Nisan 16, 2015

Turizmin Arka Sokakları

Nereden çıktığı anlaşılmadı köpeğin. Tavukların kanat sesleri, horozun ötüşü, yeğenim Abdüş'ün kapının önüne terliksiz fırlaması bir anda oldu. Dayi, dayi diye bağırması ile kardeşim, töpek töpek demesi ile de annem fırladı. Herkes kendi ilgi alanına koşuyor haliyle. Annem Abdüş'ü tutun derken, kardeşim yalın ayak merdivenleri atladı. Ben ve kızkardeşim Abdüş'ün sevinç çığlıklarıyla, arkasında gülerek olanları izliyorduk. Tavuklardan biri yukarı, kayalıklara doğru kaçtı. Horoz peşinden. Diğer tavuk aşağıda kaldı, köpekte ona doğru geliyordu, kardeşimin taşlarından sakına sakına hâlâ. Son taşı sanırım ayağına denk getirdi, acı, tiz bir ses çıkararak aşağı, yola doğru koşmaya başladı köpek. Annem, "Oğlum, yavaş atsana kırdın bacağını," dedi. Kardeşim, "bir daha gelemez işte," dedi. Tavuğa takılmıştı biraz gözlerim. Yukarda kaçtığı yerde hala bekliyor, önünde kendisine uzun uzun öten horoza bakıyordu öylece. İki şey söylüyor olabilirdi horoz: "iyimisin tatlım, veya, ne diye ters yöne koşuyordun be kadın!" İkisi de aynı endişeyi taşıyordu belki, kimbilir. Fakat hikayeler nasıl anlatıldığı ile anılır, öyle değil mi? 
Gündem eski rutinine, sıcak, bunaltıcı ve nemli havasına geri dönmüştü. Odadan televizyonun sesi geliyordu.  Abdüş, az önceki şort giymeme mücadelesine geri dönmüştü. Annemin ve kız kardeşimin bağırışları içinde, görevden muaf ve rahat ben, gülerek izliyordum olanları. 
Kalkan, Türkiye
Kalkan, küçük bir balıkçı kasabasıymış 80' lerde. Parmak Damgası isimli, o tarihlerde çekilen, kasabaya gelen bir kadın öğretmen ile süngerci Mahmut'un hikayesinin anlatıldığı bir dizi vardır. Tamamı Kalkan'da çekilmiş. İsteyen şuradan bakabilir ilk kısmına. O fener hala aynı yerinde. Ben lokantacı olsam turistlere bu diziyi izletirdim arada, çok hoş olurdu bence. Konumuza dönersek, dizi, Halikarnas Balıkçısı'nın Aganta Burina Burinata adlı hikayesinden derlenmiş. Ben de hatırlamıyorum, İnternet sağolsun artık eskilere ulaşabiliyorsunuz. Bakıyorum da sahnelerine, PTT'nin önündeki meydana, şimdi lokantadan geçilmeyen fener etrafına, çay bahçesine, caminin etrafındaki ahşap evlere; insana ve zamana hiç bir şey dayanmıyor. O dizide duymuştum, yol kenarlarında severek baktığım zakkum çiçeklerinin zehirli olduğunu ve "zıkkımın kökünü ye" deyiminin zakkumdan geldiğini. Bir kaç kuru yaprağını yemek ölüme sebep olabiliyor. Benim hatırladığım zamanlarda birkaç balıkçı vardı hala sünger avcılığı yapan ama artık hiç yok. Bilemiyorum, sünger mi bitti, avcılar mı? Heredot tarafından yıldızlara en yakın yer diye tanımlanmış Kalkan. Pek çok tanıtım broşüründe, internette v.s. yazar bu bilgi. Bilmiyorum ne kadar doğru fakat, çocukluğumda yerleştiğim bu kasabada geceleri ilk dikkatimi çeken bu olmuştu. Yıldızları hiç bu kadar çok, yakın ve parlak görmemiştim daha önce. 2000 rakımdan yüksek yaylamızın nemsiz, bulutsuz gecelerinde bile. Kalkan'da yıldızlar elinizi uzatsanız değecek gibi duruyorlar havada... 
Kalkan, Türkiye

Şimdi İngilizlerin gözde tatil kasabası. Şurada ve şuradaki gibi hakkında pek çok haber bulabilirsiniz İngiliz gazetelerinde. Çok nadir Büyük Britanya haricinde turiste rastlarsınız. Özellikle çocuklu İngiliz, İskoç ve İrlandalılar tüm adalar burada zannedebilirsiniz. Nadiren tekneyle gelen Araplar, Ruslar veya Danimarkalılar olur. Geçen gün denizde bir İskoç kadın ile sohbet ettim. Küçük bir kızı vardı. Bizim Sahra'ya yüzme öğretmeye çalışırken bana yardımcı oldu. Kızı suda doğmuş ve yedi aylıktan itibaren yüzmeye başlamış. "Doğal olarak yüzebilirler aslında sadece korkuyorlar", dedi. Son beş yıldır her yaz Kalkan'a geliyorlarmış. "Neden her sene aynı yere geliyorsunuz ki," dedim. "Çocuklar için rahat bir yer. Herkes herkesi tanıyor. Küçük, şirin ve temiz," dedi. Büyük tatil köyleri çok yapay oluyormuş. Elbet bu İngilizler gide gele burada mülk edinmeye başladı. Yerleşik 1000 aile var yaklaşık. Kışları giderler ve yazın gelmedikleri zamanlarda villalarını kiraya verirler. Bu yüzden otel ve pansiyondan ziyade alış verişten ve lokantalardan para kazanır Kalkan esnafı. O yüzden pahalıdır diğer küçük ege kasabalarına nazaran. Gerçi geçenlerde bir arkadaşım Alaçatı'da bir bardak çaya 6 TL verdik küçük bir kahvehanede deyince, Kalkan ucuz geldi bana. Yok, o kadar değil. Burada dışarıda, özellikle de akşam yemeği kısmı pahalı olabilir sadece diyebiliriz.
Kaş halkı Kalkan'a burun kıvırır. Yerli turist hiç sevmez, İngiliz kasabası derler. Öyledir de. Kalkan halkı ise her sene dile pelenk olmuş, "turist yok bu sene, ya da turist çok alış veriş yapan yok," söylenmeleri ile yazı geçirir, tamirat, yeni iş, yeni iş yeri, düğün, nişan v.s. ile de kışı geçirirler. 
Kalkan, Türkiye
Her tatile gittiğimde turizmin arka sokaklarını düşünürüm. Siz plajındaki taşlara, pahalı lokantasına, kaygan, yokuşlu arnavut kaldırımlarına söylenirken bizim komşu, bahşiş bırakmadan odadan ayrılan turiste söylenmektedir genelde. 

Plaja gitmeye üşendim bugün. Broşürlerde görülen güzellikte bir denize gitmeye de üşeniyor insan evet. 

Ismaan abla geldi. Aslında adı İsmihan. Bence çok güzel bir isim, ama kısala kısala böyle çağrılır olmuş. Geçen yaz kızı nişanlanmış. Geçenlerde de bozulmuş nişan, ona üzgün. "Neden ki," dedim ben. Zeliş girdi söze, "Halasının bir kızı olduğunun farkına varmış oğlan, ne olacak",  dedi. Yine şaşırdım. Ismaan devam etti. "Geçen yaz nişanladık işte, Elmalı'dan birileriydi. Bizim komşu dediydi. İyilerdi. Kızımla da görüştü oğlan, iyilerdi. Hatta geçen sene açıköğretim Adalet MYO'nu kazandı kızım. Göndermediler. Biz düğün beklerken yakında, bir kaç hafta önce de haber gönderdiler, nişanı bozmak için. Kızıma sordum bir şey demedi. Bugün öğrendik ki, halasının kızıyla nişanlanmış oğlan." Zeliş ve annem, "Halasının kızını bugün mü görmüş, o neymiş öyle", dediler bir ağızdan. Ben, açıköğretimin nesine göndermemişler ki, diyordum içimden. Kızı şimdi bir butikte çalışıyormuş. Neye üzülüyordur acaba, okula kaydolmadığına mı, nişanının bozulduğuna mı... Hayat herkesin kendi etrafında dönüyor bir yere kadar. Ne Ismaan'ın ne de kızının umurunda değildir Kalkan'a kaç turist geldiğinin, The  Guardian gazetesinde ne yazdığının, ya da İngiliz kasabası olup olmamasının. Bu sene daha büyük bir zeytin bahçesi toplayacaklarmış. Onun sohbetine başladılar. Ben de arada, "Bana da bir kaç kilo zeytinyağı ayırın haa," derken annem lafı ağzıma tıkadı. "Kızım sen uçakla gelip gidiyorsun bir şey götüremiyorsun ki!" dedi. Sonra biraz da uçakla gelip giden bazı komşuların nasıl, neler götürdüğünden, hatta Emine teyzenin Almanya'ya nasıl salçalar, tarhanalar taşıdığından konuşuldu. Ben, halasının kızı ile son sürat nişanlanan oğlanı ve hem okulundan hem nişanından olan kızı düşünüyordum.  

Kalkan'a gelmek isterseniz, Dalaman havaalanından 1,5 saatlik otobüs yolculuğunu göze almalısınız. Sakın ha Antalya havaalanından gelmeye kalkmayın. 4 saat virajlı yollarda eğlenirim diyorsanız o başka. Bakmayın pahalı dememe, yine de küçük ucuz pansiyonlar, denizden uzak mevkilerde ucuz lokantalar ya da atıştırmalıklar bulabilirsiniz. Yok, ben bir çatıdan yakamoza bakmak ya da denizin kokusuyla uyuşmak istiyorum yemek yerken derseniz, kişi başı en az 50 TL'yi gözden çıkarmalısınız akşam yemeği için. 

Bir kaç da ek bilgi size; Likya'nın başkenti Myra (Demre)'ye 2 saat, Patara kumsalına yarım saat, (Türkiye'nin en uzun kumsalı, karettaların yerleşim yeri ve türk filmlerinin çöl sahnesi mekanı) Fethiye'deki Kayaköy'e 1,5 saat ve Saklıkent kanyonuna yaklaşık 40 dakika uzaklıkta Kalkan. 



Kaputaj plajı, Kalkan, Türkiye

2 yorum:

  1. eskiden severdim deniz kıyısı kasabalarını fakat halikarnasta üç yıl kaldıktan sonra biraz soğudum,seni para harcayan olarak görüyorlar, çok çapsız esnafları var,tatile gelen yabancılarda da bir çiğlik bir çapsızlık var,velhasıl mutlu aşk yok bu dünyada.güzel yazmışsın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum ateşinsesi. Maalesef turistlere dolaşn cüzdanlar olarak bakılıyor. Ben hoş görüyorum, belki içinde olduğum içindir. Yalnız, Kalkan'da İngiliz sosyetesi olduğu için öyle Marmaris'teki gibi falan elinize ayağınıza yapışmazlar. Daha mesafelidir. Daha düzgün. Bir dükkana girersiniz, sadece hoş geldin derler, siz bakarsınız alacaksanız bişi alırsınız. O açıdan daha nezihtir. Bir de Avrupa'nın pahalılığını ve Avrupalı turistin para değerinin de giderek yükselmesinden ben pahalılıkta ilerde olduğumuzu sanmıyorum. İngiltere'de 10 pounda bir tost-çay içemezsiniz. Ama Türkiye'de (42 TL) gayet güzel bir akşam yemeği yiyorlar. Hatta bir anımı paylaşayım: Slovenya'da Bled gölünün kenarında bir çay içeyim demiştim. Çay söyledik, yanında küçük bir dilim limon ile geldi. Bir şey demedik ki limonlu içmem çayı. hesap öderken baktık, limon dilimine 0.25 EUR fiyat yazmıışlar. 1,5 TL falandı galiba. Hem limon istemedim, hem de çaydan hariç bir de para almışlardı. Çok sinir olmuştum. Biz, hala Avrupa'da -bu bakımdan- gönlü zenginiz bence.
      Öyle işte.
      Teşekkür ederim paylaşım için.
      Selam ile,

      Sil