Haziran 27, 2014

Görecelilik...

Sabah zar zor uyandım. Bu sabah kalkamamışsın erken diyen herkese de "Hiç uyuyamadım, bir ara sabah 6 gibi açtım gözümü ama yeni yummuş gibi hissediyordum" dedim. "Evet, o ne sıcaktı öyle, bende zor uyudum" diyordu ev ahalisi hep bir ağızdan. "Sıcak mı, evet sıcaktı ama o ne fırtına idi öyle, balkondaki masa bütün gece bir aşağı bir yukarı kaydı, sandalyeler zıpladı sanki, rüzgarın sesinden uyuyamadım ben", derken hepsi şaşırmış bana bakıyordu. "Kimse rüzgarı duymadı mı?", dedim ben yine hayretle. Hepsi tuhaf tuhaf yüzüme bakıyordu "Ne rüzgarı abla, sıcaktan pişiyorduk biz." dediler. Dayanamadım tuttum elinden birini balkona getirdim; divanın örtüleri yerlerde, masa öne doğru gelmiş, sandalyeler rastgele yerleşmiş gibi duruyordu. Evet, dün gece orada bir şeyler olmuştu, sanrı değilmiş duyduğum sesler. Yine de kimse bir şey duymamıştı.
Oysa bana, balkondaki her şey birazdan yola fırlayacak, ya da pencereden üzerime geliverecek gibi gelmişti tüm gece. Karmakarışık kabuslar, sesler, rüzgar, tedirginlik hepsi vardı ama en az sıcak vardı. Birileri bana özel gece tertiplemiş anlaşılan. Öyle olsun, ne diyelim.

Küçük kasabalar böyledir, birileri sizin için hep en iyisini bilir, hep en doğrusunu ister. Aynı türden davranışlar, aynı insanların aynı sözleri bazen, bakış açınıza ya da hayattan beklentinize göre bir zaman avantaj, bir zaman dezavantaj gibi gelir.
Şimdilerde, büyük şehirlerin camlı plazalarında uzun zamandır çalışan hemen herkesin hayal ettiği gibi; küçük, şirin labirent sokakları, minik çakıl taşlı bir sahili, sahilinde tahta masalı sandalyeli bir çay bahçesi ve akşamları deniz fenerinin önünde çekirdek çitleyerek, komşu kızının önünden geçmesini dört gözle bekleyen liseli gençleri olan eskilerin süngerci bugünlerin turistik bir kasabasında vakit geçiriyorum. Bir nevi geçici esnaflık yapıyorum. O, labirent, denize bakan sokakların birinde benzer esnaflarla her sabah aynı ritüel tekrarlanıyor. Dükkanlar açılır, kapı önleri süpürülür, dışarıda durması gereken mallar cam önüne çıkarılır, tozlar alınır ve taburelere oturularak çaycının dükkanını açması beklenir. Dün sabah hemen yandaki marketten soğuk bir mandalina şiveps aldım. Yıllar var içmedim mi hatırlamıyorum, o ne güzel bir tatmış öyle. Aldıktan on-on beş dakika sonra açacak almak için yine markete gittim. Market sahibi; "İçmediniz mi daha, ılımıştır o, getirin değiştirelim, öyle güzel olmaz", dedi. Bu, çok hoşunuza gidebilecek ilgidir sizi bir zamanlar kasabadan kaçırabilecek şeyler... Büyük şehirlerde "ahh, kalmadı öyle şeyler dedikleriniz mesela; Çaycının daha ikinci gün, "Şekersiz ve büyük bardak değil mi", diyerek çayınızı getirmesi, komşulardan birilerinin sık sık dükkana dalıp sohbet konusu açması, elinizdeki kitaba ya da gömüldüğünüz bilgisayara doğru kaysanız da sohbete devam etmesi. Hoş gelir gün olur bunlar ya da ruhunuzu sıkar gün gelir. - Size ne gazozumu nasıl içtiğimden, belki ılık içiyorum, dün büyük bardak içmiştim şimdi küçük isteyebilirdim neden sormuyorsunuz, neden karışıyorsunuz, neden bireyselliğime ve sessizliğime saygı duymuyorsunuz gibi gibi...-

Bir çok kararımız, fikrimiz, bugün neye ihtiyacımız olduğuna bağlıdır aslında.
İhtiyaçlarımızın bizi kör etmemesi, bize "yakışacak" şekilde, bugün olmasını istediğimizin yarın kahrımız olmaması dileği...

2 yorum:

  1. Ben de o ufak, sıcak kasaba ya da mahalle hayatına özenenlerdenim. İnşallah kısmet olur ileride öyle bir yerde yaşamak. Ancak çok büyük laflar edecek kadar büyümemiş olsam da bazen diyorum nereye gidiyoruz, yakında kimse kimseye güvenemeyecek heralde.

    YanıtlaSil
  2. Selamlar Şenay,
    Bana göre büyük laflar etmek için büyük olmaya gerek yok. Büyük olmakta göreceli bence. :-)

    Keyfine göre, gönlüne göre istediğin yerde yaşarsın inşallah... Her çağın iyisi güzeli, kötüsü oluyor herhalde. Güzeline daha çok rastlarız umarım.:-)

    YanıtlaSil