Ağustos 02, 2014

Rüyalarımız...

Altı ay olmuştur, öğlen saat 12'ye kadar uyumamıştım. Annem gelip uyandırmasa daha da uyuyacaktım galiba. Annem' in sesiyle irkildim, önce nerede hangi zamanda olduğumu algılamaya çalıştım. Bağırarak ağladığım ama sesimin duyulmadığı bir rüyadan onun sesiyle uyanmıştım çünkü. "Hadi artık çok acıktım, ne çok uyudun", deyince geceden kalan bütün sinir ve kırgınlığımı annemden çıkarasım geldi. Bir saate baktım bir anneme ve neden bu saate kadar yemek yemediğinden girip, yemek yememek için nasıl bahane ürettiğinden çıktım.

Karmaşık rüyalar gördüm dün gece. On iki buçuk civarı dizi izlerken uyuya kalmıştım.
Siyah, filmlerdeki mafya araçlarına benzer, büyük, parlak, lüks bir minibüse götürüldüğümü görüyorum. Bir kaç adamın ortasında merdivenlerden inerek minibüse biniyorum. Birileri beni bir yere götürüyor, yarı gönüllü yarı gönülsüzüm. Galiba bende onlar gibi bir mafya çetesinin üyesiyim ama, zorla oradayım gibi de hissediyorum. Herkes siyah takım elbiseler giymiş iken bende kolsuz mavili bir bluz, kolumda mavi bir saat var. Araca binerken mavili saatimi değiştirmem gerektiğini düşünüyorum. Korkuyorum; orada olmaktan ve olacaklardan. Birden bir telefon çalıyor. Rüyamda saate bakıyorum, saat gecenin üçü, alarm sanıyorum, telefona bakıyorum biri arıyor. Korkumun yerini sevinç alıyor, telefonla aranmama gerçekten seviniyorum. Çevrem, insanlar, sesler değişiyor.

Bir sevgilim varmış, arayan oymuş. Bir kaç saniye konuştuktan sonra düşünmeye başlıyorum; neden normal saatte değil de, bu saatte arıyor ki! O diyor ki, "uyu, madem uyuyordun uyumaya devam et sen." Ben, sanki aylardır görüşmemişiz, hatta bir daha görüşmemek üzere telefonu kapatmışız da, şimdi o aramış gibi sevinçliyim tuhaf bir şekilde. "Tamam, sorun değil, uyandım", diyorum. Uyuduğumu tahmin etmemiş olamaz, demek "önemli", diyorum içimden. Sevgilime rüyamda az önce gördüğüm rüyayı anlatıyorum. Tam korkarken beni uyandırdığını söylüyorum, o da kendine pay çıkarıp, "Bak, seni uyandırmışım, ne güzel", diyor. Dakikalar dakikaları kovalıyor, konuşup duruyoruz rüyamda. Çocukluk hikayelerimi anlatıyorum, o da anlatıyor bir kaç hikaye. Gündüz ki konuşmalarım geliyor aklıma, ne kadar sıkıldığım, yorulduğum, hangi yoldan nasıl gideceğimi düşünüp durduğum geliyor. Kendimi akan suya bırakır gibi konuşmaya bırakıyorum sonra. Saatler geçiyor, hala konuşuyoruz, ve giderek de uykum açılıyor. Kendimizden değil, başkalarının hikayelerinden bahsediyoruz daha çok. Belki de başkalarının hikayelerindeki kendimizden, bilemiyorum. Sonra ben, geçen günlerde kurduğum onunla Brezilya'ya gitme hayalimi anlatmaya başlıyorum. Bu arada benim de Brezilya'da gerçekten bir arkadaşım var ve hep çağırır durur beni. Planımı yaparken, Peru, Arjantin, Amazonları da düşündüğümden, gitmişken orası da var, şurası da var deyip, kafamın ne kadar karıştığından bahsediyorum. "Hatta Şubat'ta 'Rio Carnavalı' var, ona gidelim en iyisi", diyorum ben. O da; "Evet, çok değişik yerler var kıtada. Mesela ben, Kolombiya' nın güzel kızlarını görmek istiyorum", diyor. Rüyamda birden sesim gidiyor. Susuyorum, üzülüyorum. 
Ta, galu-beladan beri düşünmeye başlıyorum aramızdakileri. İşte diyorum, hep olacak olan bu olacak bu ilişkide. Rüyamda böyle düşünüp duruyorum. Kızgınlık duyuyorum, niye kendimi böyle bir duruma maruz bıraktığıma çok kızıyorum... Üzerinde durulacak bir laf değil, saçmalamasana diyorum bir yandan, bir yandan engel olamıyorum bozulmama. Sonra kendi kendime; ya, bu güvensizlikten vazgeç, ya da bu.., ya da işte.., neyse diyorum. Sevgilim anlamıyor neden bozulduğumu, "Sanki Kolombiya' ya gitmemiz mümkünmüş gibi bozulduğun şakaya bak", diyor. Şurada şu konuşma ne kadar mümkün ise, Kolombiya' yı görmemiz de o kadar mümkün diyorum ben içimden. Her şey olmasa da, çok şey mümkün bu hayatta... Geriliyorum... Kırk odalı kapının kilidini açan tek anahtar gibi tek tek açıyor kaygılarımın kapılarını o cümle. Olan olmayan ne kadar eksi varsa artıların üzerine yığıyorum. Olmasını istediklerim ile olmasından korktuklarım savaşıp duruyor. Rüyamdaki sevgili ile kendi kendime kavga edip duruyorum. Bütün bunları bir kaç saniye içinde inanılmaz bir hızla düşünüyorum. Giderek daha üzülüyor, daha geriliyorum. Gözlerim doluyor, burnum sızlıyor. Sevgilime sesleniyorum, o uyumuş bile. Ben pencereden dağlara bakıyorum. Üşüyorum... Kolumdaki mavi saate bakıyorum, bir saattir üşüyor muşum. Başımı yastıkta bir sağa bir sola çeviriyor, uyumak istedikçe uyuyamıyorum. Bir ara, rüya değil mi yoksa demeye başlamışken, dağlardaki ağaçların değişmiş olduğunu fark ediyorum.

Uzun, sık, küçük yapraklı kavağa benzer ağaçlarla çevriliydi etraf. Giderek yaklaştığım beyaz, iki katlı çok güzel görünen bir ev vardı ağaçların arasında. İçeri giriyorum. Evin alt katı çok geniş, mermer tabanlı ve lüks eşyalarla döşeli, büyük kristal bir avize tavandan sarkıyor. Ortadan bir merdiven spiral şekilde yukarı doğru çıkıyor. Merdiven başında, az ilerde elinde silah olan bir adam var. Adama bakıyorum. Adam beni görmüyor, ben sanki orada bir hayaletim. Birden merdivenin hemen başında beyazlar içinde, siyah dalgalı saçlı çok genç, güzelcene bir kız beliriyor. Adam silahı kıza doğru doğrultuyor. Ben birden adamın gözleri oluyorum. Gözleri az görüyormuş adamın, kızı hemen değilde gözlerini kırpıştırarak yavaş yavaş görmeye başlıyoru-z-. Gözlerimin önünden bütün geometrik şekiller sarımtırak renklerle geçiyor, arkasından kızın görüntüsü beliriyor. Adam birden ateş ediyor. Aynı anda genç kız kayboluyor, altı-yedi yaşlarında küçük bir kız çocuğu evin yan tarafından dağlara doğru koşmaya başlıyor. Düz siyah saçlı, yine beyazlar içinde küçük bir çocuk. Daha da tuhafı bu sefer ben kendimi hem o genç kız hem de o küçük kız olarak görüyorum. Öyle sanıyorum. Herkes kayboluyor. Ben dışarı çıkıyorum. O sırada bir yerde arkadaşlarımı beklediğimi, onların beni almaya geleceğini anımsıyorum, tam nerede kaldılar derken beyaz bir araba geliyor. Ön koltukta arkadaşımı kocası ile yan yana oturur görüyorum. Arabaya doğru telaşla fırlıyorum. Ön kapının kapı kolu yok, kalakalıyorum, şaşırıyorum, açın açın, bana telefonunuzu verin, polisi aramalıyız diyorum. 
Kocası hemen telefonunu uzatıyor. Polisi arıyorum; "orası bizim bölgemiz değil", diyor polis. "Nasıl olur, evde bir adam var, bir anne ile çocuğunu rehin almış, öldürecek ne olur yardım edin", diye bağırıyorum. Sanki avazım çıktığı kadar bağırıyorum ama sesim çıkmıyor. Belimi büküyorum dizlerim tutmuyor, yere doğru eğiliyorum, "kimi arayacağım, jandarma mı hangi bölgeyi hangi numarayı ne olur söyleyin", diyorum, bağırıyorum, ağlıyorum, polis çok sakin. "Zaten olaya müdahalemiz yarım saati bulur, yapacak bir şey yok", diyor. Üzerimde beyaz uzun bir elbise var, saçlarım da uzun, siyah, rüzgardan yüzüme çarpıyor ben sürekli bağırıyor, elbisemi çekiştiriyor, kendimi paralıyorum neredeyse, ama polis çok sakin. Gözümün önünde hep küçük kız çocuğu ve adamın silahı tutan eli var.
Birden bir ses duyuyorum; "hadi kalk", diyor annem.

Gecenin korkularını görüyorum yüzümde yıkarken. Rüyalar tuhaf diyorum kendi kendime. Sonra bunları yazıyorum işte. Yazarken fark ediyorum sevgilim kelimesini sıkça kullandığımı, oysa kimseye sevgilim diye hitap ettiğimi hatırlamam. Rüyamdan dilime dolanmış demek. Daha yazı bitmeden telefonuma bir mesaj geldi. Brezilya'daki arkadaşım; "Aralıkta müsait misin, Türkiye'ye tatil planlarım var", yazmış. Şaşkınlıkla cevap verdim. "Gel, gel tabi ki, ben de dün gece rüyamda senden bahsediyordum", yazdım.
Kalp kalbe oluyormuş demek ki...

4 yorum:

  1. Yorumlayan çıkmaz mı bu rüyayı. Freud'tan benim hatırladığım şu vardı, araba altında kalmak; cinsel istek demek. Gerçi Freud'a göre her şey cinsel istek demek :)

    S.Şahin

    YanıtlaSil
  2. Bu konuda derin bir bilgim yok ancak kendi kendime düşüncem şöyle. Pek rüya hatırlamadığımdan da sık aklıma gelen bir konu değil.
    Rüya görmemiz için uyumamız gerekiyor. Uyku halinde ruhumuz bedenimizde değil. Acaba ben annemi rüyamda görsem mesela diyorum onunla ruhumuz bir yerlerde karşılaştığı için mi görüyorum onu, öyle olsaydı da aynı rüyayı görmemiz gerekir ki hiç olmayan bir şey değil bu.
    İkinci durum ruh ve bedenin rüyada birlikte olmadığıyla ilgili. Ruh farklı bir boyutta ancak rüya gören bir insanı özellikle de kötü bir şeyler görüyorsa beden hareketlerinden fark edebiliriz, bir şekilde iletişim devam ediyor demek ki.
    Rüyaların da çeşitleri olduğunu biliyorum. İşte bilinç altı rüyası , müjdeci rüya, şeytani rüya vs.
    Velhasıl rüya ilginç bir konudur, bunlar sadece daha çok aklıma takılan kısmı.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba Şenay,

    Rüyalar da henüz tam çözemediğimiz alanlardan biri galiba. Ben de bilinçaltı ile ilgili olduğunu, gündüz aklımızın köşelerine attıklarımızın gece çeşitli metaforlarla karşımıza çıktığını biliyorum. Freud en çok konuda uğraşanlardan biliyorsun. Düşlerin Yorumu diye bir kitabı var aklımda, henüz okumadım. Okuyunca buraya da yazarım olmazsa, yine üzerinden geçeriz..

    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  4. Sevgili S.Şahin,
    Öncelikle rüyamı yorumlayan çıkmadı ya:-( Senden bekliyorum ben bunu. Düşlerin Yorumu'nu tek okuyan sensin.
    Ama sen de şimdi böyle demişsin :-)
    Bence de Freud bu konuda abartıyor:-) Freud Mureud abartıyor işte

    YanıtlaSil