. Yani, deliyseniz ve deli gibi hareket ediyorsanız normalsiniz demektir. "Lost" dizisi geliyor aklıma. Sanırım toplam yedi sezondu,  o heyecanla beklenen kısacık bölümler sonunda anladık ki hepsi ölüymüş. Arafta kalanların hesaplaşmalarını izlemişiz onca zaman. Finali gören pek çok kişi şoktaydı. Forumlar şikayetten sitemden geçilmedi. Neymiş efendim, böyle final mi olurmuş. Oysa yapımcılar herşeyin birinci bölümde anlatıldığını söyleyip duruyorlardı. Uçak düşmüştü! Onca insanın sağ kurtulduğuna inanıp onca sezon kendimizi kandıran bizdik oysa. Dizi kendi içinde gayet normaldi. Gerçeği görmeyen bizdik. Bazen öyle olur ama, deliyizdir, ısrarla bizden olmayan farklı düşünen insanlar gibi davranmaya çalışırız. Ne olur o zaman; biz aklımızla kendi kendimize mutluyken, delimisin derler adama. 

Her şeyden önce ne olduğunu, ne kadar olduğunu, hangi gerçeğe sahip olduğunu kabul edeceksin kardeşim. Ne diyordu 'yarım adam', "Sen inkar etsende etmesende bütün dünya senin piç olduğunu bilecek. Sen bilirsen ve kabul edersen en azından zırhın sağlam olur." 

Bugün de akşam oldu. 
Marcel Proust, yıllar önce bir kaç bölüm okuduğum Kayıp Zaman'ın İzinde serisinde, yaklaşık yüzyıl önce şöyle diyordu: "İnsanlar telefonla terzilerini arayıp siparişlerini isteyebiliyorlar ve buna hiç şaşırmıyorlar." Ah! Ben hala şaşırıyorum, o sesler o tellerinden arasından nasıl gidiyor! 
Akşamın olmadığı bir gün yok şu dünyada.

Mart 23, 2015

Çocuklar Bizim Geleceğimiz Değildirler!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramımız kutlu olsun... 

"Zamanın bütün yaraların ilacı olduğu büyük bir yalan. Zaman, öldürülmüş bir çocuğun yaralarını iyileştiremez"  Yaşar Kemal 

"2011 yılından bu yana hazırladığımız Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu’nun 4.'sü elinizde. Her yıl gibi bu yıl da raporu hazırlarken ulaşabildiğimiz yaşam hakkı ihlalleri sayısının elbette ki azalacağını umduk, ama ne yazık ki öyle olmadı. Mart ayında kaybettiğimiz Yaşar Kemal onca edebi değeri olan eserinin yanı sıra bizim için çok özel bir kitabı bırakarak ayrıldı yeryüzünden: "Çocuklar da İnsandır". Gündem Çocuk Derneği kuruluşundan bu yana yani 10 yıldır, çocukların yaşadıkları hak ihlallerinin en önemli sebebinin çocukların hak ve özgürlükleri olan birer "insan" olarak algılanmaması olduğunu söylüyor. Yaşam Hakkı ihlalleri için de durum öyle...
Çocukların varlığı "geleceğe" ötelendikçe, bugünün önceliği olamadıkça, bugüne ilişkin gereksinimleri dikkate alınmadıkça, hak ve özgürlüklerini yaşama talepleri engellendikçe Türkiye'de çocuklar zaman geçse de ölmeye devam edecek... Bu yıl raporumuzdaki rakam geçen yıla oranla büyük bir değişiklik göstermedi. Bu durum Türkiye’de ne yazık ki azalmayan ve belki de artan çocukların yaşadıkları yoksulluğun, yoksunluğun, ayrımcılığın, ırkçılığın, şiddetin sonucu olarak karşımızda duruyor.
Gündem Çocuk Derneği olarak hak ihlalleri raporlarımızı, konuyu görünür kılarak, kamuoyunun dikkatini çekmek ve devletin yükümlülüklerini hatırlatmak amacıyla hazırlıyoruz. Çocuk haklarına ilişkin politikalarda, otoritelerin tutum ve davranışlarını değiştirmede olumlu yönde etki sağlaması için yaygınlaştırıyoruz. Umudumuz ve çabamız bu tür raporları bir daha hazırlamamızın gerekmediği bir dünya için…"
Gündem Çocuk Derneği Çocuğun yaşam hakkı 2014 raporu

Çocuklar bizim geleceğimiz değil, bugünümüzdür. Onlar için bir şey yapacaksak ötelediğimiz gelecekte değil, soumluluğunu aldığımız, yaşadığımız bugünümüzde yapıyor olmalıyız.
2014 yılında 627 çocuk devlet eliyle ya da devlet önlem almadığı için, ihmaller sonucu yaşamını yitirmiştir. 

Mart 20, 2015

Biçimsiz Kaftanlarımız


Brooks Hatlen, The Shawshank Redeption (Esaretin Bedeli) filminde bir yan karakter. James Whitmore canlandırıyor. Brooks hayatının elli yılını cezaevinde geçiriyor. Yukarıda gördüğünüz yaşlarda cezaevinde olduğuna göre muhtemelen otuzlarında giriyor. Son günlerinde, dostları olan, kendine göre bir hayat kurmuş, yattığı yeri, yediği içtiği belli, kütüphanede bir işi, beslediği bir kargası olan, sakin, kendince mutlu bir adam Brooks...


Çıkış tarihi yaklaştığında en yakın arkadaşlarından birinin boğazına bıçak dayıyor. Niyeti, onu öldürüp içeride kalmaya devam etmek. Ancak yapamıyor. 


Günü geliyor, hapisten çıkıyor. Tedirgin, mutsuz, dışarıdaki hayattan ürken, dostları, kargası ve "kendisi" olmaksızın gidiyor. Devletin kendisine tahsis ettiği iş ve otel odasında bir kaç hafta geçirdikten sonra yeni yaşamını sevmeyip intihar ediyor. 

Zor bir cevabı vardır, "Kendini en iyi nasıl ifade ediyorsun?" sorusunun. Ama hayatımızın en önemli cevaplarından birine gebedir. Maalesef çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde sormak aklımıza gelmez, gelse de pek önemsemeyiz. Önemli olan bir meslek ve hayatın sırasının gerektirdiklerini yapacak oluşumuzdur.  Hatta pek çok ömür vardır ki, bu sorulmaz, sorulsa da cevabı bulunamaz. Yaşamdaki şansımızın, ailemizin, çevremizin ve pek tabii kendimizin kendimize biçtiği kaftanlarımız vardır hepi topu elimizde. İnsanlar tanıdım gün aşırı işlerinden şikayet eden, yaşadığı yerden, mahalleden, çevreden hiç hoşlanmayan. Bense baktığımda, tam da yerlerinde olduğunu gördüm bu insanların. Bazen şikayetlerimiz bile bize ait olmayan serzenişler oluverir. Öyle karışır ki her şey birbirine, olaylar ardı ardına zamanı oluşturur ve biz, bizi biz yapan olup olmadığını bilmediğimiz bir hayatı yaşar ve bitiririz. 

Kendimizi en iyi, en sevdiğimiz, en güzel nerede nasıl ifade ettiğimizi bulmak yıllarımızı alabilir, belki de ömrümüzü. Lakin, bulmadan ve öyle olmadan ölmemek sanırım en güzel yaşam anımız olacaktır. İlk gençliğimin tamamını plazalarda geçirdim. İş yeri iflas ettiğinde işten çıkarılmayı bekleyen arkadaşlarımın çoğu sokakta limonculuk yapmak, köfteci açmak, Ayvalık'ta arsası olan  zeytincilikle uğraşmak, hayvancılık, butikçilik gibi girişimcinin âlâsı olabilecekleri bir sürü iş sayarlardı. Çoğuna inanmazdım. Sahip olduklarından vazgeçmek ve yeniden yola çıkmak zordur. Bazılarını da bilirdim ki, onlar aslında mutlular, plaza ve masa başı kendilerini en iyi hissettikleri yer. İş yeri el değiştirip hep beraber plazamızda devam ettiğimizde de öyle olduğu görüldü zaten; en ateşli konuşanlar devam ediyordu yine. Belki  olduğumuz yer, düşündüğümüzde, olmayı isteyeceğimiz yerdir ya da değildir. Önemli olan farkında olmamızdır. Ferrari'sini Satan Bilge'yi binlerce insan okudu. Artık benzer hareketleri yapanlara söylenen ilk cümlelerden oldu kitabın adı. Özendiğimiz hayat yollarını kendimiz için düşündüğümüzde hep çekingeniz, korkağız. Haklıyız da. Hayat kısa. Denemeler uzun. Şartlar çetin. Burada dediklerim daha çok henüz kendilerine bir meslek ve yol seçmemişler için. 

Başlamışlar ve yarılamışlar içinse kolay olduğunu söylemiyorum. Kolay olmadığını biliyorum. 

İşe başladıktan iki yıl sonra, ben burada yapamayacağım, burası bana göre değil, demiştim. Oysa bütün eğitim hayatım boyunca olmak istediğim masadaydım. Çünkü hiç soramamıştım kendime; ömrümün sonuna kadar bu işi yapmak istiyor muyum?  KEDV bir operasyon asistanı arıyordu. Benim için önemli olan  STÖ alanının içinde bulunmaktı. Gittim, görüştüm. "Sen burada kalmazsın, sıkılır gitmek istersin, gönül vermiş biri lazım bize," deyip almamışlardı. Israr edememiştim. Yaşamak için para kazanmak zorundaydım ben de herkes gibi... 

Nerede, ne, nasıl olursanız olun, dönüp baktığınızda gördüğünüz sizseniz, sorun yok. Değilseniz, bilmiyorum... 

Mart 17, 2015

Başka Bir Hikaye

"Hiç tartışmadan olur mu, o ne öyle cennetin kapısında bekleyen uyuşuk melekler gibi," dedi kadın. 

Mart 14, 2015

Bir Hikaye

"İki dişimi de senin yüzünden kaybettim," dedi adam.

Mart 11, 2015

Sayıklamalar XV

"Masumlar ne anlatır yüzlerinde
Cennet, neyi kaybettikten sonra aramaya başladığımız şeydir..."(M.Mungan) 


Mart 08, 2015

Kadınlar Günü

Bugün Dünya Kadınlar Günü. 
Biri olmadan diğerinin olamayacağı bir biyolojik ve roller düzeni üzerine kurulmuş bir sistemde erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki bu baskın rolünü anlamak zor. Bunun, siyahlar ile beyazlar, ezenler ile ezilenler, bizler ile ötekiler arasındaki ilişkiden bir farkı yok. Öyleyse biraz erkeklerden bahsedelim, madem bugün Dünya Kadınlar Günü:

Maalesef hatırlamıyorum kimdi söyleyen, bir sinema panelinde not almıştım; "Erkekler üreme programının artık maddesidir," demişti bir amatör yönetmen. Tüm dertleri bu yüzdendedir midir acaba? "Erkekler bağlanırlar. Bağlandıkları nesneler değişir zamanla ama hep bağlanırlar. İlk nesneleri anneleridir. Yaşlandıkça daha da yalnızlaşırlar," da demişti. Federico Fellini'de demiş ki; "Tanrı kadındır."  Geçen akşam 'Game of Thrones' dizisinde bir yerlerde geçti, "Tanrı kadınların iki bacağı arasındadır." Bunu söyleyen de bir erkekti. 


Bütün sorun toplumun cinsiyetlere dayattığı rollerde. Erkeklere de üzülüyorum. Düşünsenize; günlerce bir kadına sevgililik/evlenme teklifi sıkıntısı içinde kıvranıp durmak ne zordur. Biz kadınlarsa arkamıza yaslanıp bekliyoruz. Her yaptıklarında performansları üzerinden değerlendiriliyorlar; İyi para kazanmak zorundalar, iyi bir işleri olmalı, işleri hiç bozulmamalı. Dinç olmalılar gibi bir sürü talep. "Erkek maşuk, kadın aşıktır," der, Dücane Cündioğlu. Katılıyorum. Erkek borçuludur, kadın alacaklıdır bir ilişkide. Erkeklerin üzerindeki bu yük, zor vesselam. 

Bunca çabanıza rağmen, bunca yaptıklarınızın sebeb-i gayesi olan kadınlara ettikleriniz nedir öyleyse, diye sormadan edemiyor insan. Herman Hesse'nin dediği gibi; "Başka nedenler bahane edilse de, hayatta yapılan şeylerden pek çoğu kadınlar için yapılır." 

Son bir kaç yılın verilerine göre; Türkiye'de günde en az dört kadın öldürülmektedir. İntihar ettirilenler hariç. 

Mart 04, 2015

Tarih Geyiklerce Yazılana Kadar...

Tarihsel süreci belirleyen değişimlerin hiçbiri bir geceden ertesi sabaha ortaya çıkmaz; bunların her biri uzun soluklu oluşumların sonucudur. Sonuncu değişmenin tüm sürecin bütününü değiştirdiğine dair olaysal tarih bir yanılgıdan ibarettir, keza tarihi değiştiren büyük adamlar efsanesi de bu yanılgıdan kaynaklanmaktadır; bu açıdan tarihte sihirli anlar yoktur; yani ne Fransız devrimi 14 Temmuz 1789'da Bastille'in alınmasıyla başlamıştır, ne de Ortaçağ 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesiyle sona ermiştir. Sihirli anlar, sihirli tarihler yoktur, ama simgesel anlar, simgesel tarihler vardır, bir sürecin yoğunlaşma noktalarını belirleyen kavşaklar, dönemeçler vardır. İşte 1492 yılı çok uzun oluşum ve mayalanma sürecinin dayattığı kökten değişimlerin artık önlenemez bir şekilde su yüzüne çıktıkları yoğunlaşma noktalarından biridir. 
...
Fakat burada altı çizilmesi gereken nokta, Doğu'nun "Doğu" olarak kalmayı sürdürürken farklılaşan unsurun Batı olduğudur. Ancak bu farklılaşma Doğu'dan ithal düşünsel alet kutusunun çerçevesinde iş görmek zorundadır. Bu çelişkiyi Orta Çağ çözecektir.  Batı alemi siyasetin ve ekonominin en son sınırına kadar atomize bu bin yıllık dönem boyunca, Doğu'dan ithal ettiği veya Doğu'nun kendine din ve siyaset yoluyla dayattığı kavramların hemen tamamından boşanacak ve kendi kavramlarını, kendi doktrinini oluşturacaktır. Paradoksal gözükmesine rağmen, Batı Doğu'nun yekpare  yapısının karşısına çeşitliliği had safhaya çıkartarak, kendine özgü bir kimlik oluşturacaktır.
...
1492 geldiğinde Batı, Orta Çağdan da boşanmaktadır, ancak bunu çoğu zaman sanıldığı gibi Antikitenin kavramlarıyla değil de bizzat Orta Çağın kavramlarıyla yapmaktadır. Başka bir ifadeyle, Batı alemi bugün kendini belirleyen tüm değerleri Orta Çağ sırasında üretmiştir. Bu üretimin dışa yansıması bir yandan Rönesans ve Reformasyon hareketleri, diğer yandan da ulus-devletin oluşumu ve merkantilizm ile sömürgecilik olmaktadır. Fakat Batı artık kendi özgün kimliğini oluşturma uğraşı içinde uygarlığının Doğu kökenlerini hatırlatan bazı unsurları hala bünyesinde barındırmaktadır. Bunların başında hırıstiyanlık gelmektedir. Batı uygarlığının temel atıf çevresi olan bu din, açıkça Doğu kökenlidir, saf haliyle Doğu'nun tüm reflekslerinin taşıyıcısıdır. Batı ona Avrupalı bir köken bulmak zorunda kalacaktır. Doğu'nun kendi içindeki uzantıları olan müslüman ve musevi cemaatlerden de kurtulması gerekmektedir. Ve asıl önemlisi, Doğu ile Batı'nın farklılaşmadığı Antik Uygarlık Akdenizlidir. O halde Batı'nın Doğu'dan tam anlamıyla boşanması, Akdenizli kimliğinden sıyrılmasıyla mümkün olabilecektir. 
...
Bütün bu başat olguların 1492'de yoğunlaşmaları, bu yılı tarihsel sürecin ayrıcalıklı dönemeçlerinden biri haline getirmektedir. Jacquess Attali 1492'yi bu çerçeve içinde ele almaktadır. Tarih, ona nasıl bakılırsa öyle olduğu için, okuyucu iyi bir tarih kitabıyla karşı karşıya olduğunu görecektir.  
Çevirenin Önsözü;  Mehmet Ali Kılıçbay, Temmuz 1992

Mart 01, 2015

Sıradan Masal

Bütün masallar aynı başlar. Lakin aynı bitmez. Çünkü masalların sonunu anlatan seçer. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, bir çocuk annesinin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, derelerin yeşil aktığı,  ağaçların bulutlara değdiği, henüz ademoğlunun varmamış, hiç görülmemiş hiç duyulmamış, siz deyin kuş uçmaz ben diyeyim kervan geçmez bir ülkede, küçük bir kız yaşarmış...