Nisan 16, 2013

Gülelim Eğlenelim!? ...

Adlandırıldığından bu yana hastalıklara odaklı Psikoloji bilimi. Olmayana, "anormal" tanımlanana. İnsanı, normallerinin zincirine katmaya çalışıyordu yeniden, "anormali" yönetmeye ve topluma zararsız hale getirmeye.

Yeni bir Psikoloji bilimi kolu adlandırıldı son yıllarda : " Pozitif Psikoloji".  Üniversitelerde kürsüleri kurulmuş, eğitimlerine başlanmış. Normalin dışına çıkan bizleri "ekside" kavramıyla da tanımlayan psikolji, bu zamana kadar bizi sıfıra çıkartmaya amaçladığını , bundan sonra " artıya" çıkartmaya çalışacağını söylüyor.
İnsanların mutlu olmayı öğrenebileceğini, öğrenmesi gerektiğini savunuyor. Hayatın anlamı ve anahtarının mutlu olmayı öğrenmek olduğunu savunuyor. Alanın yaratıcılarından biri " Mihaly Csikszentmihalyi" Macar asıllı Amerikalı psikoloji profesörü, diğeri Martin Seligman, Amerikalı psikolog ve Amerika Psikoloji Derneği Başkanı. M. Csikszentmihalyi pozitif psikolojinin ve "kişisel gelişim" alanın mimarı kabul ediliyor ve  psikoloji de   "flow" teorisi ile biliniyor. "Flow" teorisine göre insan "bir şeye" konstantre olursa zamanın nasıl geçtiğini anlamaz , dertlerinden uzaklaşabilir ve mutlu olabilir(miş). Çok basit anlatımıyla bu. Ama bu; televizyon izlemek, ya da beynimiz için faydasız adlandırılabilecek bir şeyler değil. Bulmaca çözmek, matematik problemi çözmek, yeni bir konuyu anlamaya çalışmak gibi... 
Oldum olası sevmedim bu kişisel gelişim derslerini, bu yanıyla da pozitif psikoloji alanını. İnsanoğlu bireyselleştikçe, insanla arasına mesafe koymaya çabaladıkça içinde oluşan -doğasına aykırı- insansızlığı kendi kendie mutlu olma yolları ile kapatmaya çalışıyor. Bay M.Csikszentmihalyi para ile mutluluğun doğru orantılı olmadığını ispatlamaya çalışmış, "insanlar buna inanıyor çünkü, toplumumuz başarıyı parayla ölçüyor" demiş. Bu doğru. Buna katılıyorum. 
Emin olduğum ama yazıyla ifade edemediğim  ( düşünceleriniz net ise ifade edilememesinin -dili biliyorsanız- mümkün olmaması gerektiğini bilmekle birlikte ) şu ki; yeni doğan bebeği denize bıraktığınızda yaşama içgüdüsü ile nasıl ki yüzebilmesi mümkün ise insanoğlu da yaşamında nasıl "mutlu" olabileceğini zaten biliyor, öyle geliyor dünyaya. Bilim adamlarının 21.yüzyılda keşfettikleri, doğamıza aykırı davranıp, bozulmuş olanı yeniden kurmaya çalışmaktan başka bir şey değil. "Flow" teorisi, kişisel gelişim sınıfları, hobi okulları, facebook oyalanmaları, "fight clup" filmindeki grup toplantıları, ticari üretimden başka bir şey değildir.
Oysa toplum tacirleri, bu teorilerden, "hedonizmi" yaratmışlardır, yaratmaya çalışmaktadırlar.

Beynin gelişmesi için üreterek düşünmeye ihtiyacı vardır, vücudun çökmemesi için harekete , çalışmaya ihtiyacı vardır. İnsanın kendini var kılabilmesi için varlığının tanınmasına ihtiyacı vardır. Bunların azlığı ya da çokluğu durumu sorun olarak tanımlanır. Dengeye ihtiyacımız vardır. Zıtlıkların birliğine. 

İnsanın en büyük düşmanı kendisidir. İnsanın kendini, kendi içine bakarak çözmeye çalışması onu kendiyle karşı karşıya getirecek ve yenişemeyeceği baştan net olan birbirine eşit iki gücün çaresizce kavgasından başka bir şey çıkmayacaktır ortaya.  Kendini ancak yansımalarında;  ürettiklerinde, sevdiklerinde, nefret ettiklerinde ve hayallerinde tanıyabilir insan. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder