Nisan 01, 2015

Geçmişin Dayanılmaz Hafifliği

Hava sıkıntılı. Yağmurun yağmasını bekliyor şehrin yeryüzünde ne varsa. Ben de.

Daha bir kaç hafta önce izlediğim bir film gibi dere kenarında çamaşır pataklayaşım. Küçük çağlayanın akışı, derenin o kısmının biraz daha derin ve genişçe oluşu ve sonra daha dar bir alandan evin önünden akışı. Biraz aşağıdaki tuvalet derenin üzerine kuruluyken akan suyun en temiz ve berrak olduğunu düşünüyorduk tüm saflığımızla. Akan su pislik tutmaz derdi anneannem. Yaşamın sürekli oluşu, zamanın hep ileri akmasının bir ilgisi vardı bu deyişle biliyorum. Mutluyduk. Çocukluğa olan özlemin en belirgin nedenlerinden biri budur. Sıraca bulmak nasıl günlerce bir sevinç bırakıyorsa kursağımızda, anneannemden kötek yemek o kadar kısa zamanda unutulurdu. Gerçi biz kızlar hiç yememiştik, dayak kısmı çoğunluk erkek kuzenlerime düşerdi. Çünkü en yaramaz ve dayaktan nasıl kaçacağını bilemeyen onlar olurdu. Kadınlar, kendilerine biçilen arkada kalma rollerinden nasıl çıkışlar bulacaklarını daha çocukken öğrenmeye başlar. Bu da onlara büyüdükçe "kadınların aklını anlamak zordur, neler döner bilinmez ya da ne şeytandır onlar," gibi olmadık sıfatlar kazandırır. Erkek çocuklar o yaşlarda, biz top oynamaya gidiyoruz der evden çıkar, gece yarılarına kadar gelmeyebilirdi. Bizse, Ayşe'nin annesi babası yokmuş evde, Fatma' ların misafiri varmış yardım edeceğiz, gibi gibi olmadık şeyler, uzun hikayeler uydurmak zorunda kalırdık az biraz geç vakit eve gelebilmek için. Kadınlar bu nedenle ve böyle başlar şimdi anlaşılmayan akıllarını kullanmaya.

Biraz daha yürüdüm kaldırımda. İnsanların yüzleri asık. Hareketleri heyecansız ve yavaş. Bir tek çocuklar yüksek sesle ağlıyor ya da gülüyor.
Dünya her zaman kötü ve çılgındı. Geçmişin bugünden daha iyi olduğunu yad edenlere engizisyon mahkemelerini, Bastille çalışma evlerini, on yıllar süren dünya savaşlarını, din savaşlarını ve köleliği hatırlatmak isterim. İnsanlık dediğimiz olgu bugün hayıflandığımız gibi daha kötüye gitmiyor, ilk gün ne idiyse bugün de o. Sadece biz daha fazla görüyor daha fazla duyuyoruz. İşte büyümek ve özlediğimiz çocukluk arasındaki fark diyorum ben buna. Şimdi, çocukluğumun zamanına bakıyorum da, bugünden daha mutsuz olmalıymışım, eğer farkında olsaydım. Ben, yeni doğan palağın kuyruğunu çekiştirirken, yüzlerce insan hapishanelerde işkenceden ölüyordu. Çocuklar asılıyor, kadınlar karanlık dehlizlerde kayboluyordu hemen yanı başlarımızda üstelik. Biz mutluyduk çünkü bilmemenin, görmemenin lüksüne sahiptik.
Şimdi, sevinçli haberlerim kesik kesik, gülmelerim yarı hüzünlü. Nasıl mutlu olabilir ki insan bunca mutsuzluk varken, demişti bir arkadaşım, mutlu musun dediğimde. Çok haklıydı. Mutluluk ya bilmemekten ya da görmemezlikten gelir. Artık kalbimin çılgınca çarpmayacağına eminim. Artık büyüğüm. Ağlamam, üzülmem bile eksik. Ağladıklarım kadar, ağlattıklarım da var çünkü. Bolca doyduğumda aç olduğunu bildiklerim, doğan bebeğe sarıldığımda ölüsünü özleyenlerin çokluğu artık her yerde. Yaşam giderek ağırlaşıyor...   

10 yorum:

  1. Aze, sınav sonuçları açıklandı. Hiç iyi değil. Bu sene olmayacak.
    :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzüldüm :( Epey çalıştın sanki. Hayırlısı olsun elbette Şenaycım. Daha güzel günler için olsun bu günlerin sıkıntısı umarım.
      Sevgiler,

      Sil
  2. homeros ilyada destanında trovayı yağmalayan yunan birleşik krallıklarını anlatır,ama trova halkından yana bir vicdanla,kaç zaman geçmiş bu anlatının üzerinden ya bak adonisin ülkesinin başına gelen aynısı.evet sevgili aze bazen yazmaktan başka bir şey gelmez elinden insanın,madem öyle homeros gibi yazalım biz de.

    şimdi anadolu topraklarında faşistler yeniden fabrika ayarlarına geri döndüler eğer bu topraklarda ikamet ediyorsan lütfen iyi bak kendine ve dikkat et.

    neyse bir dizeyle hoşçakal

    gün doğuyor sancılı bir umudun şafağında
    kibelenin ninnisidir yaşamak
    anne (ana)rahminde

    YanıtlaSil
  3. Yazmak da gelmiyor içimden ateşinsesi. Anadolu'nun tam bağrındayım, nerede, nasıl dikkat edebiliriz kendimize bilmiyorum. Şiir güzel de yaşamak öylemidir onu da bilmiyorum. Anlayacağın, huysuz, bıkkın ve sıkkınım. Güzel günler olsun umarım, ne diyeyeyim. Dilekerin için teşekkür ederim. Bilmukabele..

    YanıtlaSil
  4. Dünya her zaman kötü ve çılgındı.. haklısın duymamak, görmemek, düşünmemek ve mutsuz olmamak elde değil..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Dark blue. Maalesef değil. Koyu maviyi de çok severim. Hoşgeldin.

      Sil
  5. Güneşin olsun gönlünde. Kar bile yağsa yada fırtına kopsa. gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa yine de güneşin olsun gönlünde . Ve sana iyi gelecek şeyleri söyle insanlara da. Sevgili aze aklımdaki hali böyle şiirin tam tercümesi değil. Ama etkileyici dizeler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldiniz, Hoş Geldiniz. Çok teşekkür ederim güzel dilekleriniz için.
      Artık o kadar kolay olmasa da çabalamalı insan bunlara, inanıyorum, fakat zor.
      Bu dizeleirn şiirini de şarkısını da çok severim. İlkay'ın sesi çınladı kulaklarımda... Güzel paylaşım.
      Selamlar, Sevgiler...

      Sil
  6. Çok duygulandım.. :(
    daha fazla görme, farketme, bilmekle bizler acaba lanete mi uğradık diye düşünüyorum bazen. etrafımızdaki pek çok insan hiç bir şeyi umursamadan yaşıyor eğleniyorken, ben neden böyle mutsuzum, kişisel sorunlarımdan daha çok diğer insanların, doğanın başına gelen felaketler, sömürüler, şiddet, savaşlar, haksızlıkların verdiği acılar beynimi niçin bu kadar işgal ediyor?
    çok can sıkıcı bir durum.. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh Şahin, bilmek mutsuzluktur değil mi? Cahiller mutludur. Ya da aslında bu da önemli değil. Bir şey yapamamak, güç bulamamak, yollarının kesilmesi, bir şey yapmanın zor gelmesi gibi gibi. Bütün bunlar çok ağır... Bazen insanları dinledikçe kendimi bir yerden atasım geliyor. 32 kişi, genç öldü aynı anda, bir kimse konuşmaz oldu. Ve bizler böyle böyle inandırılmak istediğimize inanır oluyoruz. Gösterimek istenileni görür oluyoruz...
      Umut tükenmesin, ne diyelim...
      Teşekkür ederim.
      Selamlar, Sevgiler,

      Sil