Ocak 11, 2015

Yaşam Amatörü: Tanpınar

Yeni yılın ilk yazısını edebiyata ilişkin yazayım, o da Tanpınar hakkında olsun diye çabaladım ama olmadı. Şu yaşa geldim, ki az buz değil, halâ öğrenememişim; bazen çabalarsın olmaz, bazen bir bakarsın olur. 


Narmanlı Han
Beyoğlu'nda İsveç konsolosluğunun tam karşısında hapishaneden bozma, eski, taş bir bina.
Uzun yıllar Rus elçiliği olarak kullanılır. Narmanlı Kardeşler binayı 1933'te satın alınca yeni bir dönem başlar. Avni ve Sıtkı Narmanlı, o dönem İstanbul'un ünlü tüccarlarıdır. Binayı satın aldıktan sonra Eminönü'ndeki ofislerini hanın ikinci katına taşıyan Narmanlılar,  ticaret hayatından oldukça iyi paralar kazanır. Sanatsever bir aile olan Narmanlılar, hanı adeta bir sanat ve kültür merkezine dönüştürür. Israrlara ve yüksek kira tekliflerine rağmen hanın odalarını taşralı tüccarlara vermek yerine, ucuz bedellerle sanatçılara ve yayın evlerine kiralamayı tercih ederler. (emlakansiklopedisi.com)


Narmanlı Han

Bu hanın odalarının biri; rutubetli, buz gibi. Soğuk, duvarları dahi yıpratmış.
Ahmed Hamdi Tanpınar
Uzun kirpikli, kısa ve az saçlı bir adam yazı yazıyor. Dışarı çıktığında dahi yanında taşıdığı leblebi kavanozuna uzanıyor eli. Yine parasız, yarı aç yarı tok. Abisinden borç isteyecek çaresiz. Oysa bir zamanlar milletvekilliği de yapmıştı. (Kadınlar ve kumar! Çok para isteyen şeylerdendi o zamanlar da.) Önce, bir gün çıkacağına inandığı milli piyango biletini alacak, sonra kağıt, kalem ve biraz da yiyecek bir şeyler. Bir gün, balık ağı gibi ince ince dokuduğu romanlarını birileri çok okuyacak, buna da inanıyor. O sıralarda Huzur adlı romanını yazıyor. Ah!, Nesteren. Nuran olsun adı Nesteren'in bu romanda, diyor kendi kendine. Ne güzel gezerdik İstanbul'da Nesteren ile. Boğaz turlarını düşünüyor, adaları, Beyoğlu'nun kaldırım taşlarını. "Bir tek kadın sevdim, o da sensin", diyor içinden, Nesteren'i düşünüp. "Biliyorum sen çok istedin Nesteren, Allah biliyor ya, ben de istedim ama beceriksizin tekiyim işte. Ben mi az çabaladım, hayat mı istemedi, bilmiyorum, kavuşamadık..."  
Sonra sıra Saatleri Ayarlama Enstitüsüne gelecektir. O da yazılacak, bitecek, ama yine parasızlık... Altmış yaşında bir şiir kitabı yayınlamış, ama hala aynı soğuk ve rutubetli bir han odasındadır yaşam. Çok kahve içirirdi yazmak ona , sigarasını elinde söndürmesi gerekmezdi yazmak yüzünden ama söndürürdü.

Kalemi bırakır. Sık sık görüştüğü Adalet Cimcoz'un yanına gitmek üzere odasından çıkar. 
İnsan başkalarının yerine konuşarak para kazanabilirmiş işte. Adalet'i yolda görse kimse tanımaz. Oysa sesini duysalar ya Türkan Şoray, ya Fatma Girik geçiyor sanılırdı, Türkan hanımıda yolda duysalar Adalet Cimcoz. Adalet hanımın çatı katında yine Bedri bey, Ahmet bey, Adalet hanımın kocası Mehmet Bey, konuştular durdular. Artık Ahmet bey'in borç istemesinden midir sık sık, başka bir nedenden midir, bilemiyordu Ahmet bey, soğuk bir konuşma vardı odada, odanın sıcağına inat. Evden çıkar. İstiklâl caddesini bitirir. Kafasında Hayri İrdal'ın saatleri, elleri cebinde Narmanlı Han'a doğru yürür... (Nazlı Eray'ın Aydaki Adam Tanpınar kitabının tanıtım konuşmasından derlenmiştir.)

Hiç Nazlı Eray okumamıştım. Kitabı ve kendini anlatışı "yaşamış" birinden hayatı dinlemek gibiydi. Okumanın zamanı gelmiş. Ben de ilk kitabı olan "Ah Bayım" öykü kitabını aldım kütüphaneden. Madem ilk okuyorum, ilk kitabı olsun diye. Sade, sessiz hikayeler gibi şimdilik. Okuyorum daha. Bitirince belki bir kaç kelam ederim. 

Kitaplar, hikayeler, masallar; insan yaşamının koşulsuz sevgiyle yüklü arkadaşları... Yine de, dostu olmalı insanın bu hayatta; kanlı, canlı. Yüzüne bakacak yüzüm kalmazsa başımı öne eğerim, diyecek sözüm kalmazsa dilimi yutarım ama yine de yalnız bırakmam seni, diyebileceği... 

6 yorum:


  1. Çok katılıyorum sana, bu günlerde daha çok katılıyorum. Her şeyin karşılıklı olduğu bir dünyanın içinde olmak; Ancak, verebileceğin kadar alabilmek, ödeyebileceğin kadar istemek, karşılıklı, al gülüm-ver gülümlü bir dünyada yaşadığımı daha çok anlıyorum. Ya da daha çok koyuyor, sadece maddi değil, manevi olarak ta sadece; verebileceğin kadarını karşı taraftan alabilmek (sorumluluk bu mu) ne hazin, ne acı. Ben, çocuklarım için böyle bir dünya dilemezdim. Daha hesapsız, daha kitapsız bir dünya, daha yaşanabilir bir yer olurdu.
    O yüzden, çok haklısın; bir arkadaşı olmalı insanın, kanlı canlı..... Ne aldığına, ne verdiğine bakmamalı... Paylaşmaya çalışmak, omuzlardaki yükü azaltmaya çalışmak bile hesaplanılmamalı..
    S.Şahin

    YanıtlaSil
  2. Sevgilli S.Şahin. Öyle, işte, bu kadar: Sevgili S.Şahin...
    .
    Belki, bunu bilecek kadar uzun yaşamış olmaktır şimdi en güzel anlamımız.
    .
    "Kurduğumuz tüm hayallere rağmen değişmeyen dünyanın şerefine", diyoum ben ve hayal kurabilenlerden olmaya devam edebilmek niyetiyle...

    YanıtlaSil
  3. Yazarların hayatını çok ilginç buluyorum hala bile: Bazıları o kanal senin bu gazete köşesi benim yazılar, röportajlar vb. bitmiyor hiç. Kimisi herhangi bir edebiyat dergisine bir yazı gönderebilmek için yıllarca uğraşıyor. İşin acı tarafı o sesi çok çıkanın belki de yazıyla tam olarak ilgisinin olmaması, reklamlarla yoluna devam etmesi. Ve yazarların ya tam anlamıyla halkın içinde olmasını ya da gizemli kalmasını tercih ediyorum. Herkese açmamalılar yaşamlarını; yazmanın farklı bir dünya olduğuna inanıyorum çünkü.

    YanıtlaSil
  4. Bu aralar Beyoğlu'ndaki hanlarla ilgili araştırma yapıyordum.Tam da üzerine geldi yazı :)
    Paylaşım için teşekkürler...

    YanıtlaSil
  5. Güzel söylüyorsun Şenay. Ne yazik ki popüler kültüre ilgi,içeriğine bakmazsızın popüler olanın para kazanmasına sebep olabiliyor. Mesela geçenlerde yeni film haberi duymuştum: Kocan Kadar Konuş diye bir kitap varmış. Evlilik-otuzlu yaşlar üzerine vs bir şeymiş. Yazarının da ilk kitabı. Bir kaç liste başı gitmiş kitap. Şimdi de filmi çekiliyormuş. Yazar tv de, ilk senaryom olacak aynı zamanda diyordu.
    Kitabı okumadım, şahsen ismi okumamam için yeterli, gerçi konusunu da incelemiştim biraz: nasıl liste başı olmuş diye. Yani, işte böyle konular para kazanırken, popüler olmayan ama çok daha güzel şeyler söyleyebilenlerin yazmaktan hiç para kazanmazsızın, yazmaktan vazgeçmemesi takdire şayandır.

    YanıtlaSil
  6. Merhaba Gamze,

    Araştırmana bir şey katabilmiş olmak ne güzel. Geçen hafta gittim gördüm Narmanlı Hanı. Çok kötü durumdaydı. Yeni birileri satın almış. Umarım halka açık, değerine layık bir şeyler yaparlar.

    Sevgiler,

    YanıtlaSil