Aralık 22, 2014

Sayiklamalar XIII

Sabah yerlerdeki sular donmuştu. Gökyüzü mavi cam rengindeydi ve parlaktı. Böyle günlerde ne derler bilirsiniz; hava kar topluyor. Henüz bırakmadı. Bekliyoruz.

Nergisler çıkmış. Her yerde Nergis satılıyor. Çok güzel kokuyorlar. Bayılıyorum Nergis kokusuna. Ben küçüklüğümde sümbül derdim bunlara. Herhalde ta üniversitede falan birileri bana sümbül budur, nergistir senin dediğin dedi, öyle öğrendim. Artık biliyorum hangisi hangisidir ama, yine de görünce ilk aklıma sümbül geliyor. Her şeyin çocuklukla ilgili olması ne fena.

Bir dişime kanal tedavisi yapıldı. İki kanallı bir dişmiş. Kanaldan kanala fark var tabii. Süveyş kanalı da var mesela, kanal D de, 7'de, A'da. Bunlar deri ve kemik arasına sıkışmış ince sinir hatlarıydı. Bir tek diş için uygulama yapıp, her bir kanal için para alması ayrı, o milimetrik kanalları temizlemek ve doldurmak için bir saatten fazla zaman harcaması ayrı bir dertti doktorun. Diş çok önemli. Beslenme mi, yemek sistemi mi, işte o sistemin yani öğütmenin ilk basamağı haliyle. Eh, yaşamımız da karnımızı doyurabilmek üzerine kurulu olduğuna göre, diş önemli. Para da önemli. Kim ola ki şu takas sistemini kaldırıp paraya para diyen acep. Bulup dövsek. A, bu arada biliyor musunuz, Türkçedeki para kelimesi Farsça parê kelimesinden gelir, küçük parça demektir. Yükte küçük pahada ağır.

Bu aralar ikide bir gözüm sulanıyor. Bugün kütüphanede ders çalışırken bir de ne göreyim; yanaklarımdan bir şeyler akıyor. Böyle durumda ne denirdi; sinirlerin bozuk senin. Aklıma geldi, gelmesi ile gülümsedim. E, bozuk tabii, daha iki gün önce iki sinirimi söktü aldı dişçi. Haliyle ayarları bozuldu sevgili sinirlerimin.
Sinirlerin ayarı bozulunca başka şey daha var tuhafıma giden; kişi neden sinirli olur ki o zaman. Sinirlerim azalmıştı oysa. Bu ara öfkeleniyorum basit şeylere, çokça da kendime.

Geçen hafta Nazlı Eray'dan son kitabının tanıtımını dinledim. Tanpınar'ın hayatına dair hayretle dinlediğim şeyler anlattı. Çok keyif aldım. Çok hoşuma gitti. Kaç gündür o var aklımda yazmak için, bir türlü olmadı derslerin yoğunluğundan. Yeni yıldan önce inşallah. Ama durun, heyecanlandım şimdi; yılın son yazısı daha başka olmalı sanki. Aman canım, abartmayalım. Bu bile olabilir o yazı. Hem, zamanı bu şekilde ayırmayı doğru bulmuyorum ben. Zaman, hayat, bir döngüdür, çemberdir. Hiç bir şey yeni baştan başlamayacak 7x24 sonra, her şey olduğu gibi akmaya devam edecek.
Geçen sene, Ankara'da bir arkadaşımın evinde girmiştim yeni yıla. Çok geniş bir ailesi var sağolsunlar. Hep beraber tombala oynamıştık eğlenmiştim epey. Sonra korku filmlerindeki gibi bir sis bastırmıştı. İlginçti. Ondan önceki sene, Pasedena şehrinde, sabah yapılacak Gül Bahçeleri festival geçidini en önden izleyebilmek için kaldırımlara çadır kurmuş insanlara şaşarak girmiştim yeni yıla. Bakalım bu sene nasıl olacak. Nergisli bir yılbaşı istiyorum. Alayım bitmeden.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder