Haziran 25, 2010

Stop The Bullet Kill The Gun.



Etkileyici bir anlatım.
Herkes farklıdır, farklı beklentileri vardır, farklı öğrenirler.
Eğitim alanında yapılan bir araştırmaya göre insanların %40'ı duyusal ağırlıklı olarak; hisleriyle öğrenirler. Bir anlamda dokunarak, paylaşarak, deneyimleyerek, katılarak, üzülerek, korkarak, sevinç ya da haz duyarak, % 35'i görsel ağırlıklı ve %25'i işitsel ağırlıklı olarak öğrenirler.Bu video işitsel ağırlıklılar için pek bir şey anlatamıyor.Her ne kadar sadece işitsel öğrenmiyor da olsalar bu araçla hızlı, keyifli ve istekli öğrenmediklerini varsayarak onları dışarda tutuyoruz. % 75'i oluşturan görsel ve duyusal ağırlıklılardan yüzde kaçı böyle bir gösteriden sonra silahsızlanmaya destek verebilir, soru işareti ? Duyusal ağırlıklıların etkilenmiş olmasını varsayarsak tabi...Çıkan basit sonuç; öğrenim kanallarının bilinebiliyor olması öğretmek için yeterli değildir. Kişi tarafından istenmesi veya öğrenilmesinin, anlaşılmasının zorunluluk olması; en az gerekliliklerdir.

Yoksa izlediğimiz yüzlerce film, okuduğumuz kitap, duyduğumuz nutuktan sonra yaşamlarımızın sürekli değişiyor olması gerekirdi değil mi? Oysa beyin öğrenmeyi sever hem de çok, kapasitesinin de henüz bilinemediğini biliyoruz.Hatta tekrarlanan rutin işlerde sıkılır beyin, hayal kurmaya başlar ve ordan gitmek ister. O zaman neden? Neden öğrenemiyoruz, bilmiyoruz? Çıkan basit sonuç; bilmek, istemek ve mecbur olmak yetmez eylem için. Güdüler, kurulu düzen öğretileri, sahibi sandığımız sahiplerimiz, güven duygusu, dışlanmışlık korkusu ve insan olmak! en güçlü yol kesicilerimizdir. Öğrenmiyoruz, en zalim savaş haberlerini diğer insana anlatıyoruz ardından "bugün yaşam her zamankinden daha güzel" diyoruz. Öğrenmiyoruz, insanlık binlerce yıldır kendi soyundan hiç bir şey öğrenmiyor, kendi çıkarı, uzun yaşam şartları, hep daha konforu için beslendiği kaynaklarını yok ederek yaptıkları dışında... Aynı döngü dönüyor, dönüyor... 

Ama ben bu organizmanın kendi varlığını kendinin yok etmeyeceğine inanıyorum yinede. İnsan soyundan olan ben, öğrenmiyorum ve iyimserim... Halen iyimserim...

Hepsinden öte insanın en güçlü güdüsü; yaşama güdüsü buna izin vermeyecektir.

Diğer taraftan diyelim ki verdi; bu başından sonuna ezelden ebediyete plansız kuralsız kendi kendimizin yarattığı saçmalık; hem her şeyin mümkün hem de namümkün olduğu hayat, bu yok oluşa gülüp geçecek, güzel bir oyundu, bu döngüyü de hiç bir şey hissettirmeden atlattık diyecektir...Ve bir başka insan veya ben bir sonraki döngüde yine iyimser, hala iyimser olacaktır...Taa ki biri öğrenene kadar gerçeği...

Haziran 19, 2010

Umut

Umut

Hayatta en çok bir tek neyi istediğimi düşündüm.
Daha önce istediklerimi geçtim, bundan sonra istediklerim arasından seçtim.
Yaşam son bulmaktır. Ne kadar inat edersen et kazanamazsın...
Yaşamdan; bana ölebileceğim zamanı versin istiyorum bir tek...


Beklediklerim, bekleyenlerim yitsin.
Göreceklerim, özleyenlerim olmasın.
Bileceklerim, merak edeceklerim kalmasın.
Arayacaklarım, merak edenlerim bulunmasın.
Öğreneceklerim, deneyimleyeceklerim bitsin.
Şaşırdıklarım, anlayamadıklarım düşünülmesin.
Öyle ereksiz olayım ki ha olsun ha olmasın.
Değişecek mevsim, dönecek gün kalmasın.
Ha sıcak ha soğuk, ellerim ne üşüsün ne de yansın yüzüm.


Öyle bir zamana varayım ki geriye bir tek ölmek kalsın...
Vakit geldiğinde ben çoktan varmış olayım tek...

Haziran 12, 2010

An Roozha...


Farid Farjad 1938 Tahran, İran doğumlu. 1966 yılında Tahran Müzik Konservatuarında klasik müzik üzerine yüksek lisansını tamamladı. Tahran senfoni orkestrasında çalıştı. Fars halk müziğinde derin bir birikime sahiptir, Batı Klasik Müziği üzerine çalışmaları ile Fars müziğinin gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Son otuz yıldır Amerika'da yaşamaktadır. Dünyanın en iyi keman virtüözlerinden kabul edilir.An Roozha 1,2,3,4 ve 5 olmak üzere beş albümlük bir albüm serisi vardır ; An Roozha "İran 'da O günler "anlamındadır. İlk dört albümünde Abdi Yamini, son An Roozha albümünde eşi Mitra Tavakoli Farjad piyanoda kendisine eşlik etmiştir.

Son anda vazgeçmiştim konserine bilet almaktan, nasıl kaçırmışım bu müziği görmeyi !

Herhalde bu kadar anlaşılır ve hüzünlü  anlatılabilir insanın memleketine duyduğu özlem...

"...İnsanın oturduğu toprakları altında ölüleri yoksa , o adam o toprağın adamı değildir..."(Yüzyıllık Yalnızlık, G.Marquez.)

Haziran 10, 2010

Yol Soruları 2...

...Bir çocuğun sevgisinin ne kadar "çıkarcı" olduğu apaçık ortadayken neden hiç geri durulmaz, şüphe edilmez ve sevmekten vazgeçilemez...?
Çıkarcılığı bilinçli olmadığından mı? Yoksa sevgilerine karşı hiç bir ön yargımız, şüphemiz olmadığından mı? Çocuğun henüz bilmediğini aradaki farkı, bildiğimizden mi ? Üç yaşındaki bir çocuğun kolları ; daha dünyada olalı üç yıl olmasına , üç yıldır besleniyor olmasına rağmen, aylardır tarif ettiği itfaiye aracının aynısını tam elinde tuttuğu için sizi bir sıkışta boğabilecek güçtedir. Sorulardan sonra tabi; kırmızı mı ? ötüyor mu ? şoförü varmı ? merdiveni varmı ? merdiven uzuyor mu ? Hepsi evet ise boynunuz kırılabilir...Öncesinde ne derseniz deyin sarılmayabilir bile ! O kadar açıktır ki, siz o itfaiye aracını getiren kişisiniz, hayallerini gerçekleştiren siniz, bu yüzden en sevilensiniz o gün , o an, önemli değil ne kadar zaman ama öylesiniz şimdi. Siz bunu bile bile herşeyden çok seversiniz onun o an sevinmesini...Bu çıkarcılığı bilir ama hiç üzerinde durmazsınız, şaşırıyorum ben buna...!
Çocukların beynini çok merak ediyorum ; en önce hangi yetişkin duygusuna, davranışına şaşırıyorlar, öğreniyorlar, seviyorlar, sevmiyorlar merak ediyorum ? Önce hangi duygumuz, davranışımız aramıza yeni katılanlar için çok şaşırtıcı merak ediyorum ? Sadece güdüleri ile yaşamaktan ne zaman vazgeçiyorlar ? Annelerini sevmelerini anlayabiliyorum, babalarını sevmeye sadece yakınlarında oldukları için mi karar veriyorlar yoksa sevildiklerini gördükleri,duydukları için mi? Aynı ilgi, bakım ve sevgi sözcüklerini edebilen dayı, amca ile babayı nereden ayırd ediyorlar? Yetişkinler onlara babalarını daha çok sevmeleri gerektiğini söylüyor olabilir mi ?...Bazı cevaplar için uzun deneyler, uzun gözlemler, uzun sorular gerekebilir,  bazılarının cevabını bulmuştur belki psikologlar.Tabi cevaplardan emin isek eğer...